Kasım 1988 · s. 394 · 2 dakikalık okuma
Dağ Hastalığı

Yükseklerin istenmeyen tesiriyle karşı karşıya kalan sadece maceracı dağcı grupları olmuyor. Küçük uçakların, helikopterlerin ve vasıtaların artışıyla, daha çok kimse, eskisinden daha kolay ve hızlı bir şekilde tehlike arz eden yüksekliklere çıkmaya başladılar.
Mesele, yükseğe çıktıkça oksijen konsantrasyonunun azalmasıdır. Deniz seviyesinden (108 km. yüksekte) atmosferdeki oksijen oranı sabittir ve (21%)dir. Ama yükseldikçe havanın barometrik basıncı düşer ve metreküpteki oksijen dâhil bütün gaz moleküllerinin sayısı azalır. Mesela, 10.000 fitte (3 km.) her nefeste deniz seviyesine göre 8 kez daha az oksijen akciğerlere girer.
Vücudumuz bu oksijen azlığına çeşitli yollarla karşılık verir. Daha fazla hava almak için sık solunum başlar, akciğer kılcallarına kan akımını artırabilmek için kalb atış sayısı artar. Kanın oksijen taşıma kapasitesini yükseltmek için de alyuvar ve hemoglobin yapımı vücut tarafından hızlandırılır. Ayrıca hemoglobindeki değişiklikle kanın oksijen toplaması ve depolanması daha da kolaylaşır.
İşte, azalan oksijenle birlikte vücudumuzun yukarıda saydığımız reaksiyonları verememesi ile yükseklikle alakalı hastalıklar gelişir. Doktorların genellikle üç çeşit olduğunu söyledikleri hastalıkların temeli aslında birdir. Azalan oksijenin hücre içi dengeyi bozması ve dokularda fazla su toplanması:
1) Akut Dağ Hastalığı (Acute mountain Sickness) en fazla rastlanılan tiptir. 1.8 km. civarında olur. Baş ağrısı, halsizlik, bulantı, nefes darlığı ve uykusuzlukla karakterizedir.
2) Akciğer ödemi (Pulmoner Ödem) (2.7 km.) sonra görülür. Burada daha ciddi bir nefes darlığı, öksürme, göğüste fokurdama sesi (bubbling noise in thechest) halsizlik ve şuur bulanıklığıyla beraber bir dalgınlık göze çarpar. Tedavi edilmediği takdirde öldürücüdür. Akciğer kılcallarındaki (kapillerindeki) kan, çevredeki küçük hava keseciklerine sızmaya başlar. Bu hadise, akciğerlerdeki 002 ve 0 alışverişini bozar ve akciğerdeki sıvı birikimi daha da artar. Neticede enteresan bir durum ortaya çıkar. Hasta adeta kendi sıvısıyla boğulur.
3) Beyin Ödemi (Serebral ödem) 13.000 fitten sonra olur (3,9 km.). Bu en tehlikeli tiptir. Hücrelerin sodyum ve potasyum pompasının bozulmasıyla ortaya çıkan sodyum, potasyum ve su dengesizliği neticesi, beyinde kalıcı zedelenmeler söz konusudur. Beyin dokusu şişer, ödem gelişir. İleri derecede baş ağrısı, kusma, koordinasyon kaybı, korna ve ölümle karakterizedir. Beyin ödemli hastalarda halüsinasyonlar da husule geldiği rapor edilmiştir. Bir keresinde And’larda zor bir yolculuktan dönen dağcılar, zirvede buldozerler, palmiye ağaçları gördüklerinden ve oradaki turistlerin kendi erzaklarını çaldıklarından öyle eminlerdir ki!
Sebep ne olursa olsun dağ hastalığı (altitude sickness)ndan korunulabilir. Günde 300 m. yükseklikten az tırmanış, çok ciddi hastalıkları önleyebilir. Tavsiye edilen ilaçlardan sadece Diamox, sık solunum etkilerini yok edebilmekte ve Akut Dağ Hastalığının semptomlarını azaltabilmektedir. Diğer hastalıklara tesiri yok denecek kadar azdır. Akut dağ hastalığı durumunda yapılacak en akıllıca şey; bol su içmek, baş ağrısı için aspirin almak ve dinlenmektir. (Akciğer ve Beyin ödemi) daha ciddi olduğundan, hasta derhal aşağıya indirilmelidir.
Yahya Yağmur
(x feet x 0.3) =Y metre
![]()