Sızıntı Arşivi

Eylül 1989 · s. 11 · 2 dakikalık okuma

Billurlaşma Krizi ve Sonrası

Şemseddin Nuri · Edebiyat

eyl89

Şemseddin Nuri

Hürmet, iffet, hakka riayet ve bütün faziletlerin hayatı ihlas ve samimiyet, içtimaî bünyemizin çıkış kapılarını tıkayan her türlü engeli bertaraf edecek en müessir fonksiyonlar arasında keyfiyetlerine uygun çapta değer atfına kavuştukları an, sökün edip üzerimize üşüşen sayısız problemlerin çözüme kavuşma arefesinde olduğumuzu, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz. Günümüz insanının pek çoğu itibariyle kaybettiği bu cennet iklimini yeryüzüne indirecek ulvi ve bir o kadar da sosyal duyguların eksikliğini yine bunlardan (kendilerinden) başkasıyla telafi imkânı da yoktur. İlk bakışta sadece birer ahlâk değeri gibi görünen bu hasletler bugün sosyal yapının temel taşları olma durumlarını maşeri vicdana hem de kesin bir dille duyurmuş bulunuyor. Bu sese en erken kulak verenlerin, kurtuluş yarışında ipi en evvel göğüsleyenler olacağından kimsenin kuşkusu olmamak gerektir.

Fert, aile, cemiyet ve devlet kendisine nisbet edilerek söylenen hayat tarzını bu temeller üzerine oturtmadıkça; "fert, hareket halinde bir cenaze; aile, cehennem köşelerinden bir köşe; cemiyet, kokusu çok uzakdakilerin dahi burnunu düşüren bir mezbele ve devlet, temeli sularla, çatısı rüzgârla yürüyüşe geçmiş bir deprem evine benzemekten kurtulamaz," dememiz, mübalağa kabul edilmemelidir. Zira minumum noktada duran fertten maksimum çapta devlet ve topyekûn bütün insanlık dairesine kadar sosyal hayatı meydana getiren ve içiçe daireler hüviyetine bürünen realite dünyasının bütün sahalarını da dahil etmek şartıyla bu temeller üzerine kurulmamış bir tek noktanın mevcudiyeti, bulaşıcılığı önlenemeyen sari bir illet gibi bünyeyi kemirecek ve tasviri de güç bir hızla ve her dairenin ömrünü o daireye ait zaman anlayışıyla değerlendirmek kaydıyla en kısa zamanda bitirip tüketecektir. Ve geriye sadece, sefaletin önünde diz çökmüş ve düşüncesi uyuşmuş yığınlar kalacaktır.. Varlıkla bütünleşmemiş, melekleri sütkardeş seçememiş, adalet ve dengenin özü haline gelememiş ve yaptıklarını kendilerini de yaradan Zat'a teslim edememiş yığınlar.. Heveslerine köleliği şerefli bir kulluğa tercih eden ve bu tercihle her türlü ulviyetini yitiren yığınlar.. "Belhüm edal" olan yığınlar..

Beşeriyet, aslına dönüşü madde planında değerlendirdiği ve her türlü kıstası maddeye dayandırdığı için cemiyet batak haline geldi; çünkü insanın asıl maddesi çamurdu, balçıktı, onun için aslına dönüş gayreti toplumu çamurlaştırdı. Halbuki onun bu dönüşü ruh dünyasına doğru olmalıydı. Emir âleminden gelip Özüne yerleşen bu cevher onu geçireceği billurlaşma krizlerinden sonra İnsanlığın ufuk noktasına doğru pervaz ettirecek ve Cibrilin; "Sen ilerle" deyip kendisinin durakladığı yerleri ayağının altına parke taşı gibi dizecek ve bu seçkinler topluluğu terini Arş'ın gölgesinde silecek, susuzluklarını kevserden giderecek ve Sidre'nin altında istirahata çekileceklerdi.. Varsın tenleri et ve kemiğe mahfazalık yapsın, onların gönülleri ancak Rablerini misafir edecek ve ağyara karşı bütün kapılara sürgü çekecekti.

Mağaraya çekilen üç kişi gibi. Hani her biri başka bir dua ile mağarayı tıkayan kayayı itmiş ve kurtuluşa ermişlerdi. Biri hürmeti, diğeri iffeti, üçüncüsü ise hakka riayeti temsil ediyordu. Ve üçünün ortak yanı yaptıklarındaki ihlas ve samimiyetti. Fakat üçü de bir billurlaşma krizi geçirmiş ve sonra olgunluğa ermişlerdi.

Evet, fert kriz geçiriyor; aile kriz geçiriyor; cemiyet kriz geçiriyor: Billurlaşma krizi. Ve sonra..

Artık fert, hayatın kendisi; aile cennet köşesi; cemiyet bir gül bahçesi ve devlet, kökü yerin derinliklerine doğru inerken başı semaya doğru ser çeken ulu bir çınar gibi sağlam bünyelidir. Ve ebed—müddet ömür süresi.