Temmuz 1989 · s. 9 · 4 dakikalık okuma
Beden Sağlığı ve Banyo

Günde beş defa yıkandığı için tarihçilerin tenkidine hedef olan I.Gordion ile, gece yarısı aşırı sıcak suyla yıkanmaktan hoşlanan Napolyon Bonapart, târihî kişiliklerinin yanısıra bu garip alışkanlıklarıyla da kendilerine mahsus bir yere sahiptirler.
Temizlenme denince akla ilk gelen yıkanmadır. Çoğumuz ne Gordion kadar sık, ne de Napolyon kadar sıcak suyla yıkanırız. Fakat herhalde hiçbirimiz, yıkanmayı hastalık kaynağı olarak gören Ortaçağ Avrupası'nın bu çarpık anlayışını makul bulmayız.
Temizlenmenin en şümullü şekli olan yıkanma, beden üzerindeki tesirleri bakımından günlük hayatımızda hiç de küçümsenemeyecek bir yer tutar. Yıkanma esnasında milyonlarca ölü deri hücresi vücuttan atılır. Derinin ovuşturulması esnasında, üzerindeki, su geçirmeyen yağ ve keratin tabakaları dağılır. Böylece su, derinin alt tabakalarındaki hücrelerin içine girme imkânı bulur; bunların şişmesini sağlar. Tırnakların ve saçın yapısına da nüfuz eden su, bunları meydana getiren keratin molekülleri arasındaki bağları zayıflatır ve yumuşamalarını sağlar.
Fazla itina gösterilmeden yapılan bir banyo dahi sağlığımıza önemli faydalar sağlar. Ölü deri parçacıkları ve kirlerle birlikte, deride yerleşmiş olan birçok mikroorganizmada uzaklaştırılmış olur. Banyo sonrasında, derideki mikrobik canlıların oranında önemli düşmeler görülür. Meselâ koltuk altı gibi, mikropların —bilhassa bakterilerin— yaşamasına elverişli bölgelerde dahi bu oran santimetrekarede 3 milyona kadar düşer. Vücudun diğer kısımları ise daha fazla temizlenir; sırtta ise bu miktar santimetrekarede birkaç yüz bakteriye kadar düşer.
Yıkanmanın faydaları bununla bitmez. Suyun tesiriyle ağır organlar serbestleşir ve kaslara binen yük azalır. Neticede vücutta genel bir kas gerilimi azalması görülür. Banyo suyu biraz sıcak olduğu takdirde vücut ısı kaybetmeye çalışır. Tesadüflerle alâkası olmayan, vücudun faaliyet programı doğrultusunda, kan dolaşımını yavaşlatan engeller gevşetilir ve kan dolaşımı hızlanır; böylece vücudun fazla ısıyı kaybetmesi ve insanın rahatlaması sağlanır. Sıcak bir banyo kan basıncını da düşürür. Bu, deriye yakın damarların, sıcaklığı düşürecek şekilde genişlemesi ile olur. Zira sözkonusu genişleme, kan dolaşımına direnci azaltır ve sonuçta kan basıncı düşer.
Banyonun vücudu rahatlatması şu şekilde açıklanmaktadır: Banyo esnasında kasların yükünün azalması ve kan dolaşımının artması, kaslarda biriken ve yorgunluk hissi veren laktik asitin kolaylıkla atılmasına sebep olmaktadır.
Genel mânâda bir temizlik metodu olarak yıkanmanın tarihçesine baktığımızda karşılaştığımız ilk şahıs Efendimiz (s.a.v)'dir. En azından haftada bir defa (Cuma namazı evvelinde) bütün vücudun yıkanmasını bize tavsiye eden Efendimiz (s.a.v), birçok hadis-i şerifinde, temizlenmenin ehemmiyetine ısrarla temas etmiş, inananların, temiz olmaları gerektiğini belirtmiştir.
İslâm'ın bu mevzudadaki hassasiyetini, günlük hayatında çok çarpıcı misâlleriyle ortaya koyan Osmanlı, yıkanma ve benzer temizlik hususlarında dünyaya da örnek olmuştur. Batı'da 16. yüzyıla kadar, yıkanmanın sağlığa zarar verdiği düşünülürdü. Bu asırda yaşayan Batılı bir hekim, sıcak suyun zararlı irinleri karıştırarak vücuda yayılmasına sebep olacağını iddia etmişti. Böylece, sağlıklı organlar da enfeksiyona maruz kalacak ve baş dönmesi, baş ağrısı gibi arazlarla kendini belli edecekti. Ortaçağ Avrupası'nda, sabahları elleri ve yüzü yıkamak her ne kadar gelenek halindeyse de haftalık banyolar züppelik olarak görülürdü. O döneme göre oldukça sık yıkanan biri olan İngiliz kralı John, üç haftada bir yıkanmaktaydı.
Tahrif edilmiş de olsa Hristiyanlık'da genel temizlik prensiplerinin izlerini görmek mümkündür. Vaftiz töreni sırasında, yeni doğmuş çocuğa yaptırılan küçük banyonun, onu mânevi kirlerden temizleyeceğine inanılmaktadır.
Efendimiz (s.a.v) bir hadislerinde "Cuma günü geldiğinde, hepiniz yıkanın" buyurmaktadır (1).
Ebu Said-el Hudri (r.a) "Ben, Resulullah'ın, "buluğa ermiş herkes için Cuma günü yıkanmak gerekir" dediğine şehadet ederim" demektedir (2).
Yukarıdaki hadislerden ayrı olarak, bu konuda daha birçok hadis nakletmek mümkündür. Temizliği imanın yarısı kabul eden bir dinin, gusül ve yıkanmaya bu ölçüde ehemmiyet vermesi de tabiidir. Ebu Hurey-re (r.a) rivayet ediyor: "Resulullah Efendimiz (s.a.v) buyurdu: "Her müslümanın yedi günde bir kere başını ve bütün bedenini yıkaması gerekir." (3)
Nakledeceğimiz şu hadis, yıkanma emrine bir başka açıdan işaret etmesi hasebiyle ayrı bir ehemmiyet taşır. Hz. Aişe (r.a) vâlidemiz naklediyor: "Efendimiz (s.a.v) devrinde, Medine dışında oturan insanlar Cuma namazına nöbetleşerek gelirlerdi. Gelirken toz, toprak ve terden tanınmaz olurlardı. Efendimiz onlardan birini görünce şöyle buyurdu: "Ne olurdu, hiç olmazsa bugün için temizlenip gelseydiniz!"(4).
Fıkıh kitaplarına bakıldığında, Cuma günü gusül abdesti almanın "sünnet" olarak kabul edildiği görülür (5).
İslâmiyet'in, üzerinde bu ölçüde tahşidat yaptığı gusül temizliği ile ilgili olarak şu hususları belirtmekte de fayda mülahaza ediyoruz:
Kendisine gusül gereken bir insan, ciddi bir fizyolojik hadise geçirmiştir. Efendimiz, nurlu beyanlarında gusülden bahsederken, sözü edilen fizyolojik hâdise sonrası için "her kıl dibinde cünüblük vardır" buyurmuşlardır. Bu ifade o gün için, yıkanırken itina ile temizlenilmesi hususuna âzâmi ehemmiyet gösterilmesi şeklinde anlaşılmıştır. Her beyanında nice hikmetler gizli olan Efendimiz, bu sözüyle hem o günkü cemaatına temizliği anlatmış oluyor, hem de daha sonra gelecek ümmetine yıkanmanın nasıl olması gerektiği hususunda kafa yormalarını, araştırma yapmalarını ihsas ve tavsiye ediyordu.
Gusül temizliği yapan kişi, hem Kitabının, hem de Efendimiz (s.a.v) 'in emrine uymuş olmanın verdiği psikolojik bir rahatlama duygusuna sahip olur herşeyden önce. Bunun yanısıra, sözkonusu temizliğin beden sağlığı açısından arzettiği önem, birçok ilmi eserde de guslün farz oluş hikmetlerine ışık tutmaktadır.
Bugün müslüman ve gayrimüslim toplumların yaşantılarına göz gezdirildiğinde, insanı bir bütün olarak ele alan ve hayatını da buna göre tanzim eden bu dinin ne kadar sonsuz bir hakikat kaynağı; bu "Nur" dan mahrum oluşun ise yokluğun ta kendisi olduğunu sadece bu mevzuda bile açık bir şekilde kendini göstermektedir.
Dipnotlar:
1-) Buhâri, Cuma, 2; 1/215, Cuma, 12; 1/215.
2-) Buhâri, Cuma, 3; 1/212, Tecridler, 2/940, H. 475.
3-) Buhâri, Cuma, 12; 1/216.
4-) Buhâri, Cuma, 15; 1/217.
5-) Gürer-Dürer Trc. 1/38.