Sızıntı Arşivi

Ekim 1987 · s. 13 · 1 dakikalık okuma

Cinnet Sınırını Zorlamak

Şemseddin Nuri · Edebiyat

ek87-16.jpg

Dehâ, yalnızlığın çocuğudur; ve onu ancak ızdırabın şefkât dolu sinesi korur ve muhafaza eder.

Dehâ, gelişmiş bir şuurun, imkânsızlık sınırına yerleştirdiği ve bir adım ilerisini tehlikeli bölge ilân ettiği sınır taşını, tırmanacağı zirve için ilk basamak kabul etmenin adıdır.

Dehânın harîmi cinnettir; ve dâhi bu harîmin sınırını günde en az birkaç defa zorlar durur. Zira gönlünde kopan fırtına ancak böyle diner ve durur.

Dehâ, ışığın karanlık merdiveniyle düşünce semasına doğru bir tırmanıştır. Dâhi, işte böyle bir cehd ve gayretten sonradır ki, düşünce semasında, dudağında titreyen tebessümle onu yanlarına çağıran fikir yıldızlarının vuslatına erer.

Dehâ, ağyar ufkunun son noktası ayağının ucu iken; henüz haritası çizilmemiş bir hayatı kavrayıp idrak etmektir.

Dehâ, ilahi bir mevhibe olan ferasetin, eşya ve hadiselerin mahremiyetini kendi tayfları altına alarak her eşya ve hadiseye ayrı bir güneş bahşetmesi ve böylece insan zekasının hem görünür hem de gösterir nüfuzunu en mübhem noktalarda dahi belgelemesidir.

Dehâ, sadece bir milletin iftihar anlayışına sığmıyan ve bütün bir insanlığın gönlünde ebed kadar yeni ve taze bir iftihar tablosu olarak saklanan ve saklanacak olan fertlere, nisbet edilmesi mümkün her asil vasfı içinde taşıyan; ve bu haliyle kanatlarında kaf dağını taşımayı azmetmiş sevimli fakat zaif bir kusa benzeyen, dört harflik, kısa fakat mânâ yüklü bir kelimedir ki, lûgatta, "sonsuzluk"tan başka onun müradifi yoktur.

Dehâ, sabrın altın tabağıyla, huzur cenneti takdim ederken, bir gül dahi koklamayı düşünmeyen asil bir ruhun başına, yüce bir meclis tarafından konulmuş arşa benzer bir seçkinlik tacıdır. Ve insanlık birgün ister' istemez o arş etrafında dönüp duracaktır..

Ve netice olarak dehâ; beyaz gece siyah gündüzle yer değiştirirken ensede ürperen bir ses ve bir nefestir. Hayır, başka değil, deha, ancak "iman" demektir...

Şemseddin Nuri