Sızıntı Arşivi

Mayıs 1995 · s. 152 · 9 dakikalık okuma

Çok Boyutlu Zeka Kavramaları Işığında Zeka Testleri

Selim Aydın · Pedagoji

Beyine sürekli gelen bilgi, zihindeki idrak (algı) kalıp­larına göre ya yeniden düzenlenir veya boşlukta ka­lır. Zihindeki algı desenleri veya kalıpları, eşyayı tanımamızı kolaylaştırır, onları sınıflayarak be­lirli bir düzene koyar. Zihin ken­dine gelen sinyalleri ve bilgileri yeniden sürekli düzenleyen dinamik-kararlı değişken bir yapı­ya sahiptir. Bugünkü bilgilerimiz bize düşünmenin gerçekte algı­lama (idrak) tarzına bağlı olarak şekillendiğini ve dış dünyadaki şeyler ve hâdiselerin desen (kalıp-pattern) olarak zihinlere kodlandığını söylemektedir.

İnsanın düşünebilme ve öğrenebilme özelliklerini ortaya çıkaran zihin fakültelerinin bir­den fazla olduğu ve her bir me­lekenin en az zekâ kadar önemli olduğu ortaya çıkarılmıştır. İn­sanın analitik düşünme gücü ve hızının bir göstergesi olarak ze­kâ, hayatın problemlerini çözme­de ve başarıya ulaşmada gerekli faktörlerden biridir ama yeterli değildir. Son yıllarda yapılan ça­lışmalar ve yayınlanan dokü­manlar, zekâ testlerinin neyi öl­çüp ölçmediği ve hangi alanda güçlü ve zayıf olduğu hususun­da hararetli tartışmalar başlattı. Özellikle, ABD’de yayınlanan Çan Eğrisi adlıkitabın yazarları Prof. Richard Hermstein ve Prof. Charles Murray zekâ test­leri ile insanların sosyal statü ve başarıları arasındaki ilginç bağlantılara dikkat çekmişler­dir.

DÜŞÜNMENİN FARKLI TARZLARI IŞIĞINDA ZEKÂNIN YERİ

Düşünce, algılamanın, his­setmenin ve hafızanın bir kom­binasyonu olarak ortaya çıkar. Zihnimizin potansiyel olarak sa­hip olduğu ve algılamaya dayalı düşünme genelde üç ana grup altında incelenmektedir.

Birincisi: Tanımlayıcı-sınıflayıcı düşünme tarzıdır (Descriptive Thinking). Eşya ve hâdisele­ri gruplama, sistematik hale sokma ve sınıflama bu düşünce tar­zıyla gerçekleştirilir. Bir konu üzerinde çalışırken zihnimizin ilk önce kullandığı düşünme tarzıdır.

İkincisi: Bütünü parçalara ayırarak inceleme ve analiz et­meye dayalı düşünme tarzı (Analytical Thinking). Sınıflara, gruplara ayrılmış şeyleri kendi içinde parçalayarak analiz etme ve değerlendirme; sorgulayıcı ve tenkide yönelik kritik düşünme olarak da bilinir. Batı dünyası ge­nelde bu düşünce tarzını kulla­narak eşya ve hâdiseleri inceler.

Üçüncüsü: Senteze ve yeni bütünler, alternatifler oluşturma­ya dayalı düşünme tarzı (Divergent- creative thinking) olup, heptenci-holistik ve yeni sentez­lere yönelik yaklaşımları ihtiva eder. Sentezci düşünce, açılımlı, alternatifli-sıradışı çok ihtimalli düşünme ile sıkı sıkıya bağlan­tılıdır. Yeni şeylerin üretiminde, keşif ve icadlarda bu düşünme tarzı önemli rol oynar.

Klasik zekâ tanımı bu üç düşünme tarzından ikincisiyle ilişkilidir. Ancak bugün zekânın diğer boyutları da dikkate alı­narak değişik zekâ tanımları ya­pılmaktadır. Zekâ soyut bir kav­ram olduğundan biz onu ancak belirtileri ile anlayabilmekte ve öl­çebilmekteyiz.

ZEKÂNIN BELİRTİLERİ

1- Lisanı, doğru ve zen­gin kullanabilme derecesi: İfa­de kabiliyeti zekânın inkişafında önemli rol oynar. Sentaks (söz dizimi) olmaksızın geçen bir ha­yatın nasıl olacağını 11 yaşındaki sağır bir çocuğun davranışlarını inceleyerek görebiliriz. Bu kişi, çocukluk yıllarında ne konuşu­lanları duyabildi ne de işaretle iletişim kurallarını öğrenebildi.

Dolayısıyla sentaks öğrenme im­kânı yoktu. Bu çocuk normal gö­rüyor, farklı şeyleri ayırt edebi­liyor ve grupluyordu. Algılamaya dayalı gruplama kabiliyeti ile ilgili bir problemi yoktu. Fakat bu ço­cuk, zihninde soyut kavramları tutamıyordu. Onları yansıtamı­yor, onları kullanamıyor ve plânlayamıyordu. Çocuk okuma-yazma biliyordu. Ama imajları, hi­potezleri ve ihtimallerle oynama­yı beceremiyordu. İmaja dayalı hayal dünyasına gidemiyordu. Çocuk âdeta hazır zamanla sı­nırlanmıştı. İnsanın zekâsının in­kişafında sentaksın çok önemi vardı: Meselâ vahşi şempanze­ler, üç düzine farklı anlam ifade etmek için, üç düzine farklı ses kullanırlar. İnsan ise, foneme di­ye adlandırılan üç düzine vokal kullanır. Bu seslerin kombinas­yonu bir muhtevaya (içeriğe) sahip olduğundan biz anlamsız şeyleri belli kombinasyonlarda biraraya getirerek anlamlı keli­meler yaparız. Şempanzelerde sesleri kombine etme ve üç sesten bir kelime yapabilme kabili­yeti yoktur. Onlar yeni mânâları seslerin şiddetini artırarak üretir­ler. İnsan ile maymun arasındaki en büyüleyici fark da budur. Yânî tek anlamı olan sesleri birleş­tirerek, sonsuz anlamı olan yeni kelimeleri (ses kombinasyonları) ancak insan üretebilmektedir. Ayrıca bizler konuşurken ses kombinasyonlarının kombinas­yonlarını da (cümleyi yapan ke­limelerden oluşan ifadeler) kullanırız. İnsan 100 sesi peşi pe­şine vurarak,(kim yaptı, kime, nerede, ne zaman ve niçin gibi) anlamlı ve eşsiz kelimeler üre­tebilir. Bu noktadan dilin kullanı­mı ile zekânın gelişimi arasında çok sıkı bağ vardır. İnsanlara verilen büyük nimetlerden biri de; şeyleri biraraya anlamlı şekilde getirebilme kabiliyetidir. Açarsak, kelimeleri cümlelere; notaları me­lodilere; adımları dansa; emirleri oyun kurallarına dönüştürebilme kabiliyeti insana verilen en büyük nimetlerdendir.

2-Alet yapma ve kullana­bilme kabiliyeti: Beynimizin ba­listik hareketleri (Çekiç vurma, fırlatma gibi.) plânlama yeteneği, zekâyı olumlu yönde motive eder. Örneğin bacaklardaki balis­tik hareketler son derece hızlıdır. Çünkü balistik hareketler, son derece fazla plânlama faaliyetini gerekli kılar. Yavaş hareketler, hata düzeltme için zaman sağlar. Bardağı ağzınıza götürürken, bardak, sizin hatırladığınızdan daha hafif olsa bile bardak bur­nunuza, bile çarpmadan istika­metini değiştirebilirsiniz. İnsan, tam ayrıntılı plân yapmaktan zi­yade işe doğru yönde başlar. Ve yolunu gerektikçe düzeltir. Beyin, hareketi bütün ayrıntılarını önce­den plânlamak zorundadır. Çekiç vurma bir düzine kasın ardışık aktivasyonunu gerekli kılar. Bir cismi fırlatma işi ise hedef ile o hedefe ulaşmak için gerekli gü­cün hesaplanması gibi karmaşık işlemleri gerektirir. Hedef me­safesi arttıkça, beyinde yapılması gereken hesaplamalar artar. He­defi vurabilmek zorlaşır ve beyin ekstra enerji harcar.

3-Plânlayabilme kabiliyeti: Hayvanlarda geleceklerini plân­layabilme özelliği yoktur. İnsan hayatında özellikle az rastlanılan durumları plânlayabilme çok önemlidir. Bu da birden fazla muhtemel senaryoyu hayal edip ona göre önlemler almayı gerekli kılar. Dolayısıyla insandaki plân­lama kabiliyetleri zekâyla bağlı­dır.

4-Farklı durumlarda doğru alternatifleri, çözümleri hızlı şekilde üretebilme kapasitesidir.

5-Gelecek hakkında muhtemel hareketleri tahminleyebilme gücü.

6-Belirgin Kişilik Özellik­leri: Zeki insanlar, risk almayı severler ve cesaretlidirler. Dâhilerin bir özelliği de kendi zihinleriyle konuşabilmeleri ve düşün­düklerini duyabilmeleridir. Belir­sizliklere karşı sabır ve tolerans ile onlara dayanabilme gücü gösterirler. Zeki insanların beyni bil­giyi iletmede daha kompleks, da­ha etkin nöral bağlantılara sahip­tirler. Örnek verecek olursak, doktora yapmış kişiler, liseli ta­lebelere nazaran daha fazla komplike nöral ağa sahiptirler.

ZEKÂ NEDİR?

Bugün dünyada zekânın evrensel bir tanımı ya­pılamamıştır. Çünkü o şuur gibi açık uçlu bir ke­limedir. Sınırlarını çizmek çok zordur. Çünkü ruhî fonksiyonlarımızın bir tezahürü olan idrak, şuur ve zekâ, zihnî faaliyetlerin en üst seviyesinde yer alır. Şahsiyet özelliklerimiz onların ortaya konuşunu doğrudan etkiler. Zekâ (IQ gelişimi) sürekli iç ve dış çevrenin etkileşimi altındadır. İç çevre (psi­kolojik ve biyolojik beden) ve sosyoekonomik çevre, çocuğun zekâsının inkişafını, gelişimini ve zekâsını kullanabilme düzeyini doğrudan etkiler. Çocuğun özellikle algılama ile ilgili kabiliyetlerinin geliştirilmesi zekâ puanına olumlu etki yapar.

ZEKÂNIN EVRENSEL BİR TARİFİ VAR MI?

Pek çok araştırmacıya göre zekânın esas özünü, muhakeme gücü ve yeni problemleri çözmedeki esneklik oluşturur. Önsezi de zekânın bir bileşimi olarak ele alınır. Nörobiyolog H. Barlow’a göre zekâ, yeni bir düzenliliği veya kuralı keşfetme veya bir tahmin yapma ile ilgili bir aktivedir. Zeki olmak, bir açıdan belli özelliklen olan davranışları ortaya koyabilme becerisidir. Zekâ hadisesi, hızlı hareket etme, çabuk çözüm bulma ve fikren hızlı şekilde tasnif edip, gerekli bilgiyi en kısa süre içinde ortaya çıkarabilme ile ilişkilidir. Zihindeki elementlerin permutasyonu, imajlar, ibareler, hafıza, soyut kavramlar, sembolik düşünme, sesler, matematikî ilişkiler, zihinde lego oyunu şeklinde cereyan eden dü­şüncenin taşlarını oluşturur. Zekilik, bu taşları doğru kullanmak, fikirlerin, imajların ve sembollerin yeni kombinasyonlarını oluştur­mada, daha şanslı ve hızlı ol­mayla ilişkilidir. Bu açıdan zekâ aynı zamanda yeni ilişki ve kom­binasyonları çok fazla oluştura­bilmeyle bağlantılıdır. Zaten İngilizce “intelligence” kavramı, ara­sından seçme ayıklama anlamı­na gelir. Zekâ testleri kişinin, öğ­renme hızı, problem çözme hızı, adapte olabilme hızını ölçmeye yönelik olarak tasarlanmıştır. Her bir iş ve meslek belirli bir zekâ Her seviyesine ihtiyaç duyar. Bu gereklidir ama o mesleği veya işi başarıyla yapmaya yeterli değildir. Problemleri çözebilme genelde bir zekâ göstergesi olarak kabul edilir, Ancak problemin tanımlanışı ve ortaya konuş tarzı, kişileri zeki veya aptal duruma düşürebilmektedir. Mesela, sosyal vaka şeklinde sunulan problemler, soyut sayılar ve semboller halinde tanımlanmış aynı probleme nazaran çok daha kolay çözülebilmektedir.

ZEKÂ TESTLERİ NEYİ ÖLÇER?

Klasik zekâ testleri genel olarak, kişinin anadilini kullana­bilme, duygu ve düşüncelerini ra­hatça ifade edebilme (sözel ye­tenek); matematiki ve soyut sembolik düşünebilme (sayısal yetenek) ve uzayda şekilleri evi­rip çevirebilme (soyut düşünme gücü) kabiliyetlerini ölçmektedir. Zekâ testleri kişinin, öğrenme hı­zını, problem çözme hızını, adapte olabilme hızını ölçer. Bugün zekânın belirli yönlerini ölçen testler pratikte kullanılmaktadır. Ancak zekânın ortaya konmasın­da muazzam derecede varyas­yon vardır. Çünkü hızlı işlem yap­mada, kısa yolları bulmada ve analojiler kullanarak uygun soyut düşünme seviyesini yakalamada ferdî farklılıklar sözkonusudur. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Howard Gardner’ın zihin melekeleri teorisine göre zekânın belirtileri iki grup altında incelen­melidir:

A - IQ testleriyle ölçülebi­lenler: Matematik; topolojik(geometrik); lisan ve mantıkla bağlan­tılı zekâ.

B- IQ testleriyle ölçülemeyenler: Müzik; resime (tasarım) yönelik zekâ ile sosyal ve pratik zekâ.

1980’li yıllara kadar kulla­nımda olan zekâ testleri, sözel, sayısal ve şekilsel sorular şek­linde organize edilmişti. Günü­müzde geliştirilen yazılı ve sözlü testlerle belirli bir oranda ölçüle­bilen ve tahmin edilebilen zihin melekelerini aşağıdaki şekilde gruplayabiliriz:

A- Analitik Zekâ (muhake­me gücü):

1- Sayısal hesaplama (Sa­yıları manipule edebilme ve ilişkilendirebilme gücü ve hızı).

2- Sözel Kavrama Gücü (Dili doğru ve zengin kullanabil­me gücü ve hızı).

3- Geometrik Şekilleri Uzayda Manipule Edebilme. (Şekil ve resimleri zihinde oynayabilme ve benzerlik ve farklılıkları hızlı şekilde ortaya koyabilme gücü. Soyut düşünebilme kabiliyeti).

B- Hafıza (Kısa ve uzun sü­reli ve kelime, resim ve şekil ha­tırlama gücü ve hızı):

C- Müzik kabiliyeti

D- Resim kabiliyeti

E- Mekanik âlet kullanma kabiliyeti

F- Bilgi Seviye Testleri. (Be­lirli yaşlarda edinmesi gereken bilgi seviyelerini ölçen testler)

Yukarıda sınıflandırılan ze­kâ çeşitlerinin herbirini, ayrı bir usulle inkişaf ettirmek mümkün olup, bu konuda doğuda ve batı­da yoğun çalışmalar yapılmakta­dır.

Klasik zekâ testlerinin ölç­tüğü zihin parametreleri, esas ola­rak A grubunda toplanmıştır. Bu ise zihnin sahip olduğu kapasite ve yeteneklerin % 50’sini oluş­turur.

ZEKÂ TESTLERİ FAYDALI MI?

IQ testleri ve kişilik analizi testleriyle yapılan meslek seçim­lerinin, sosyal hayatta mecburi­yet olduğunu kabul edenler gün geçtikçe çoğalmaktadır. IQ test­leri, günümüzde çalışma haya­tını düzenleyen, özlük politikala­rında yararlı rehberlik görevi ve­ren çalışmalar olarak iş görmek­tedir.

Şimdi uzmanların üzerinde birleştikleri bir gerçek şu; IQ testleri, ferdin zekâ seviyesini belirlemede güvenle başvurulabi­lecek yollardan biridir. Zekâ öl­çümlerine göre kişilere görev vermenin pratikte büyük yararlar sağladığı ruh bilimciler, tarafın­dan da kabul edilmektedir.

Amerikan ordusunda per­sonel sınıflandırması için 1917 yılından beri IQ testlerinden ya­rarlanılmaktadır. Bir İngiliz uz­mana göre, Amerikalılar, zekâ testlerini personel seçiminde ba­şarı ile uygulamış, bundan çok büyük maddî yararlar sağlamış­lardır. Amerikan kaynaklarının belirttiklerine göre, söz konusu zekâ testlerinin uygulanması, ABD hükümetine her yıl tam 16 milyar dolar tasarruf sağla­maktadır. Bu rakam bugün yak­laşık 600 trilyon Türk lirasına karşılık gelmektedir.

IQ TESTLERİNİN TARİHÇESİ

lntelligent Quatation=zekâ katsayısı) testleri konusunda ilk çalışmalar 1884 yılında İngiliz F. Galton tarafından başlatıldı ve bu kişi zeki insanların soy ağaçlarını çizerek zekânın kalıtım yoluyla nesilden nesile aktarıldığını düşündü. Ayrıca ilk psikometrik laboratuarı, fertler arası farklılıkları (zihnî, mekanik, artistik ve müzik kabiliyetleri açısından) ölçebilmek gâyesiyle kurdu. Galton’un bu gâyesini gerçekleştiren ilk çalışma, Fransız psikolog Alfred Binet tarafından yapıldı. Bu şahıs 1904 yılında arkadaşı Simon ile birlikte çocukları yaşlarına, performanslarına göre sınıflayabilecek bir test hazırladılar. Sorular sözel, sayısal ve şekilsel ağırlıklı idi. IQ testlerindeki sorular, çocukların belirli bir zaman dilimi içerisinde kaç tane soruyu doğru cevaplandırabildiğini ve yarım düzine kadar imajı (analoji soruları gibi) zihinlerinde evirip çevirmede ne kadar iyi olduklarını ölçmeye yönelik olarak hazırlanmıştı. Değişik yaş gruplarından yüzlerce çocuğa bu testler uygulandı.

1905 yılında bu iki araştırmacı zekânın metrik ölçüm skalasını yayınladılar. Bu skala zaman içinde 3-5 defa revizyona tâbi tutularak kullanışlı hale getirildi. Bu skala genellikle Çan Eğrisi olarak tanımlanır. Bu arada çocuğun kendi yaşıtındaki ortalama performansa göre zekâ yaşı kavramı ortaya atıldı. Bu kavram kullanılarak zekâ oranı anlamına gelen IQ formülü ve puanları geliştirildi. IQ= zekâ yaşı/ Biyolojik yaş *100

1916 yılında Binet-Simon skalası Stanford revizyonu olarak geliştirildi. Farklı yaş grupları için belirli sürede verilen doğru cevap sayısına göre zekâ puanlarını gösteren Stanford normu bugün yaygın olarak kullanılmaktadır.

KAYNAKLAR

- AKHURST,A.B.(1970). Assessing in­tellectual ability. The English University Press Ltd. England

-ALLMAN, F W.(1994)- Why IQ isn’t destiny. US.News and World Report. October 24. Sh: 73-80

-BECK, M and WINGERT, P. (1993). The puzzle of Genius. Newsweek June 28. 1993. Sh:34.

-CALVIN, H.W.(1994). The Emergence of Intelligence. Scientific American. October 1994. Sh: 101-107.