Ocak 1991 · s. 538 · 5 dakikalık okuma
İridoloji
Arif Sarsılmaz · Prof.Dr. · Tıp

GÖZLERİN BİLİNMEYEN DİLİÇÖZÜLÜYOR
Vücudumuzun en hârika ve sırlı organlarının başında beyin ve göz gelir. Zaten gözümüzün retina tabakası ve görme sinirleri, beyin ile direk bağlantı kuran, en mükemmel ve “görme” dediğimiz hâdisedeki birinci derece önemli kısımlarıdır. Bu yüzden Darwin, evrim teorisini ileri sürerken göz ve beynin tesadüflerle izah edilemeyecek hârika yapısını gördükçe “tepem atıyor veya uykularım kaçıyor” şeklinde sıkıntılarını dile getirmişti. Bergson da "Yaratıcı Tekâmül" isimli eserinde tabiatı yaratan Sanatkâr’ın eserlerinden örnekler sunarken “gözü” bilhassa ele almakta ve hayranlığını itiraf etmektedir.
Bu kadar hârika ve mükemmel olan gözlerimizin “görme” vazifesinden başka bir de “gösterme” işi yaptığını hiç biliyor muydunuz? Evet.. gözler çift taraflı çalışan bir ayna olarak, dış dünyayı bize gösterdiği gibi, iç dünyamızı da dışarıya göstermektedir.
İRİDOLOJİ: Kimimizde siyah, kimimizde kahverengi, yeşil veya mavi, değişik tonlarda renkli olan gözümüzün, bu renkli kısmına “iris” adı verilmektedir. İris’in durumuna bakarak vücudumuza ait bazı bilgiler elde etmeye ise “İridoloji” denilmektedir.
İridoloji ABD, Almanya, İsviçre ve İsveç’de tamamen farklı bir ihtisas dalı olarak gelişen ve enteresan neticeler veren yeni bir sahadır. Başlangıçta Fransa’da bu mevzuda çalışan ikiyüz iridolog’a önceleri pek ehemmiyet verilmemesine rağmen zamanla müşterilerinin sayısı arttı. Daha sonraları, iyi tanınmayan bu bilimin anlaşılması için konferanslar tertiplenmeye başlandı.
İris’in incelenmesinden hastalıkların teşhis edilmesinde fayda sağlanması çok eski devirlere uzanır. Hipokrat, “gözler nasılsa beden de öyledir” demektedir. Paracelse’nin yazdıkları ise daha da enteresan “Göze bakınız, nasıl bir sanatla yapılmıştır ve beden onun görüntüsünde (ekranında) insan anatomisini ne hârika bir surette resmetmiştir”. Dr. Houdret ise “bana öyle geliyor ki, Antik çağdan beri göz ve vücudun diğer kısımları arasındaki imtiyazlı münasebetin varlığı biliniyordu” demektir.
GÖZ KONUŞUYOR:
Modern iridoloji’nin temelleri, geçen yüzyılın sonunda Ignazt von Peczely adlı bir Macar tarafından atılmıştır. 1837 yılında bir gün ormanda gezinirken güneş ışığının tesiriyle görme kabiliyeti bozulmuş ve korkmuş olan bir gece yırtıcı kuşunun saldırısına uğrayan Peczely kendisini korumaya çalışırken istemeyerek kuşun ayağını kırmıştı. Tedavi etmek için yanına aldığı kuşun kırılan ayak tarafındaki gözünde irisin alt tarafından merkeze doğru çizgi şeklinde siyah bir lekenin belirdiğini gördü. Kırık ayağın iyileşmesine paralel olarak, yavaş yavaş küçük siyah bir nokta haline dönüşen bu çizgiyi her gün inceledi. Vücudun herhangi bir yerindeki yara ile iris dokusu üzerinde hemen bir işaretin belirmesi arasındaki garip münasebeti farkeden Peczely daha sonra doktor olduğunda onu, hastaların irislerini incelemeye şevketti. Farklı hastalıkları ve bunların iristeki görünüşlerini tesbit etti. Böylece irisin ilk topografyasını ortaya koydu. Daha sonra talebeleri Schlegel ve Liljequist’in inceleme ve müşahedeleriyle iridoskopiyi oldukça yaygınlaştırdılar. Daha yakın zamanlarda ise Dr. Bernouille ve Dr. Vannier iridolojik incelemeleri devam ettirdiler.
BEDEN AYNASI:
Pratisyen hekim gözde, karaciğer rahatsızlığını belirten sarımsı sklerotiki incelerken, mütehassıs oftalmolog gözün derinliklerini tetkik ederek sinirler ve damarlarla alâkalı bozuklukları teşhis eder. Fakat bizzat irisle meşgul olan doktorlara çok seyrek raslanır.
Dr. Masson “iris, insan bedeninin en fazla damar ve sinir ihtiva eden kısmıdır ve bir “refleks zonu” gibi hareket eder. Bundan dolayı, bizim haberimiz bile olmadan organizmanın biyokimyevi terkibindeki bütün değişiklikler iriste kendini gösterir. Henüz bir izah getirilememiş olsa bile irisin her bölgesi belli bir organa tekabül eder” demektedir. Böylece, irisin bir saat kadr
anıyla mukayese edilecek şekilde topografik şemaları çizilmiştir. Meselâ, saat 15.15 de sol iriste iç tarafta kalbin yeri bulunur.
İridolog’un çalışmaları, organizmadaki bazı düzensizlikler ve zayıflıklar neticesinde iriste ortaya çıkan
bütün renklenmeleri, işaretleri veya anormal durumları çözmeye dayanır. 30–40 defa büyüten çok basit bir iriskop aletiyle irisin geçmişini, halini ve geleceğini gözler önüne serer. İridolog’un avantajı bu metodu koruyucu hekimlik sahasında kullanabilmesi, dolayısıyla henüz başlangıç haldeki veya gizli olup sinsi gelişen hastalıkları teşhis edebilmesidir. Ancak bu teknik, kaza durumlarında veya diğer acil durumlarda, meselâ; bir dalak patlaması veya bir omurga kırığı gibi vak’alarda kullanılamaz, çünkü bu gibi durumlarda iristeki lekeler ancak onbeş gün sonra belirmektedir. Halbuki kronik hastalık durumlarında ise iristeki lekeler klinik işaretlerden aylar hatta yıllar önce ortaya çıkmaktadır.
Bu hususta çalışmalar yapan Liljequist enteresan bir misal olarak şu deneyi bildirmektedir. “Ciddi olarak bir yerinizi kesiniz ve biraz tendürdiyot sürünüz, biraz sonra iriste tentürdiyotun rengi görülecektir.” Dr. Bardo bu deneye ilaveten bir ilaç enjekte edilmesinden bir müddet sonra iriste renkli bir noktanın belireceğini söylemektedir.
Bu tesirler otonom sinir sisteminin yani irademiz dışında ve düz kaslarla çalışan, aynı zamanda vücudumuzun bütün organlarına yayılmış bulunan ve damarları büzüp açarak kontrol eden sistemin, hissedemediğimiz titreşimlerinin uyarmalarından ortaya çıkmaktadır. Vücudu bir ağ gibi saran otonom sistemin en ince dallanmaları, irisin sinirlerce çok zengin yapısındaki kompleks sinir düğümlerine kollarla bağlanmıştır. Bu haliyle göz, bilhassa iris, beynin ve sinir sisteminin dışarı açılan görüntü ekranlarından birisi olmaktadır. Aralarındaki münasebet canlı bir organizmada bulunabilecek en mükemmel ve girift bir âhengi göstermektedir. Tıpkı bir bilgisayar şebekesi gibi, görme sinirini saran 120.000 lif organlardaki hassas titreşim dengelerindeki değişikliklerini nakleden elemanlardır. Elektriki veya biyokimyevi âhenkli faaliyetlerindeki veya fizyolojik programlardaki en ufak bir sapma bile iris diskine, bilgisayar gibi kaydedilir.
Oldukça iyi bir damar sistemine sahip olan iris bir istasyon merkezi ağına benzetilebilir. Bu sinir şebekesi otonom sinir sisteminin ortosempatik ve parasempatik gibi farklı bölümleriyle, merkezi sinir sistemine de bilgisayarın ayrı bir kanalından bağlanarak, akılları durduracak karışıklık içinde hiç şaşırmayan kesinlikte bir iletim mükemmelliği gösterir. Bu sinir şebekesinin rolü alınan bigileri merkezileştirmek ve dağıtmaktır. Beynimizdeki en sırlı bölgelerden biri olan retiküler formasyon sayesinde kaydedilen bu sinir ağındaki radyo mesajları şeklindeki bilgi iris lifleri üzerine izler halinde kaydedilerek anlayanların hizmetine sunulmaktadır.
Görme gibi mucizevi bir hâdiseyi göz gibi küçük, fakat tesadüflerle meydana gelmesi mümkün olmayan bir organa yaptıran Sonsuz Kudret ve Hikmet Sahibi, gözün bugüne kadar bilmediğimiz bir yönünü daha gözler önüne sermektedir. Gözün sadece görme fonksiyonu bile insaf sahiplerini secdeye kapandırıp Darwin'cilerin tepesini attırırken, daha bilemediğimiz nice inceliklerinin ortaya çıkarılıp insanlığın inanç dünyasında yeni ufuklar açması ümidiyle.