Haziran 1991 · s. 223 · 2 dakikalık okuma
Beklenen Bahar

Seni bekliyoruz yıllar yılı ümidimize fer veresin diye. Seni bekliyoruz ufuktan bir güneş gibi tulü edip ışık ışık Cennet akisleriyle ruhlarımıza firuze yeşilliklerin tablosunu çizesin diye.. Seni bekliyoruz İrem bağlarına dökülen nağmelerinle Bizim gecemizi gündüz, kışımızı ise bahara tebdil edesin diye.. Seni bekliyoruz özlerimizdeki susuzluğu gideresin ötelerden Cennet-âsâ bir iklime çeviresin diye...
Seni bekliyoruz ey ölgünleşmiş sinelere nesimi ile hızır nefesi gibi koşan iklim.. Seni bekliyoruz ey gümüş renginde yıldızların ruhlarımıza akisler yağdırmasını özlediğimiz bir asırda çiçek çiçek ötelerden gönül göğümüzü canlı şulelerle süsleyen mevsim.. Seni bekliyoruz canımız dudağımıza geldiği şu hengamda fıtratımıza dercedilmiş en kutsî meyillerle seni.. Seni bekliyoruz ümidimize fer, ruhumuza engin bir muhasebe duygusu tohumlarını ekecek ve sonra özümüzde en güzide Cennet iklimlerini oluşturacak ve bizleri ötelere sünbüllendirecek olan seni...
Seni bekliyoruz üç yüz seneden beri.. Ve gözlerimiz hep senin doğacağın ufka çevrili. Ümitlerimiz o mihrakta toplanmış ve çekiyor cezbediyor bizi. Tarihin derinliklerinden sana muştu var ey yeryüzünün son dirilişi ve kürre-i arzın bayram şenliği...
Nebîler Nebisinin kutlu beyânında sana remiz ve işaretler.. Bayazid-i Bistâmi'de, Yunus Emre'de senin için kutsî müjdeler. Fatihlerde Yavuzlarda gamze çakan renklerinle gül pembesi doğuşuna en içten hoş amedîler.. Devrin Çilekeşi senin millet âfâkında görünmen için cehenneme girmeye razı olmuş. "Eğer milletimin imanını selamette görürsem vücudum yansa da gönlüm gül gülistan olur" diyor O. Herkes seni bekliyor herkes senin son bir kez cihana gülüşüne dilbeste...
Seni özlemişiz yıllar yılı ey kurtarıcı müjde bayrağı.! Ağaçların dallarında, çiçeklerin yaprağında, fidanların en körpe filizlerinde seni beklemişiz ey Tevhidin ebedî soluğu...
Seni özlemişiz sinelerimizde vuran mızrapla. Gönül sazımızı taşa çalmışız senin olmadığın beldelerde. Sular gibi çağlamışız, gözyaşlarımızı akıtmışız kuru ve susuz çöllere. Senden bir renk, bir işaret düşsün diye gözlerimize; akislerinden.. Seni özlemişiz sevgi ve hoşgörünün yok olduğu bir dünyada. Egonun hâkim olduğu bir kürrede seni özlemişiz. Nefis canavarının ruhları pençesine aldığı ve onları en korkunç alevlerin içine saldığı çileli, azablı, karanlık beldede seni özlemişiz. Aydınlığını, revnektarlığını, günlük -güneşlik çehreni ve canavarları dahi uysallaştıran ve sıcak kanlı eyleyen iklîminde seni...
Ruhumuzun derinliklerinde sana beslediğimiz ölümsüz hasretle ve dudaklarımızda terennüm ettiğimiz yakıcı nağmelerle kırık' mızrabımızdan, kopuk telli gönül sazımızdan yükselen türkülerimizle senin yoluna döküldük. Buruk boyunlarımız; yorgun dizlerimiz, dermansız gönüllerimizle bizi daha fazla bekletme.! Ve bu hususta Asrın Şairinin sana hicranla örülmüş yanık bestesini bizimle beraber bir de sen dinle:
BEKLENEN NEVBAHAR
Mevsim döndü birdenbire bahar oldu hazân.
Gül kokularıyla esiyor esince rüzgâr.
Sonsuzluğa doğru akıyor tül pembe zaman,
Az ötelerde muhteşem günün şehrâyini var...
Pas tutmuş gündüzler artık bir bir çözülüyor;
Kara-buza inat ufukta sımsıcak bir yaz..
Her yörede murad üveykleri süzülüyor,
Rüyaları masmavi, ufukları bembeyaz...
Keşke güneş batmasa, asla gece olmasa!
Yollar eklense uç uca ötelere kadar!
Karanlık bassa da. zeminin rengi solmasa!
Bir daha yalnız kalmasa asırlık yalnızlar..!
Doğan şu renk sabahı sürsün asırlar boyu!
Yaşayalım hülyalarımızı doya doya..
Ve hazır ısınmışken karanlıkların suyu,
Dalmasın irâdeler o öldüren uykuyu...
Kızıllık yaslandı guruba gayri zor işi.
Diyalektik yanıyor içinden mangal gibi.
Devriliyor peş peşe bâtılın dördü beşi.
En son göründü yalancı hülyaların dibi...
KIRIK MIZRAP