Sızıntı Arşivi

Haziran 1991 · s. 224 · 5 dakikalık okuma

Feza Kirliliği

Sami Polatöz · İnceleme

Bilim ve teknolojide hızla ilerleyen insanoğlu ileriyi görememeden kay­naklanan plansızlık sonucu tabiattaki muhteşem dengeyi tahrip etmiş, tabiî güzellikleri de tek­niğin ilerlemesi adı­na yok etmiştir. Çev­reyi tahrip etmenin kendi kendini dina­mitlemekten farksız olduğu yakın zaman­larda anlaşılmış ve gerekli tedbirler için ise epeyce geç kalın­mıştır. Çevre kirli­liğinde yeni bir buut ise uzay çalışmaları ile ortaya çıkmıştır. "Uzay Kirliliği" diyebileceğimiz bu teh­dit insanları tamamen dünyaya hapsedecek, uydu ve uzay istasyonlarını çalışmaz hâle getire­cek kadar tehlikeli sınırlardadır.

Süpergüçlerin mesuliyetsiz ve plansız çalışmaları sonucu dünyanın çevresi, 3.5 milyon parçanın dolaştığı bir enkaz yığını hali­ne gelmiştir. Bu en­kaz hem uzay personeli hem de uzay araçları için çok tehlikelidir. 10 km/ saniye gibi nisbi bir hızla hareket eden 0.5 mm. ge­nişliğindeki bir metal parçacık uzay elbisesini delip astronotu öldürecek güçtedir. Birkaç cm. genişliğindeki bir parçacık ise rusların Mir Uzay istasyonunu veya 1995’te monte edilmesi planlanan NASA'nın 30 milyar do­larlık Freedom Uzay istasyonunu tahrip edebilir. Hâlihazırda birçok tehlikeli durum meydana gelmiştir. 1982'de eski bir Rus roketinin parçası Columbia uzay mekiğinin 12 km. yakınından geçmiştir. 1983'te 0.2 mm.lik bir boya parçası Challenger'in ca­mına yapışmış ve yer elemanları ancak camı değiştirerek Challenger’i tekrar yörüngeye olunabil­mişlerdir.

Uzaydaki çöp miktarı her geçen gün artmaktadır ve insanlığı 30 yıl içe­risinde tamamen dünyaya bağımlı kılabilecek tehlike­dedir. 1988'de Av­rupa Uzay Teşkilatı ESA'nın genel mü­dürü Reimas Lust şöyle diyordu: "Eğer gerekli tedbirleri al­mazsak bizden son­rakilere çok kötü bir emanet bırakmış oluruz." Fakat yakın zamana kadar göz alıcı uzay endüstrisi için kirlilik önemli değildi. Hemen he­men bütün uydu sa­hipleri kendi araç­larının sınırsız bir uzay içerisine yer­leştirildiğini sanıyor­lardı. NASA'dan Donald Keissler gibi bazı tek-tük sesler çöp miktarındaki artışa dikkat çekiyorlardı. Hâlihazırda ise 2000 km.lik bir tabaka içerisinde 3 milyon kg. çöp olduğu tahmin edilmektedir.

1989 Şubat’ında Amerika'nın Ulusal Güvenlik konsülüne verilen bir raporda 2010 yılında 5500 km.den daha alçakta 12 milyon kg. çöpün dünya etrafında do­laşacağı yazılmıştır. NASA'nın bu konudaki tah­mini ise 6 milyon kg. olup yine de ciddi bir tehlikeyi göstermektedir.

Kasdi ve kaza sonu­cu meydana gelen patla­malar uzay kirliliğinin % 49'unu teşkil etmektedir. 73–81 arasında McDonnel Douglas tarafından yapı­lan yedi Amerikan Delta roketi, firmanın haberi ol­madan yörüngelerinde İn­filak etti. İşin farkına varıldığında; yeni roketler yörüngelerine oturunca benzinleri bitecek şekilde tasarlandı ve infilakların önü bir ölçüde alındı. 64–86 arasındaki 34 uydunun güvenlik sebebiyle kasdi patlatılması 2094 parçanın oluşmasına sebep olmuştur.

Uzay kirliliğinin esas mes'ulleri süper güçler ol­masına rağmen 1986'da Avrupa da buna dahil ol­muştur. Bu tarihte Avru­pa'nın gönderdiği bir ro­ket tarihteki en korkunç patlamaya sebep olmuş, yaklaşık 2773 parça dünya etrafına 4 yıl gibi kısa bir sürede dağılmıştır (Şekil 1).

Uzay kirliliğinin yüksekliğe göre değişimi tesbit edilip grafiğe dökülmüştür (Şekil 2). Buna göre kirlilik 800 km. yükseklikte en faz­ladır. Daha sonra 1000 km. ve 1500 km. ci­varında iki nisbi maksi­mum kirlilik bölgesi görülmektedir. Uzay Te­leskop Bilimi Ensitütüsünden Michael Shara Hubble teleskobunu tahrib edecek 10 cm. veya daha büyük bir parçanın çarpma ihtimali­nin %1 olduğunu söyle­mektedir. Hatta 3 cm.lik bir parça bile büyük ha­sarlara sebep olabilir. 1 cm.den büyük parçalar için kalkan yapmak ise uyduların çok ağırlaş­masına ve fırlatılmasına sebep olmaktadır.

Hubble için kirlilik başka yönden de tehlikeli olmaktadır. Çöp parça­cıklarından yansıyan ışın­lar, yıldızlardan gelen ışınlarda karışıklığa yol açmaktadır. Bunu Önle­mek için teleskobun ko­numunu belirleyen çok hassas sensörlerde (alıcı) bazı değişiklikler yapıl­mıştır.

Bu anlatılan tedbirler Amerika liderliğinde Ka­nada, Japonya, Avru­pa'nın yapacağı Freedom Uzay İstasyonu için geçerli değildir. Uzay is­tasyonu birçok politik ve teknik önşartları yerine getirmiş olmakla birlikte önünde çözülemeyen bazı problemler de vardır. Bunlardan biri de 467km. yüksekte çalıştırılması ve 500 km.deki nisbi kirlilik artışına yakın olmasıdır.

Kabin duvarını sarsa­cak büyüklükteki parçalar saçmaya benzer parçacık­ların kabin duvarları bo­yunca uçmasına sebep olacaktır. Daha büyükleri kabinde küçük bir delik açacak ve saçmaya ben­zer parçacıklar ve ses bombası oluşturacak, bu ise ısıyı arttırarak yangın tehlikesine sebep ola­caktır. 1-5 cm. arasındaki parçalar 10 cm. delik açıp kabin basıncını hemen düşürebilir. 5–10 cm arasındaki parçalar İse ka­bin duvarım bir baştan bir başa geçerek büyük delik­ler açabilir. Bu tehlikelere karşı 1 cm. den küçük olanlar için kaplama yapılacaktır. 1-10 cm. arasındaki parçalar kızıl ötesi sensörler ile tesbit edilecekse de nasıl bir ko­runma yöntemi uygulana­cağı henüz belirleneme­miştir. Bir ihtimal olarak lazerle bunların yokedilmesi veya astronotlar tarafından istasyonun sağ­lam bir kısmının o yöne döndürülmesidir. 10 cm. den büyükler yerden tes­bit edilip uydu cismin yörüngesinden çıkarılabilecekse de bu çok pa­halı ve zor bîr yöntemdir. Bir hipoteze göre kir­liliğin artması sonucu parçacıklar daha çok çar­pışacak ve her çarpışma zincirleme çarpışmalara yol açacak, bu ise uzay çalışmalarını tamamen engelleyecektir. NASA bu olaya sebep olabilecek kirliliğin 2050 yılına ka­dar gerçekleşebileceğini tahmin ediyor. Batı Al­manya'da Braunschweig Teknik Üniversitesi'nden Dietrich ve Peter bu kritik kütlenin hâlihazırdaki kütlenin iki üç katı ol­duğunu ve 20-50 yıl arasında uzay çalışmala­rına mâni olacağını söy­lüyorlar.

Bu arada NASA ve ESA bütün artık maddelerin yörünge tespitini ya­parak çarpışmaya sebep olmayacak yörüngeleri bulmaya çalışıyorlar. Yalnız bir problem var: Süper güçlerin hiçbiri as­keri uyduları ile ilgili bil­giyi ESA’ ya vermek iste­miyor: 1990'nın Mart ayında parçalanan Ameri­kan KH11 askeri uydusu hakkında bu uydunun Av­rupa'yı tehdit etmesine rağmen hâlâ bilgi veril­memekte ısrar edilmekte­dir. ESA ayrıca kontrolsüz büyük cisimlerin atmosfere girişi ile ilgili önceden ikaz edilmelerini istiyor. 1979'da NASA'nın Skylab'ı Güney­batı Avustralya ve Hin­distan okyanusuna düştü­ğünde arkasında 1000 km.lik bir iz bıraktı ve 500 parçadan büyük bir kısmı ses hızının üstünde bir hızla yere ulaştı. Bu olayda herhangi bir yara­lanma ve ölüm vuku bul­madı.

800-1000 km. yük­seklikte kirliliğin yoğun olduğu bölgelerde nük­leer güç kaynaklarının ol­ması da ayrı bir ürkütücü durum teşkil ediyor. Nük­leer güç konusunda süper güçlerin çok sırlı ol­masına rağmen Şubat 90'da yayınlanan bir ma­kalede 56 Sovyet ve Amerikan radyoaktif uy­dunun 800-1100 km. yükseklikte bulunduğu yazılmıştır. Eğer bir çar­pışma olursa 25 yıl içeri­sinde nükleer parçaların % 97'si atmosfere gire­cektir ki bu tehlikenin büyüklüğünü yeterince açıklamaktadır.

Burada sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Kâi­nat bir model olarak ya­ratılırken her şeyi en ince detayına kadar planlayan geniş bir bakış açısı kul­lanılmıştır. Bu geniş ba­kış açısından mahrum in­sanlık, bir de günübirlikçi ve çok yakın çıkar ve fay­dalarını gözetmeye kal­kınca sonunda bütün yaptıklarının birer silah olarak karşısına dikilme­sini önleyememektedir. Keşke eşya ve hadiselere geniş perspektiften bak­ma eğitimi almış kişiler dünyayı yaşanmaz hâle getirenlerden bu işleri devralabilselerdi...