Ocak 1991 · s. 536 · 3 dakikalık okuma
Beşer Üzerine Küçük Bir Deneme

O, Tuba'ya asılı bir salkım ve bir cennet meyvesidir. Çürümediği, özü bozulmadığı ve aslını kaybetmediği sürece yitirmez cennetini ve iman hevengiyle orada asılı kalır. Eşyanın aslına rücu edişi en çarpıcı keyfiyetiyle ondadır. Çıkarıldığı yere, artık geçici bir misafir gibi değil, aziz bir ev sahibi olarak gelir, otağ ve obasını cennete taşır ve orada ebedileşir.
Bulmak için kaybetmek, çıkmak için inmiş olmak değişmeyen kaderdir. Cenneti bulmak için de önce onu kaybetmek gerekiyordu. Soy ağacına dokunma, bir bakıma Âdem için fânilik aşısı oldu. Ebed canibinde esen fânilik fırtınası, soy ağacının yapraklarını döktü. Cennete sonbahar gelmişti. Âdem ise kışı kendi köyünde geçirecekti. Gerçi köy, ıssızdı, bakımsızdı, küçük bir yerdi. Ama o mayasında bu köyün çamurunu taşıyordu. Belki bir özlem, bir hasretti onunki. Belki de vicdanında yankılanan yanık ses köyünün türküsüydü. Toprak ana, oğlunu sılaya çağırıyordu. Ve Âdem beşer sıfatıyla bu davete uydu.
Severim beşer kelimesini.. İnsanın ilk ve değişmeyen adı olduğu için. Her insana en munis kelime kendi adıdır, derler. Bana ise beşer. Onda ben aslımı ve asaletimi bulurum.
Zaaf ve faziletleriyle insanı, mânasına en uygun çapta ancak o ifade eder. Hatalar karşısında “Beşerdir, şaşar” denir. Halbuki, bazen melek ona imrenir, şeklini değiştirir ve onun yanına bir beşer gibi gelir. Bu, beşer olmanın faziletindendir..
Her nebi beşerdir. Onlar bu yönlerini hep bir tahdis-i nimet olarak ikrar ettiler. Ayırıcı fark onlara vahiy gelmesidir. Çünkü beşer olmayı idrak ancak vahiyle mümkündür. Ve bu imkân sadece nebilere verilmiştir. Onlar da bu imkânın bahşettiği ölçüde, beşere, beşer olmanın şartlarını öğretmişlerdir. Ve öğrenen öğrenmiştir ki esma aynasında kendini seyreden tek varlık beşerdir. Allah (cc), onu “Rahman Sureti”nde yaratmıştır. Yani o, Rahman'a tam bir aynadır. Bu, beşerin şeref sırrıdır. Onunla herhangi bir varlık olmaktan ayrılır. O halifedir, sultandır.
Ruh, Meryem'e beşer şeklinde gelir. Araya “Temessül”den perde çekilir. Ve Mesih, Meryem'e böylece üflenir. Mesih ki, lâhut âleminin bağrından kopup gelen bir çığlıktır. Ses yönü toprak yönüne ağır basmıştır. Hem geliş hem de gidiş keyfiyeti bizce bilinmemektedir. Ancak bilinen bir taraf vardır. Bazen tekvinî kanunlar, beşerin nabzına göre atmaktadır.
Cibril'in Dıhye'ye benzerliği misliyet derecesindedir. O gelişlerinin birçoğunda, Allah Rasûlü'ne, Dıhye şeklinde gelmiştir. Sebep ve hikmeti akla karşı perdelidir. Ya Dıhye Cibril yaratılışlıdır; ya da Cibril, Dıhye olmak istemiştir. Bu, onun için bir seçkinlik pâyesidir.
Mus'ab bir destan adamdı. Yaşadığı müddetçe yapması gereken ne varsa yaptı. Bir gün de Uhud onu bağrına aldı. O yere düşer düşmez yeni bir Mus'ab doğdu. Akşama kadar harp meydanında arslanlar gibi kükredi, düşmana korku saldı. Bir ara Allah Rasûlü ona “Mus'ab!” diye bağırdı. Hayret ki Mus'ab, “Ya Resûlallah ben Mus'ab değilim” diyordu. Evet, o Mus'ab olamazdı. Çünkü Mus'ab hemen oracıkta, kolu kanadı kırık upuzun yatıyordu. Mus'ab şehîd olmuştu. O şehid olup melekleşince, bir melek de Mus'ablaşmak istemişti. Duası kabul edildi ve melek o şerefe erdi. Şimdi o, tepeden tırnağa Mus'ab kesilmişti.
Beşer, sinesinden nice büyükler, nice dehalar çıkardı. Ama o, kamusta herhangi bir kelime olmaktan gayrı bir talepte bulunmadı. Bu sadelik ona yetiyordu ve zaten, bütün efsununu bu sadelik ve durulukta saklıyordu.
Severim beşer kelimesini.. Mahviyeti simgelediği için. Onda kibir, onda gurur ihsas eden hiçbir mâna yoktur. O, lügata girdiği günkü safvetini muhafaza etmiştir. Varsın ondan nice devler doğmuş olsun, beşer kalma tesellisi ona yetmiştir.
Müsamaha mânâsı da vardır onda. İnsan eşya ve hâdiseleri beşer perspektifinden değerlendirdiğinde hoşgörü ufkunun nâmütenahiliğini yakalar ve bütün değerlendirmelerini bu ılık iklimde yapar. O iklim ki onda sertlik, huşûnet ve kaba kuvvet yoktur. Çünkü o iklimde beşer bütün mahremiyetiyle ortadadır. Beşerde, ego vardır, inad vardır, hırs vardır. Bunlar ise ancak hoşgörü, müsamaha ve ikna ile arıtılır.
Ve bir de adalet. Bu mâna beşer kelimesinin ifade ettiği ölçüde, bir de kendisinde vardı adalet kelimesinin. Beşerin, diğer bir beşere sadece “beşere”sinin (derisinin) renginden dolayı üstünlüğü olamaz hükmü, “Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktandır” gerçeğine bağlanabildiği zaman, beşer, pür-şer sistemlerden kurtulup, pür-adâlet bir sisteme kavuşmuş olacaktır. Bu da yine beşerin, Allah (cc) tarafından kendilerine verilen beşer ismini çok iyi idrak edip ifade ettiği mânâlara göre kendisini yönlendirmesine bağlıdır. Çünkü Cenâb-ı Hakk, onun irade-i cüz'iyyesini kendi yaratmasına bir şart-ı âdi yapmıştır. İşte beşerin de öyle bir seçkinliği vardır.
Severim beşer kelimesini. Bana beşer olduğumu hatırlattığı ve beşeri bana bir beşer olarak sevdirdiği için, severim. Siz de onu sevin ve beşer olduğunuz için sevinin.
Ve daha mühimi, şükredin!.