Sızıntı Arşivi

Ekim 1990 · s. 389 · 5 dakikalık okuma

Beslenme ve Kanser

Arif Sarsılmaz · Prof.Dr. · Tıp

İnsanoğlu hayatını ida­me ettirebilmesi için diğer bütün canlılar gibi gıda alma mecburiyetinde, rızka muh­taç ve bunları temin etme hususunda diğer canlılardan daha aciz olan bir varlıktır. Bununla beraber dünyadaki bitki ve hayvanların birçoğu rızık olarak insanın hizme­tine sunulmuştur. İnsanı yaratan ve onun vücut makinasının sağlıklı çalışması için hangi gıdalardan ve ne şekilde istifade edilebilece­ğini de gerek Yüce Beyan­daki bazı işaret ve düsturlar­la ve gerekse onu bize teb­liğ eden Yüce Rehberimiz (sav)'in hayat tarzı ile en mükemmel bir şekilde bil­dirmiştir.

Asırlar geçip tıb ve biyoloji ilminde birçok yeni hakikatler günyüzüne çıktık­ça hepsinin de aynı gerçeğe işaret ettiğini, yani insan için en mükemmel hayat şeklinin de âlemşümul ola­rak Yüce Beyan'da ve Efen­dimiz (sav)'in hayatında odaklaştığını görmekteyiz. Uyumadan, giyinmeye, ye­meğe, aile münasebetlerin­den, komşuluk münasebetle­rine ve aklımıza gelen bütün beşeri faaliyetlere ait herşey “O” erişilmez numu­neye yaklaştığı nisbette ide­ale yaklaşmış olur.

Hergün içinde olduğumuz hayatın en temel ihtiyaçlarından olan beslenme denilen hâdisede de ne kadar Ona benzersek o ka­dar mutlak doğruya yaklaş­mış oluruz.

Bu yazımızda beslen­meye ait herşeyden değil, sadece asrımızın belâsı olan kanserle münasebetinden kısaca söz edeceğiz. Esas olarak burada dikkatimizi çeken en temel husus “Fıt­rattan Uzaklaşma” veya başka bir deyişle tabiilikten, safiyetten uzaklaşma netice­sinde kanserin ortaya çıkışı­dır.

Günümüzde insan, biyo­lojik bir çarpıklıkla karşı karşıyadır. Yürümek üzere yaratılmış ayakların otomo­bille gezmesi ve tembelleş­mesi gibi, çiğnemek üzere yaratılmış olan dişler, acele yutulan lokmalara karşı bir şey yapamamanın çaresizli­ği içindeyken, barsaklar da lifsiz ve posasız olarak gön­derilen işlenmiş gıdalarla ya­pacak bir işi olmadığından tembel tembel vakit geçir­mektedir. İşte barsak kan­serlerinin en önemli sebeblerinden biri! Bir de stres ve ruhî problemlerin yol açtığı kabızlık bu tabloya eklenin­ce kalınbarsak kanserlerinin artması artık iyice fazlalaşacak demektir. Günlük enerji­nin %40'ının yağlardan te­min edildiği bir beslenmede meme, pankreas, prostat ve kalınbarsak kanserlerinin arttığı; rafine şeker ve yağ­ların azaltılarak, posalı, lifli gıda ve kompleks moleküllü karbonhidratların (nişasta ve selüloz gibi) bol bulunduğu bir beslenmede ise bu kanser tiplerinin çok azaldı­ğı tesbit edilmiştir.

Japonya'da sık rastlanan mide kanserinin ABD'de ya­şayan Japonlarda görülme­mesi, aksine onlarda barsak, meme ve prostat kanserinin fazla görülmesi üzerinde du­ran araştırıcılar Japonyada odun ateşinde tütsülenen et­lerin yenme âdeti neticesin­de ortaya çıkabileceğini tah­min etmişler ve hakikaten yanma neticesinde ette kan­serojen maddelerin açığa çıktığını göstermişlerdir. Böylece biz de Rehberimiz (sav) yanık yiyeceklerin yenmesini yasaklamadaki hikmetlerinden ancak birini bugün anlamış bulunuyoruz.

Araştırmalara göre 30–50 bin yıllık insanlık tarihi­nin takriben %90'ından da­ha fazla bir kısmında insan­lar az yağlı, yüksek lifli, askorbik asitli ve kalsiyumlu besinlerle beslenmişlerdir. Endüstri inkılabından sonra bu hayat tarzının değişme­siyle yağ alımının devamlı artışı, lifli ve kompleks kar­bonhidratlı besinlerin alın­masında azalmaya sebeb ol­du, tabii bu arada rafine şe­kerlerin kullanılması da çok fazla artmıştır. Besinlerin tuzlama, turşu ve salamura. tütsüleme ve konserve gibi hususi muameleye tutula­rak saklanılması da son araş­tırmalara göre kansere sebeb olan faktörlerden biridir. ABD'deki son araştırmalar yağlı beslenmenin kanseri teşvik ettiğini hemen hemen kesin olarak göstermiştir.

Besinlerde bulunan lifler ise muhtemel kanser önleyicile­rini bünyesinde taşımakta­dır. Laboratuvar çalışmala­rına göre A, C ve E vitaminleri(*) ile karalahana ve karnıbahar gibi turpgiller­den olan bitkilerin içinde bulunan bileşikler kanser yapıcı maddenin molekül zincirini bir yerinden kopar­makta ve kansere mâni olu­cu bir iş görmektedirler. Ayrıca selenyum elementi­nin bol bulunduğu toprak­larda yetişen bitkilerle bes­lenenlerde de kanserin az görülmesi bu elementin de böyle bir fonksiyonu olabi­leceğini tahmin ettirmekte­dir. Diğer bir çalışmada ise bitki tohumları ve tanelerin­de kanser önleyici proteazlar (yani protein molekülle­rini parçalayıcı enzimler) bulunmuştur. Bu proteazlar muhtemelen bir tümörün komşu dokuları istila etme­sine yardım eden sindirici proteinlerin zararlarını tesir­siz hâle getirmektedir.

İngiliz araştırıcılarından bir grup, Afrika yerlilerinin beslenme alışkanlıklarını in­celediğinde, yüksek lif alan kabilelerin apandisit, diverticulit ve kalınbarsak kan­serine karşı korunduklarını tesbit etti.

Bilhassa yağlı beslenme üzerinde duran bazı araştırı­cılar, bazı yağ asitlerince zengin beslenmenin tümör oluşumunu teşvik ettiği hal­de, bazı yağ asitlerinin böy­le bir hâdiseye sebebiyet vermediğini tesbit ettiler. Bu durumda farklılığın yağ asitlerinin kimyevi yapısın­dan ileri geldiği görülmekte­dir. Linoleik asitçe zengin (mısır, yalana safran, ayçi­çeği ve diğer nebati yağ­lar) yağlı beslenme tümör arttırıcı rol oynamasına rağ­men, oleik asitçe (zeytin­yağı) ve eicosapentaenoik asitçe zengin (balık ve deniz memelilerinin yağlarında) yağlı beslenmede böyle uya­rıcı bir rol görülmemiştir. Nitekim Grönland Eskimoları fevkalâde yüksek yağlı beslenmelerine rağmen (top­lam kalorilerinin %60'ını yağ teşkil eder) kullandıkla­rı yağlar balık ve deniz memelilerinden alındığı için kalın barsak ve meme kanse­ri görülmemektedir. Aynı şekilde yine yüksek yağlı beslenen İspanya ve Yuna­nistan gibi Akdeniz ülke­lerinde meme kanserinin çok yüksek olmaması bun­ların zeytinyağı ile beslen­melerindendir. Bu araştırma neticeleri de Yüce Beyân'da zikredilen zeytin ve balık gibi yiyeceklerin hikmetini ve Efendimizin (sav) zeytin­yağı hakkındaki tavsiyeleri­nin ne kadar haklı olduğu­nu göstermektedir. Kemiri­ci hayvanlar üzerinde yapı­lan laboratuvar çalışmaları da A vitamini gibi retinoid ismi verilen maddelerin kan­sere mâni olucu tesirini çok kuvvetli olarak göster­mişlerdir.

Bütün bu tesbitlerin ya­nında kanseri ortaya çıkarıcı esas reaksiyonların ve hâdisenin fizyolojik cereya­nının nasıl olduğu hakkında çeşitli hipotezler ileri sürül­mektedir. Bunların en önemlisi yağlarla hormonlar, prostoglandinler ve safra asitleri arasındaki uzun bir metabolik reaksiyonla izah edilmektedir. Turpgillerdeki kansere mâni olucu esas maddelerin ise flavonlar, indöller ve izotiyosiyanatlar olduğu hakkında raporlar vardır. Turşu, salamura ve tütsülenmiş gıdaların için­deki nitratların ise kolaylık­la reaktif olan nitritlere dö­nüştüğü, bunların da karsinogenik (kanser yapıcı) olan nitrosamid ve nitroza-minleri meydana getirdiği gösterilmiş olup, C vita­mininin bu reaksiyona mâni olarak kanseri önlediği tahmin edilmektedir.

Hâdiselerin metabolik seyri ne olursa olsun, bes­lenmedeki fıtrattan uzaklaş­manın neticelerinden birisin­de kanser gibi bir illet ola­bileceğini araştırmalar gös­termektedir. Sadece bes­lenme faktörüne bağlı ola­rak gösterdiğimiz kanser ris­kine ayrıca hava kirliliği, kimyevi gübreler ve zirâi mücadele ilaçlan, mutfak ve ev eşyalarındaki petrol türevi sentetik malzemeler (plâstik ve melamin gibi), en önemlisi de stress gibi ruhi faktörler eklenince, ne­redeyse kanser olmamak insana bir mucize gibi geli­yor.

Yaratılışın gayesini unutan, nasıl olursa olsun sa­dece üretme ve tüketme üze­rine bina edilen bir hayata esir olan yirminci yüzyılın talihsiz insanına sorulsa, 500 sene önceki fıtri hayatı öz­leyenlerin sayısı herhalde az olmayacaktır. Kirlenmemiş tabii gıdalarla beslenen, te­miz havada bol bol yol yürüyen, Yaratıcısına iba­detle ruhi itminana kavuş­muş sağlıklı atalarımızın ha­yatına gıpta etmemek elde mi?

Kaynak: Scientific Ameri­can dergisi, cilt 257, sayı 5, Kasım 1987.

*A Vitamini: Balıkyağı, ka­raciğer, tereyağı, havuç, ye­şil salata ve ıspanakta bulu­nur. C vitamini (Askorbik asit): Turunçgiller başta ol­mak üzere, yeşil meyve ve sebzelerde bulunur. E vita­mini; Buğday tanelerinde, bitkilerin yeşil kısımlarında bulunur.