Haziran 1981 · s. 18 · 6 dakikalık okuma
Burnumuz

Burun, kemik ve kıkırdaktan yapılmış üstü adele ve deri tabakasıyla kaplı bir uzvumuzdur. Şekil itibariyle üç yüzlü bir piramide benzetilebilir. Kemik kısmı daha gerilerdedir. Önde çıkıntı yapan kısmı kıkırdaktan yapılmıştır. Organizmada, yaratılmış olan her şeyin bir hikmeti olduğu gibi, burun dokusunun bu şekilde yaratılmış olmasının da hikmetleri çoktur. Eğer burun ön kısmı kıkırdaktan yapılmamış ve deriden yapılmış olsa idi, her nefes alış verişimizde burun deliklerimizin kapanması ile soluk alış-verişimiz imkânsız hale gelirdi. Yapılan tetkikler ile her nefes alışta burun girişindeki basıncın -6 ilâ -20 mm. su basıncında olduğunu ve burun ucunun -200 mm. su basıncına dayanabilecek şekilde yaratıldığını göstermektedir. Burun ön kısmının kıkırdak yerine kemikten yapıldığını düşünsek ne olurdu? Bu durumda ise yüzümüzde en çıkıntılı kısım olan burnun en ufak darbelerde bile hemen kırılacağı açıktır.
Burun delikleri ortadan bir bölme ile ikiye ayrılmıştır. Bu orta bölmenin düz bir hat şeklinde ortada bulunduğunu söyleyebiliriz. Burun orta bölmesinin düzensizliği durumlarında, kendisiyle irtibat halinde olan (sinüsler, orta kulak, yutak, gırtlak ve soluk borusu, akciğerler) organlarımızda hastalık baş gösterir.
Yine burunda “concha” denen kanat şeklinde ve sağlı sollu üç çift kemik çıkıntıları vardır. Bunlar tıpkı uçak kanatları gibidirler ve burna gelen ve dışarı atılan havanın burun yüzeyine dengeli bir tarzda yayılmasında vazifelidirler. Burun mukozasında ve bu mukozanın altında bulunan zengin kılcal damar ağı sayesinde burna giren hava ısıtılmakta, nemlendirilmekte ve havanın içinde bulunan yabancı artıklar (toz, vs..) tutulmaktadır. Böylece her türlü kirden arınmış ve ısıtılmış hava akciğerlere gönderilmektedir. Yine bu konakların yardımı ile az bir hacımdan, aerodinamik kanunlara uygun olarak, en fazla havanın geçebilmesi sağlanmaktadır. Burun hücre ve atomlarındaki bu hassas aerodinamik kanunlara insanlık ancak bu asır içinde vâkıf olabilmiştir; hâlbuki insanlığın doğuşundan bu yana bu kanunlar işlemektedir. Burun bizzat kendisi bu aerodinamik kanunları bilemeyeceğine göre, ona bu şekilde hizmet etme emrinin verildiği açıktır. Hafif bir nezle hâli hepimizin başından geçmiştir. Bu burun kanatçıkları ve burun mukozası şişer ve nefes almamız güçleşirken; konuştuğumuz zaman vücudun ihtiyacına göre üzerindeki damarların büzülerek bu kanatçıkların küçülmesine meydan verebilecek şekilde yapılmış bu mühendislik şahaserini, ancak ve ancak havayı ve onun kanunlarını; insanı ve onun ihtiyaçlarını ve bütün hücre ve atomlarını bilen bir Zat’dan başkası yapabilir mi?
Burundan nefes alırken vücudun ihtiyacı olan oksijen bir taraftan içeri alınırken, diğer taraftan da vücut için bir zehir olan karbondioksit dışarı atılmakta; aynı zamanda aşağıda da görüleceği üzere konuşma ve koklama fonksiyonları da icra edilebilmektedir.
Burnun kanatçıklarının en altta olanının alt tarafına gözyaşı kanalı, orta ve üst kanatçıkların altlarına ise sinüslerin (burun boşlukları ile irtibatlı kemiklerde bulunan boşluklar) kanalları açılırlar. Yüz boşluklarının varlığı hem baş kemiklerinin hafif olmaları, hem de gırtlaktan çıkan ses ile rezonansa geçerek sese belirli bir karakterin kazandırılması için gereklidir, hem de sesin tonunun yükseltilmesi bu sayede sağlanır.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi burun mukozası altında çok sayıda kılcal damar vardır. Bunlar âdeta birer kalorifer radyatörü gibi içeriye alınan havayı ısıtırlar ve nemlendirirler. Bu damarların çeperlerinde bulunan düz kasların kasılıp gevşemeleri ile içlerinden geçen kan miktarının azalıp artması, burundan geçen havanın sıcaklığı, soğukluğu ve nem derecesi ile yakından alakalı olduğu gibi, vücudun sinir sistemi ile de çok yakından ilgilidir.
Burun fizyolojisi üzerinde en çok çalışan ve yıllarca emek veren, bu mevzuda sözü geçerli Proetz hayran olduğu burnu şöyle tasvir etmektedir-, “Burun harikulade bir organ... Adeta birbirinin aynadaki hayali gibi, aynı çatı altında ve aralarında septumdan ibaret bir duvar ile ayrılmış ikiz apartmanlar gibi... İlk katta antrum var; ikinci katta sfenoid sinüs; çatının hemen altından 2-3 merdivenle çıkılabilen çatı katında ise frontal sinüs var. Odaların hole açılan kapıları yok, sadece vantilatör delikleri görülüyor. Duvar kaplamaları her an için yeni, çünkü devamlı olarak yenileniyorlar. Mal sahibi çok titiz, duvarlar üzerinde bir tek leke ve toz görmeye tahammülü yok. Derhal kaplamaları zemine indirip, buradan katlayıp ve kıvırıp arka kapıdan dışarı atıyorlar. Bu arada odalar yeniden boyanıyor. Fakat ev sahibi bunu da yeterli görmüyor; temizlik ve yenileme işleri fasılasız sürüp gidiyor.”
Burun vazifelerinden birkaçını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1- Koklama fonksiyonu: Üzerinde hususi bir yazı yazılabilecek kadar geniş bir mevzu... İlerde bir yazıda durmak kaydı ile geçiyorum.
2- İdeal bir air-condition cihazı: Havanın giriş-çıkışı ve giren havanın süzülmesi yanında, havanın nasıl ısıtıldığından bir nebze yukarda bahsetmiştik. Yemek yerken hiç burnunuzu kapamayı denediniz mi? öyleyse bir deneyin ve burun nimetini düşünün!...
3- Akciğerlerin korunması: Burundan soluk alıp verme ile duvarı tek hücreden yapılmış olan akciğer alveolleri korunmuş olur. İstenildiği zaman istenildiği kadar hava optimal nem ve sıcaklıkta, toz ve mikroplardan arınmış bir şekilde akciğerlere sevk edilir. Burun deliklerinden bir günde ortalama 15 m3 hava geçer. Havanın sıcak ve soğuk iklim insanlarında da, burun içinden katettiği yol farklıdır.
4- Solunum havasının rutubetlendirilmesi: Normal bir solunum için rutubetlendirme işlemi şarttır. Rutubetsiz bir havanın akciğerlere gitmesi durumunda akciğer içindeki alveoller kolaylıkla kururlar ve hücreler ölebilir; alveolde cereyan eden oksijen ve karbondioksit alış-verişinin fizikî ve kimyevî kanunlara göre nemli bir vasatta yapılması lâzım gelmektedir. Burnun nemlendirme fonksiyonu olmadığı zaman kişi solunum güçlüğü çekebilir. Keza üst solunum yollarının yabancı cisimlerden korunması, biraz sonra anlatılacak olan ve çok hayatî bir fonksiyon olarak görünen siliyar faaliyetin temini için de mukozanın ıslak olması gerekmektedir.
Tükrük ifrazatı nasıl gıda alımına ve cinsine göre değişme gösteriyorsa, burun mukozasındaki bezlerin ifrazatları da solunum havasındaki nem nispetine göre değişme gösterir. Kış ve yaz, nisbî nem ne kadar artarsa artsın veya azalırsa azalsın, burundan geçerek akciğerlere vâsıl olan havadaki nem oranı aşağı yukarı sabit kalır ve % 90 civarındadır.
5-İnspirasyon havasının ısıtılması: Nemlendirme ile birlikte ısıtma işlemi de yapılmaktadır. Havanın ısıtılması işi burun kılcal damar ağından yayılan ısı radyasyonu ile olmaktadır. Atmosfer havası burna 0°C ile25°C arasında geldiğinde vücut ısısında en fazla 1 derecelik oynama yapabilir. ‘
6- İnspirasyon havasının süzülmesi: Burnun havadaki tozları ve mikropları tuttuğu çok eskiden beri bilinmektedir. Fakat son zamanlardaki araştırmalar burundaki mekanik, biyolojik ve serolojik vasıtalara ilâveten burunda toz ve mikropları tutup, ilerlemelerine mâni olan “elektrostatik süzme mekanizması” denen bîr barajın mevcut olduğunu göstermiştir. Yapılan bir araştırmada süspansiyon halindeki cisimlerin 0.04 volt elektrikle yüklü oldukları gösterilmiştir.
7- Kendi kendini temizleme fonksiyonu: Solunum havası ısıtılmış, nemlendirilmiş ve temizlenmiş halde akciğerlere giderken, burunda bir başka fonksiyonlar sistemi harekete geçmektedir. Bu fonksiyonlar ünitesinde vazifeli sistemler şunlardır:
a) Burun hücrelerinde bulunan titrek tüyler ve siliyar faaliyet,
b) Burun salgısı,
c) Burnun mikrop öldürücü özelliği, ç) Burun ifrazatındaki H iyonu konsantrasyonu.
Bu sistemler içinde siliyar faaliyet ve burun mukusunun (salgısının) ehemmiyeti çok büyüktür. Tek katlı silindrik epîtelden yapılı üst solunum yolları mukozasında bulunan her bir silindrik epitelde takriben 250 silia denen titrek tüy ve 150 mikrovillus denen çıkıntı vardır. Beher mikronkarede ise 24-35 tane silia bulunur. Burunda bulunun silialar dakikada 250 defa sağa ve sola salınım hareketi yapmaktadırlar. İrinli vasatta bile bu hareketlerine devam ettikleri gibi, ölümlerinden sonra bile 72 saat süre ile bu hareketlerine devam ederler. Oksijensiz ortamda dahi çalışmalarım sürdürürler.
Yapılan bir çalışmada siliaların, Ölümden 112 saat sonra bile çalıştıkları gösterilmiştir. 112 saat buzdolabında kalan kadavraların burunları serum fizyolojikle yıkanırsa siliaların tekrar harekete başladıkları bildirilmiştir.
Burun mukusu ise döner kayış gibi devamlı hareket halinde olan bir salgıdır. Hareketin sürat ve yönü bulunduğu bölgeye göre değişmektedir. Bu harekete siliyar faaliyet ve yutkunma refleksi sebep olmaktadır.
8- Konuşmaya yardımı: Gırtlaktan geçen nefes sadece belirli frekansta seslerin çıkmasına sebep olur. Ondan sonra sesin yükseltilip renklendirilmesi burun ve sinüslerin yardımı ile olmaktadır. Burnun tıkalı olduğu durumlarda konuşma bozulur ve kişi M, N ve G gibi harfleri çıkartamaz.
9-Umumî duruma tesiri: İnspirasyon ve ekspirasyon havasının burundan geçişi sırasında duvarlara yaptığı pozitif ve negatif basınçlar kişinin kendini iyi veya kötü hissetmesine sebep olmaktadır.
Çok kısa olarak hulâsa etmeye çalıştığımız burun ve onun vazifeleri bu organımızın yaratılış sırlarının çok az bir bölümünün izahı olsa gerektir. İlerde yapılacak araştırmalar ile değil burnumuzun, onun bir bölümünün ve hatta o bölümünün en ufak parçasının hârikalığını idrâk ettiğimiz zaman, Yüce Mimarının bu müthiş sanatı karşısında hayretlerimizi ifadeden âciz kalacağız.