Ocak 2002 · s. 576 · 5 dakikalık okuma
Beslenmenin Yeni Yüzü
Muvaffak Ayvaz · Dr. Müh. · Biyoloji
Hamilelikte anne karnında, bebeklikte ve çocuklukta tüketilen besinlerin, çocukların sağlıkları ve beslenme alışkanlıkları üzerine kalıcı etkiler yaptığı son yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Bebeğin besin seçimi anne karnında iken şekillenmeye başlıyor ve emzirme döneminde anne sütünden gelen besinler yoluyla alerji gelişiyor, bebeğin tükettiği yağ tipi beyin fonksiyonlarını etkiliyor; çocuğun yediği şeyler, erken diabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalığı gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor.
Bilinen gerçek şu ki, anne karnındaki, bebeklikteki ve çocukluktaki diyet tarzı, çocuklar üzerine kalıcı veya uzun süreli tesirlere sebep oluyor. Çocuğun ilk besin ihtiyacı, sinir sisteminin gelişmeye başladığı gebeliğin ilk haftasında başlar. Uzmanlara göre bu dönemdeki dengeli beslenme, genetik hastalıklardan olan veya normal tüp defektleri olarak bilinen spina bifida (omuriliğin tam kapanmaması, açık kalması) veya anensefali (beynin büyük bir kısmının veya tamamına yakınının olmaması) gibi hastalıkların riskini azaltmaktadır. 1990’lı yıllarda yapılan çalışmalara göre bu hastalıklar, özellikle diyetlerinde az miktarda folik asit bulunan annelerin çocuklarında görülmüştür. Folik asit bir tür B vitaminidir ve taze yeşil sebzelerde bol bulunur. Amerika’da otoriteler çocuk doğurma yaşındaki kadınlara günlük 400 mikrogram, hamile kadınlara da günlük 800 mikrogram folik asit almasını tavsiye etmektedir.
Portakal, ıspanak, karnabahar, marul gibi taze sebze ve meyveler yenince bu miktarın üstünde folik asit alınabilmektedir. Ayrıca mısır, kepek, buğday, nohut, fasulye, börülce, yulaf gibi baklagiller ve tahıllar folik asit yönünden zengindir. Hamilelik sırasında birçok besin türü mide bulantısı yapabilir.
Kabaca, hamileliğin ilk 3 ayında, hamilelerin % 60’ında bulantı olur ve bazı besinlere karşı tiksinti duyulur (İngilizcesi food aversion= besin hoşlanmazlığı). Fakat, bu hadise rastgele bir olay değil, aksine bazı faydaları olan bir durumdur. Diyetteki birçok bitki, özellikle çok ekşi ve acı olanlar doğal zehirleri içerirler. Bu zehirler, çocukları ve büyükleri etkileyecek kadar güçlü toksinler değillerdir. Ama bebeklerin gelişimini etkileyebilir. Rahmet–i Sonsuz’un hikmetine bakın ki, korumasız ve savunmasız minicik yavruyu nasıl korumaktadır. Öyle ki anne bu işin farkında bile değildir. Hamile değilken çok sevdiği turşuyu hamileyken sevmemektedir.
1995 yılında basılan Dgregnancy Sickness (Hamilelik Hastalıkları) kitapta şöyle deniliyor: Sarımsak, lahana, mantar, balık besinlere karşı olan tiksinti, genellikle 4. ayda sona ermektedir. Çünkü artık böyle bir savunma sistemine gerek kalmamıştır. Bebeğin organları, kolları, bacakları ve en önemlisi sinir sistemi tamamlanmıştır. Hatta bazı besinlere karşı tiksinti duyan hanımlarda düşük oranı daha az olmaktadır. Bunu, ‘ne kadar az toksin, o kadar az düşük’ şeklinde ifade edebiliriz. Bütün bu kurallar her kadın için aynı olmayabilir. Mesela bazı bayanlarda tiksinti durumu, mide bulantısı hiç olmayabilir. Bu durumda, ‘niye benim midem bulanmıyor?’ diye endişeye lüzum yoktur. Zira hamileliklerin % 40’ında zaten böyle durumlar gözlenmez. Bazı besinler zararlıdır, ama bazıları da var ki, bunlar vücut için vazgeçilmezdir. Bunlardan biri de uzun zincirli doymamış yağ asitlerini ihtiva eden yağlardır. Örneğin, DHA (Dokosahekzaeroik asit) ve AA (Araşidonik asit)... Bu iki yağ asidi milyonlarca beyin hücresinin yarısını oluşturan hammaddedir. Balıklar DHA yönünden zengin alglerle beslendikleri için çok önemli bir besin grubudurlar.
Anne sütündeki DHA oranı Asya ve Avrupa kıtasındaki bayanlarda fazladır. Amerika’daki annelerin sütündeki DHA oranı Asya’nın yarısı kadardır. DHA kritik bir besindir. Rockefeller Üniversitesi’nde hamile olanların bitkisel kaynaklı DHA almaları tavsiye edilmektedir. Anne tarafından hamilelikte alınan besinlerin çocuğun ilerideki beslenme alışkanlığına da etkisi vardır. Mesela, yemek yeme konusunda direnen bir bebek, besinler havuç suyuyla karıştırıldığında hemen yemeye başlamıştır. Konu araştırıldığında, annenin hamileliği sırasında bol havuç suyu içtiği ortaya çıkmıştır. Uzmanlara göre tatlar, çocuğun fetal tat tomurcuklarına amniyon sıvısı ile geçmektedir. Hamileliğinde acı biber yiyen annenin çocuğu üç yaşına geldiğinde acı biberi severek yemeye başlamıştır. Doğumdan sonraki ilk 6 ay bebeğin besin listesini çıkaracak olsak şunu diyebiliriz: Anne sütü, annenin savunma sisteminde yapılan mikrop öldürücü hücreleri içerdiğinden ishal başta olmak üzere kulak, akciğer ve idrar yolu enfeksiyonlarını büyük ölçüde engeller. Çalışmalara göre emzirme ani çocuk ölümlerini önleyen bir etkiye sahiptir. Ayrıca emzirme zihni gelişim için de gereklidir.
Kentuck Üniversitesi’nden Dr. James’in son yıllarda yapılan 20 çalışmayı derleyen araştırma makalesinde, emzirilen çocukların diğerlerine göre 5 puan daha fazla IQ’ya sahip olduğu belirtilmiştir. Bebekler altıncı aydan sonra katı yiyecekleri yiyebilirler. Ancak bu; ‘anne sütü vermeyin!’ anlamına gelmez. Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Pediatri Derneği ve Amerikan hükümeti, çocuklarınızı en az bir yıl emzirin tavsiyesini yapmalarına rağmen başarı sadece % 15’dir.
Kur’an–ı Kerim emzirme süresini iki yıl olarak tavsiye etmektedir. Bebeğiniz sofradaki patates püresine garip garip bakıyorsa veya elini ayağını ona doğru uzatıyorsa bu şu demektir: Benim ondan canım istiyor. Pirinç, bulgur gibi tahıllar suyla veya meyve suyuyla ezilerek çocuğa verilebilir. Uzmanlar katı yiyecekler için 7. ve 8. ayları önermektedirler. Bir besin çocuğa ilk kez yedirildiğinde arkasından hemen başka bir sıvı verilmemelidir. İki yaşın altındaki çocukların % 6’sında besin alerjisi gelişir. Vücutta kızarıklıklar çıkabilir. Hatta şok bile olabilir. Eğer çocuğunuzda yeni besin verildikten sonraki üç gün içinde bir anormallik yoksa durum normaldir. Fındık, yumurta, turunçgiller ve inek sütü alerji yapan en çok bilinen besinlerdir. Çoğu alerji üç yaşından sonra kaybolur. Çünkü çocuğun savunma sistemi üç yaşında tam olgunluğa ulaşır. Çocuk bir yaşından sonra her şeyi yemek isteyebilir. Anne babalara bu noktada çok iş düşmektedir.
Açlık bu dünyanın en büyük sorunlarından biridir. Birçok çocuk yetersiz beslenmeyle karşı karşıyadır, hatta ölmektedir. Bu yüzden Allah’ın verdiği nimetlere karşı savurgan olmamalı, iktisatlı olmalıyız. Birgün bu nimetlerin hesabını vereceğiz. Diğer taraftan dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde insanlar savurganlık içindedir. Aşırı tüketme hastalığı vardır. Mesela, Amerika’nın en büyük sorunu şişmanlıktır. Şişmanlığa ilave olarak diabet (şeker), yüksek kolesterol ve yüksek tansiyon aşırı beslenmenin sonuçlarıdır. Bu rahatsızlıklar daha çocuk yaştaki beslenme alışkanlıkları sonuncunda oluşabilir. ‘Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz!’ ayetinin doğrultusunda hayatımızı düzenlemeli, bu yönde çocuğa dengeli bir beslenmenin ehemmiyetini aşılamalıyız. Ekmek israf etmeyen ebeveynin çocukları büyüyünce ekmek israf etmeyecektir. Babasından sofraya saygı gösterilmesi gerektiğini öğrenen çocuk, ileride o da çocuklarına bunu öğretecektir.
Reklamlar çocukları cezbeder. Özellikle yiyecek reklamları. Bu yönden anne ve babalar dengesiz beslenmeye sebep olabilecek reklamlardan çocuklarını uzak tutmalıdırlar. Wales Üniversitesi, çocukları eğitmek için bir çizgi kahramanı ortaya çıkarırlar. Adını Food Dudes (Acemi besin) koyarlar. Food Dudes çok popüler bir çizgi film kahramanı olur. Acemi kahramanın özelliği hep doğru besinleri seçmesi ve dengeli beslenmesidir. Üç hafta sonra psikolog Fergus Lowe’in yaptığı araştırmaya göre çocukların % 71’inde olumlu gelişmeler olmuş, hepsi sebze ve meyvelere istek duymaya başlamışlardır. Buna benzer bir çizgi film de Japonya’da vardır. Domates adamın, sebze ve meyve karakterlerinden oluşan bir köyü vardır. Lahana adam, havuç adam, pırasa adam, biber adam, marul teyze, karnabahar abla, çilek kız gibi... Bu karakterlerle besinler çocuklara sevdirilmeye çalışılmaktadır. Zorlama çocuklar için etkisiz bir yoldur. Çocuklara zorlayarak değil sevdirerek yedirmek en güzelidir. Kısacası, ‘sevdiriniz nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz,’ prensibiyle hareket etmeliyiz.