Temmuz 1992 · s. 6 · 2 dakikalık okuma
Bir İkindi Hatırası

![]()
Yaradanın ismiyle başlayan gönül nağmeleri, kalp çarpıntıları ve fikir tomurcuklarıdır ikindi vakitleri, zaman zaman hikmet solukladığımız, tefekkür bahçelerinde...
Bir ikindi vaktinin hicranlı türküsüdür bu, derinden derine sızlayan iç dünyamda...
Çarnâçar kurduğum bir binadır, sevdiğim bir derttir bu. Bir başka şeydir bu, 'Başka Şeyler'i yaşayanların duyduğu...
Bize evvelâ duymayı, düşünmeyi öğretmediler. 'Hap'lar haline getirdiler 'başkaları'nın 'bilim' ve 'felsefe'sini, 'dünya görüşü'nü. Ve yutturdular bize 'büyüyüp adam olsun, ekmek parasını çıkarsın' diye, 'gününü gün edip yaşama' arzusunu..!
Heyhat! Verilen haplar yutulur şeyler değildi ve fakat, böyle olmasını istiyordu 'dönen çarklar'. 'Öğütülmüş Beyin Tozu'ndan ve Doğranmış Ruh Gölgesi'nden meydana getirilmiş bir güruh: 'Toplum', 'top'tan yok edilmişti! 'Başkaları'nın refahı uğruna kafalar tecavüze uğramıştı!..
İşte o zamanlar kendisine 'hap' yutturulanlardan biri de bendim; kustum -N.Fazıl'ın dediği gibi 'öz ağzımdan kafatasımı'- ve kurtuldum gözü dönmüş beyin kasaplarının elinden, inancın özgürlük ülkesinde köle olmak için!
Şartlar, mutlak kurtuluşumu -madde planında- mümkün kılmasa da, iç âlemim, his ve fikir dünyam hürriyetine kavuşmuştu...
Artık inancın taze soluklarıyla yeniden keşfediyordum kendimi ve dünyayı... Ve... yelken açıyordum hürriyet okyanusuna varmak için 'selâmet kıyısı'na...
Destan yazıyorum dalgalarla, martılarla, koro halinde...
Ben böyle ilerlerken ümit ve gelecek hülyalarıyla, birden gözüm geriye, maziye kaydı. Merak ediyordum; o dehşetli küfür ve inançsızlık fırtınasından kurtulanlar var mıydı benim gibi... Evet evet, şimdi biraz daha belirginleşti ortalık; geride kırık-dökük, harabe dimağlı nesiller, etrafımda da yelkenlerim açmaya hazırlanan diğer dertlileri gördüm ve hemen önümde, ilerde, 'ışık süvarisi' kalyonlarım...
Dünya bir yolculuk yeriydi, sefer ise her zamankinden zorlu. Zaman, su gibi akarken teknelerimizin altından iniş ve çıkışlara, takılıp tökezlenmelere sahne oluyordu güvertemiz. Ve her seferinde 'günahlarına ağlayan' bir nesil olarak biz, tertemiz çıkıyorduk düştüğümüz her çukurdan... Hani istisnalar da yok değildi; arada bir, nefer yazılanlardan biri silah istemiyordu belinde! Bazısına ağır geliyordu vazifeler gemide! Ve bazen de -ne yazık ki- kader dalgalarının sillesiyle, ayrılıyorlardı gemiden, tasfiye kağıtları ellerinde..!
Zaman rüzgarı haklı çıkardı... Tayfaların 'göründü! göründü!' naraları arasında, bir yandan hamd secdelerine eğildik; öbür yandan, iki büklüm çile ve ızdırap dolu gecelerle gerdeğe girdik!
O gün akşam sararken şehrin bacalarını, uyandım mazi ikliminin soğuk yüzlü hatıralarından!. Ve bahar müjdeli istikbâl esintilerine açtım sinemi gözümde güzden kalma hazan gülleri..!