Sızıntı Arşivi

Ocak 2002 · s. 579 · 8 dakikalık okuma

Hz. Peygamberimiz Ve Hendek Şavaşı

Saim Arı · Dr. · Tarih

Asr–ı Saadette, Müslümanlar tarafından Medine’nin etrafında kazılan hendeklerle müdafaa savaşı yapmalarından dolayı bu savaş, 'Hendek Savaşı' (627 Mart) olarak tarihe geçmiştir. Yahudi ve müşrik Arap kabilelerinden müttefik bir ordunun meydana getirilmesinden dolayı da bu savaşa Ahzab Savaşı denilmiştir.1 Müttefik ordunun kuruluşu ve askeri bir harekete girişmelerinin sebebi kısaca şöyledir:
Hayber Yahudileri'nin bir kısmı, Mekke’ye giderek Kureyş müşrikleri ile birleşip Medine’deki Müslümanlar'a son bir darbe vurarak onları tamamen ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. Diğer taraftan Bedir ve Uhud savaşlarında hedeflerine ulaşamayan Mekkeli müşrikler de, Müslümanlar'a son bir darbe vurmak için hazırlık yapıyorlardı. Kureyşli müşrikler dışında ayrıca Gatafan, Benu Süleym, Benu Esed, Firaze, Benu Mürre, Eşca gibi müşrik Arap kabileleri de Hayber hurmalıklarının yıllık mahsulünden yarısı verilerek ayaklandırılmışlardı. Bu arada, Medine’deki Yahudiler de müttefik orduya katılarak, yirmibin civarında olduğu tahmin edilen muazzam ordu meydana getirilmişti. Sebepler açısından bakıldığında Müslümanlar'ın bu orduya karşı koyabilmeleri imkansız görünüyordu.
Askeri istihbarata son derece önem veren Hz. Muhammed (sas), stratejik önemi olan kavşaklara göndermiş olduğu (onbeş–yirmi kişilik askerden meydana gelen) seriyelerden müttefik bir ordunun Medine’ye doğru gelmekte olduğunu haber almıştı. Hz. Muhammed (sas) durum değerlendirmesi yapmak üzere ashabının ileri gelenleriyle derhal istişari bir toplantı yapmıştı. Orada bulunan, Selman–ı Farisi, “Ya Resulullah! Bizler İran’da düşman tarafından muhasara edildiğimizde hendek kazardık.”2 deyince, Hz. Muhammed (sas) bu teklifi kabul etmiştir. Medine’nin bir tarafındaki taştan yapılmış evler, kale vazifesi gördüğü ve diğer tarafında da Sel Dağ’ı bulunduğundan buralardan düşman gelme tehlikesi yoktu, bu sebeple şehrin açık olan ön tarafının kazılması kararlaştırılır. Hz. Muhammed (sas), 300 sahabiyle birlikte Medine’nin önüne gelerek kazılacak yeri işaretledikten sonra her on kişiye yirmi metre kadar yer ayırmıştı. Hendeğin derinliği, ortaya düşen bir insanın, bir daha çıkamayacağı şekilde ayarlanacaktı. Genişlik ise, en mahir bir süvarinin dahi geçemeyeceği ölçüde planlanmıştı.3 Hendek ile ilgili tarihi rivayetleri değerlendiren Hamidullah, bunun 5,5 kilometre uzunluğunda, 9 metre eninde ve 4,5 metre derinliğinde olabileceği tahmininde bulunmuştur.4
Hendeğin kazılması esnasında Selman–ı Farisi’nin cevvaliyeti herkesin dikkatini çeker. Onun, birkaç kişinin yapacağı işi tek başına yapmasından dolayı herkes “Selman bizdendir!” diyerek, hendek kazma işinde kendi gurubu içinde yer almasını istemiştir. Bu sırada, Hz. Muhammad (sas) “Selman bizdendir. Ehl–i Beytimizdendir.”5 diyerek, hendek kazmada Peygamber ailesi ekibinden olduğunu ifade ile çıkan ihtilafları giderme ferasetini (inceliğini) göstermiştir. Esasen, Selman–ı Farisi, Suffe Okulu talebeleri arasında yer almaktaydı. Bunların çoğu da, Ehl–i Beyt ile birlikte düşünülmekteydi.6 Hendek kazma işinde Hz. Peygamber (sas) –Hz. Ali başta olmak üzere–, yakın çevresi ile birlikte çalışmaktaydı. Bir ay süre devam eden hendek kazma işinde ashab bütün gün çalışıyor ve geceyi geçirmek için evlerine ailelerinin yanına dönüyorlardı. Ancak Allah Resulü (sas) hendeğe yakın bir yerde kurmuş olduğu bir çadırda istirahat ederek kazı yerinden hiç ayrılmamıştır. Bu çadırın kurulduğu yerde, sonradan yapılan Zubab Camii, bu tarihi hatırayı canlandırmaktadır.7 Allah Resulü (sas)’nün bizzat hendek kazma işine katılması, O’nun yüce şahsiyetini göstermektedir. Bürokratik ve hiyerarşik resmiyetin dışında kalan Allah Resulü (sas)’nün, sahabileri arasında onlardan biri olarak yaşadığını (davrandığını) tarihi kaynaklarda görmekteyiz.
Selman–ı Farisi ile ekip arkadaşları hendeği kazarlarken, hendeğin dip tarafında beyaz ve parlak bir kaya ile karşılaşıp, balyozları ile kayayı parçalamaya güçleri yetmeyince, Allah Resulü’ne haber verdiler. Hz. Muhammed (sas), olay yerine gelip eline balyozu alarak kayayı parçalamaya başlamıştır.8
Müslümanların düşman saldırısından kendilerini korumak için hendek kazdıkları bir sırada, Allah Resulü (sas)’nün Bizans ve Sasani topraklarının fethedileceğini haber vermesi ve günü geldiği zaman da bunların gerçekleşmesi, Allah Resulü (sas)’nün Peygamberliğini tasdik eden mucizelerdendir.
Araplar arasında tarihte ilk defa şehir etrafında hendek kazma şekliyle savunma savaşının yapılması, bu kararın bir istişare neticesinde ortaya konulması ve bu teklifin de Selman–ı Farisi tarafından yapılmasının işaret ettiği konulara açıklama yapmak yerinde olacaktır.
Hz. Muhammed (sas), daha evvel Bedir ve Uhud savaşları öncesinde de, ashabı ile takip edilecek strateji konusunda istişare yapmıştı. Peygamberimiz, hareketlerini Allah’tan aldığı vahiy ile tanzim ettiği halde,9 ashabıyla istişare ederek, davranışlarıyla örnek olmuştur. Şura (istişare), İslam’da hayati bir prensiptir. İslam Tarihi'nde liderlerin şura meclislerinde alınan kararlar ile idareyi yürüttükleri bilinen bir gerçektir.
Hendek Savaşı’nın yapıldığı günlerde, Mecusi olan bir toplumun savaş tekniğinin kabul edilmesi, Müslüman olmayan toplumların bilim ve fenlerinden de faydalanmaya teşvik konusunda canlı bir örnektir. Bu davranışı ile her çeşit yeni ve faydalı fikre zihnen açık olan Hz.Muhammed (sas)’in, “Hikmet (güzel ve faydalı şeyler) Mü’minin kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa alır.” hadisi, bilim ve teknolojinin dini ve milliyeti olmayacağını, dünyada gelişen ilim ve teknolojiden Müslümanların da faydalanması gerektiğine işaret etmiştir. 10
İslam Peygamberi, hendek kazma işinde ashabı ile birlikte fiilen çalışarak, kendinden sonra gelecek liderlere örnek olmuştur. O, bu davranışıyla ashabına moral kaynağı olurken, emrettiği şeyleri herkesten fazla kendisinin uyguladığını fiilen göstermiştir.11
Hendek Savaşı, Uhud Savaşı'ndan iki sene sonra müttefik ordusunun Medine’nin önlerine gelmesi ile meydana gelmişti. Müslümanlar açısından bu savaş bir savunma savaşı idi. Daha iki sene önce Uhud’da öldürülen 70 sahabenin intikamını almak için düşman üzerine gidilerek yapılmış bir savaş değildi. Allah Resülu (sas) bütün hayatı boyunca hiç bir hadiseden dolayı kendisine saldıran en korkunç düşmanlarına dahi, kin duygusuyla hareket ettiği asla görülmemiştir.12 Mekkeli müşriklerin liderliğindeki 12 bin kişilik müttefik ordunun savaşmak üzere gelmesi ve hendek ile karşılaşması sonucu her iki ordudan da oldukça küçük çapta kan akmıştır. Bu savaşta, hendeği aşarak Müslümanların safına vuruşmak üzere geçen atlıların (ki bunlar dört kişi olup Hz. Ali ile bire bir vuruşurken öldürülmüşlerdir) ve diğer yollarla ölen düşmanın ölü sayısı sekizdir. Bu savaşta Müslümanlardan ise, altı sahabe şehid olmuştur.13 Allah Resülu (sas)’nun hendeği kazdırması, 12 bin kişilik müttefik orduyla 3 bin kişilik İslam ordusunun kıyasıya vuruşmasını ve oluk oluk insan kanının akmasını önlemiştir.14 Bu hususu özetle şöyle izah edebiliriz:
Efendimiz, muharebeyi elinden geldiği kadar uzatma yanlısı idi. Bunda muvaffak da oldu. Muharebeyi uzatması pek çok yarar sağlamıştı ki; birkaçını sıralayabiliriz:
Birincisi: Mevsim olarak kışa giriliyordu. Kureyş ve müttefikler, kışa karşı hazırlıksız gelmişlerdi. Az daha kalsalardı, kış işlerini bitirecekti; muhasarayı kaldırıp gidince de yıkılmış olarak gideceklerdi.
İkincisi: Her gün 24.000 insana bakmak mecburiyetinde olan düşman, sürenin uzamasıyla mali kriz içine giriyordu. Açlık, susuzluk ve soğuklar artık çekilmez olmuştu...
Üçüncüsü: Meydana getirilen suni ittifakın uzun ömürlü olması düşünülemezdi. Çünkü onların bu dostlukları, Allah Resulü’ne olan düşmanlıklarından kaynaklanıyordu. Geçen her zaman dilimi, bu dostluğu aşındırıyor ve yıpranmasına sebep oluyordu. Halbuki İslam cephesi gün geçtikçe birbirlerine daha çok kenetleniyordu.
Dördüncüsü: Düşman cephede birçok lider vardı. Bunların hiçbiri, diğerinin emrine girecek durumda değildi. Zaman geçtikçe misiller (aynı rütbeye sahip liderler) arasında uzaklaşma baş gösteriyor, nizalar oluyor, adeta eriyorlardı.
Mekke müşriklerinin liderliği altında toplanan müttefik orduya karşı hendek gerisinde savunma savaşı yapmak, karşı taraf ile “diyalog için atılan ilk adımdır" diyebiliriz. Dünya tarihinde surların arkasına gizlenilerek güçlü ordulara karşı kendini savunan toplumlar olmuştur. Ancak burada hendeğin kazılması dikkat çekicidir. Hendeğin kazılarak müdafaa savaşı yapılmasını, aciz bir insanın güçlü insan karşısında kaçıp evine gizlenerek kapıyı sürgülemesine benzer bir yorumla değerlendirmek, İslam’ın ruhu ile bağdaşmaz. Ayrıca harbin kazanılmasında; asker sayısı ve teçhizatın çokluğundan daha ziyade, askerin iman gibi önemli bir donanıma sahip olması tesirli olmuştur. İslam askerleri her ne pahasına olursa olsun, karşılarında gaye birliği olmayan müttefik orduya karşı koyabilirlerdi. Hendeğin kazılması, iki ordunun birbirine girmesine ve fazla kan dökülmesine engel olmuştur. Bedir Savaşı'nda müşriklerin yenilmeleri, onlardaki kin ve nefreti daha da artırarak gerilimi son noktasına vardırmışken, Uhud’da bir aralık üstün gelmeleri bu gerilimi azaltmıştır. Hendek Savaşı'nda müşriklerin yenilmeleri halinde, kendilerindeki gerilim tekrar ortaya çıkacak ve kan davası gibi yıllarca harpler devam edecekti. Ancak harp yapılmayıp, hendeğin gerisinde sadece Müslümanlar'a dil ile sataşmaları kendilerini rahatlatmıştı. Müşriklerin bu hakaretlerine karşı Hz. Muhammed (sas)’in kesin talimatına uyan Müslümanlar'ın cevap vermemesi de sürtüşmenin daha fazla uzamasına engel olmuştur. Daha önce birbirinin yüzünü görmeye tahammül edemeyen iki tarafın, Hendek’te karşı karşıya gelerek harp etmeden birbirlerine sabır ve tahammül göstermeleri, daha sonraki Hudeybiye görüşmelerine zemin hazırlamıştır. Hudeybiye’deki görüşmeler sonucu yapılan sulh antlaşması, neticesinde, müşriklerden birçoğunun vicdanında İslam’a yer hazırlanmış, ileriki zamanlarda da Müslüman olmuşlardır.15 Hendek Savaşı'nda Allah Resulu (sas)'nün takip ettiği strateji, Hudeybiye öncesi karşı tarafla bir diyalog mahiyetindedir.
İslam’da insanlar arasındaki ilişkilerde “barış” esastır. Ancak, “millet veya ferdin varlığını tehdit eden, onu yok etmeye çalışan mukabil güce karşı nefis müdafasında bulunmayı meşru kılar ve bazı durumlarda onu emreder...” 16
Allah Resulü döneminde yapılan savaşlarda, insan kanının boş yere akmasını azaltmak için, gittikçe çoğalan bir gayret gösterdiğine şahid oluyoruz. Onun bu politikasının başarıya ulaştığını yukarıdaki çizelge bize göstermektedir.17

Kaynaklar
1. Kur’an’da bu savaşın bahsedildiği ayetler hakkında bkz.: Ahzab, 33/9–22
2. İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdülmelik, es–Siretü’n–Nebevi, I–IV, Thk: M. Ali el– Kutub, Beyrut, 1992, III, 225; İbnü’l–Esir, İzzeddin Ebu’l–Hasen Ali el–Cezeri, Üsdü’l–Gabe fi Ma’rifeti’s–Sahabe, I–XI, Beyrut, tarihsiz, II, 178; İbn Kesir, Ebu’l–Fida el–Hafız ed–Dimeşki, el–Bidaye ve’n–Nihaye, I–XIV, thk:A. Ebu Müslim, Beyrut, 1989, IV, 96; İbn Sa’d, Muhammed, et–Tabakatü’l–Kübra, I–VII, Beyrut, tarihsiz, II. 66.
3. İbn Hişam, III, 226.
4. Muhammed Hamidullah, Hz. Muhammed’in Savaşları ve Savaş Meydanları, İslam Harp Tarihine Dair Bir Tetkik, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1991, s.118–119.
5. Taberi, Ebi Ca’fer Muhammed b.Cerir, Tarihu Ümem ve’l–Müluk, I–XI, Beyrut 1988, III, 165, Zehebi, Şemseddin Muhammed b. Ahmed b.Osman, Siyeru A’lami’n–Nübela, I–XXIII, thk:H. el–Esed, Beyrut, l992, I, 450; İbn Sa’d,,IV, 6; İbnü’l–Esir, II, 179; İbn Kesir, IV,96
6. H. Ülkü, İslam Tarihi İstanbul, l982, 178. (Suffe, Hz. Peygamber’in (s.a.v) Medine’ye hicretinden sonra inşa edilen Mescid–i Nebevi’nin yan tarafında kurulmuş olan bir okuldur. Burası, genel olarak Medine’ye hicret etmiş muhacirlerden evi olmayan bekarların barınarak kendilerini ilme verdikleri bir yerdi. Asr–ı Saadette, Mescid–i Nebevi yanındaki Suffe’de ikamet eden yatılı Suffe talebeleri dışında, başta “Ehl–i Beyt”, Hz. Ebu Bekir, Hz.Ömer, Hz. Osman, Abbas ve başka sahabelerin de katıldığı “Gündüzlü talebeler” de bulunmaktaydı. Bunların baş öğretmeni Hz. Muhammed (s.a.v) olup, Onun tayin ettiği başka öğretmenler de bulunmaktaydı.)
7. Hamidullah, s.120
8. İbn Kesir,IV.96; Vakidi, Kitabü’l–Meğazi, thk, Mars Jones, Kahire, 1965, III, 45
9. Kur’an, Necm,53 /3; Şura,42/38
10. Buti, Muhammed Said Ramazan, Fıkhu Siretü’n–Nebeviyye, Dımeşk, tarihsiz, 218
11. a.g.e., 219
12. Konrapa, 307
13. İbn Hişam, III, 264.
14. Fazla bilgi için bkz: M. Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, İstanbul, 1994, II, 92–96.
15. Ali Murat Daryal, İslamın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko–Sosyal Açıdan Tahlili, İstanbul, 1989, 97–109.
16. M.Fethullah Gülen, II, 3–4.
17. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İrfan Yayınları, Çev. Salih Tuğ, İstanbul, 1980, I, 271.