Sızıntı Arşivi

Aralık 1996 · s. 510 · 3 dakikalık okuma

Dağ Keçileri

Rıdvan Özel · Zooloji

DAĞ KEÇİLERİ

Kuzey Amerika’da Alaska’dan ldaho’ya kadar olan kıyı dağ zincirinde yaşayan bir hayvan türü vardır: Dağ keçileri (Oreamnos americanus). Bu hayvanlar insanlar için hiç de uygun olmayan yerlerde yaşadıklarından, bugüne kadar pek az kişi tarafından görülebilmişlerdir. “Gök ile yerin birleştiği” bu yüksek kayalıklarda sıcaklık bazen sıfırın altında 40°C’ye kadar düşer, herşey kalın kar örtüsünün altındadır ve bu sarp uçurum kayalıklarda atılacak yanlış bir adım ölüm demektir. Yeryüzü üzerinde bir canlının hayatını devam ettirebilmesi için düşünülebilecek en zor şartlara sahip, sadece buz ve kayalardan oluşan, tehlikenin kol gezdiği bu dağlarda yaşayan, yaşamanın da ötesinde bu dağların adeta kralı olmuş dağ keçileri, çevreleri ile harikulade bir uyum göstermektedir.

Tırmanma kabiliyeti açısından en üstün Kuzey Amerika hayvanı olan dağ keçilerinin çoklarının inandığı gibi kayalar üzerine vantuz gibi yapışan ayakları yoktur. Aksine ayak tabanları yumuşak ve yastıklıdır. Tırmanırken fazladan bir çekiş gücü sağlayan iki esnek tırnağa sahiptirler. Nisbeten kısa bacakları, kaslarla dolgunlaşmış, güçlü ön ayakları ve dik yamaçlarda küçük çıkıntılar üzerinde hareket edebilmesini sağlayan dar gövdesi ile beraber tırmanmayı kolaylaştıran toynakları, bu yabani dağcının yerçekimi ile alay edercesine uçurum yamaçlarında dolaşmasına yardım eden en önemli özellikleridir. Tırmanmak mesele olmayınca, dağ keçileri dolaşmak için daha az kar tutan dik yamaçları tercih ederler.

Gelmiş geçmiş en iyi dağcılar olan bu hayvanların en ilginç özelliklerinden birisi, yakınlarında sıçrayıp kaçabilecekleri dik bir kayalık olduğu sürece kurt ve kartal gibi yırtıcı hayvanların çevrelerinde dolaşmalarıdır. Böylece onlardan gelebilecek tehlikelerden emin olmaktadırlar. Dağ keçileri, bu davranışları ile insanlara “Düşmanın uzağında kalıp muhtemel tuzaklarından bihaber olmaktansa, onu göz altında tutup tetikte beklemenin daha salim bir yol olduğu” prensibini hatırlatıyor gibidirler.

Sonbaharın sonlarına doğru yiyecek bulamayacakları zamanlara hazırlanmak için otlar ve dağ çiçeklerini çabuk çabuk yiyerek beslenmelerine her zamankinden daha fazla -günde yaklaşık altı saat- zaman ayırırlar. Bu arada onları kışın dondurucu soğuğuna karşı koruyan kabarık ve uzun tüylü postları, her kış başlangıcında yenilenir.

Dağ keçisinin dikkat çeken bir diğer yönü ise kavgacı yapısıdır. Genellikle çiftleşme mevsiminde erkek dağ keçileri ile bazı inatçı dişi dağ keçileri arasında süregelen kavgalar, aslında hemcinsler arasında da yıl boyu devam eder. Her keçi, çapı yaklaşık 3 m’yi bulan kendisine ait bir hğkimiyet bölgesine sahiptir, eğer başka bir keçi bu bölgeye tecavüz ederse ev sahibince tehdit edilip saldırıya uğrayabilir. Fakat keçiler bilinenin aksine o kadar da inatçı değildirler. Çoğu anlaşmazlıklar kan dökmeden beden lisanı ile çözülür. Dağ keçilerinin kavgacı tabiatlarına rağmen neticedeki, bu uzlaşmacı tavırları, konuşacak dilleri olsa da çoğu zaman yumruklarını ve silahlarını konuşturan insanoğluna ibret olmalıdır.

Yaklaşan bahar ve eriyen karlarla birlikte dağ keçilerinin dünyasından bazı üzücü manzaralar da müşahede edilir. Yavru keçilerin bir kısmı aşırı soğuktan, bazı yetişkin dağ keçileri de hemen hemen her hafta düşen çığ- lar sebebiyle ölmektedirler. Her şeye rağmen dağ keçilerinin dünyasında hayat bütün varlık aleminde olduğu gibi devam etmektedir ve dünyanın çatısı sayılabilecek yükseklikteki bu kayalıklara baharın gelip, kardelenlerin açması ile beraber hamile keçiler, yeni nesil dağcıları doğurmaya başlarlar. Bu yavrular daha ikinci günlerinde kayalara tırmanmaya, hoplayıp zıplamaya ve gelebilecek muhtemel saldırılara karşı yerleri hiç de garipsemezler. Niçin garipsesinler ki, zaten oraları için yaratılmışlardır.

“İçgüdü” kavramı dağ keçilerinin gerektiği zaman gerektiği yerde gerektiği şekilde davranmalarını açıklamak için çok yetersiz kalmaktadır. Vücutlarının, çevreleri ile gösterdiği noksansız uyumu açıklamada ise “tesadüf” ancak komik bir izahtan öteye geçememektedir.