Mart 1986 · s. 50 · 3 dakikalık okuma
Aylandozlar
Fikri Cendel
Topyekün yeniden varoluş hamlesine atılmış bir cemiyet içinde türeyen tufeylilere karşı uyanık olunmalıdır. İnsanlar bir makina mamulü değildir ki; hepsi aynı kıvamda, saflıkta ve seviyede olsun. İnsanlığın yükseliş ve düşüşlerinde farklı yaratılıştaki insanların rolü ehemmiyetlidir. Yükseliş ve düşüş merhalelerinde has ruhlarla aylandozlar, yani ham ruhlar, tufeyliler, fanatik ve yobazlar her an hareket halindedirler.
Aylandozların teşhis ve tedavisi veya ayıklanması cemiyetin yapısına güç ve sağlamlık getirecektir. Bunlar insanlığın dejenere edilmesiyle bir iki asırdır, hızla ortalığa yayılan bir güruhtur. Aslında “aylandoz” bir ottur, ve ekseriya kendi haline bırakılmış bahçelerde, duvar diplerinde çıkar, üredikçe ürer, gelişir, sevimsiz bir ottur. Bunların yanında ısırgan otlarının bile kendine göre bir cazibesi vardır. Aylandozların odunundan yararlanılmaz, keresteye gelmez. Fasulye fidanına sırık bile olmaz. O sadece kendi dünyasında yaşar, yalnız kendi menfaatlerine bakar.
Bir gül fidanının dibine, rüzgarda kırılmasın diye kuru bir aylandoz çubuğu dikip bağladıysanız; bir süre sonra maksadınız olan gülü kurumuş, aylandozu ise verdiğiniz bütün suyu çekmiş, gamsız bir bön bulursunuz. Aylandozun ruh panaroması budur. İşte etrafını uyuşturup mefluç eden zararlı ve asalak ham ruhlara “aylandozlar” denilmesi bundandır.
Fezai rasathaneleri cemiyet içine çevirip, insan sınıflarını tarayıp, içindeki hamruhları tesbit, tahlil, teşhis ve tasfiye edecek olursak şunlar görünür; Aylandoz, cepheden kaçan bir asker, tembel bir talebe, lakayd bir baba, avare bir anne, sorumsuz bir memur, kitapsız bir öğretmen veya anarşist bir işçidir. Herbiri gövdeye girmiş bir ağaç kurdu gibi içten içe cemiyeti kemirmekte, yapısını koflaştırmaktadır.
Zaten zorluğa dayanamayan, mesuliyet yüklenemeyen serseri bir ruh, lakayd bir fıtrat ve disiplin altına alınamayan anarşist fertlerin cemiyet içinde hangi mevkie konulacağı bir meseledir. Milletlerin büyüklüğü ve ileriye güvenle bakması esas olarak müesseselerinin sağlamlığına bağlıdır. Bunlar ise; fert, aile, okul, ordu, mülki idareler gibi içiçe geçmiş dairelerdir. Her dairede tatbik edilecek temizlik ve tedavi ile bünyemiz emniyete kavuşacaktır.
Aylandozlar, ruh yücelmesinde hep yaya kalmış, yol ve yön değiştirmişlerdir. Ruh yüceliği imtihanında çile, en hassas bir ölçü ve terazidir. Aylandozlar çile ile karşılaştıklarında kaçış yolu ararlar. Kaçmak için ise sebepler, vasıtalar çoktur. Tenperver, sırnaşık ve çilesiz bir ruhu dünyaya bağlayan sebepler elbette ki çoktur.
Herkese tatbik edilen kaideler, bunlara tatbik edilemez. Ya isyan ederler, ya çocuksu aksülamelde bulunurlar, ya da onlarla neticelenecek meseleler akım kalır. Ayrıca aylandozlar, oynak bir fıtrat, şeytan bir tecessüs ve kompleks bir cinsiyet taşırlar. Halbuki varoluş hamlesi sebat, teslimiyet ve merdane bir tavır ister.
Aylandoz, ham ruhtur, yani kemale ermemiş ruhtur. Böylesi ne misal olur, ne maksat ne murattır, ne de kendini kurtaracak haldedir. Fedai ve hasruhlar, asrın sisli sokaklarında bir lamba, bir hayat mis1i veya mesih soluğu ve eli olacaktır.
Niyet duruluğu da hasruhların en hassas vechesi ve billur kaselerde insanlığa misal olarak takdim edilecek levhalardır. Niyet duruluğu, hamlık emareleriyle beraber erimeye yüz tutar, yerini muzır kompleks ve karanlık emellere terkeder. Niyet duruluğundan uzaklaşmış bir cemiyette ise kanun, nizam, parçalanmış, insanlık ve medeniyet ölmüştür.
Yeniden varoluş hamlesinde kültür harcımızın saflık ve duruluğu, ilmi kaynaklarımızın sağlamlığı ve zamanımıza aktarılması ayrı bir ehemmiyet ve hususiyet ister. Kültür harcımızın teşekkül ve yoğurulmasının nadide ellere bırakılması da ayrı bir incelik ve basiret ister. Aylandozların ise şöyle veya böyle müdahalesi acı neticeler doğuracaktır. Çünkü hangi fikir, hangi kaynaktan gelir, esasları nedir, neticeleri nereye varır, sormaz. Reklamla akıntıya kapılmakla yön hayranlığına gömülmeyle, gözler görmez, kulaklar işitmez, akıl işlemez haldedir. Ortaya çıkan bu fikri sabitler aylandozlarla yobazların temayüz etmiş hassalarıdır.
Her varlığın bir gelişme mevsim ve seyri vardır. Aylandozlar, gelişme mevsiminin çok gerisinde kalmış anormal bir yapıdadırlar. Bu yönüyle ham meyvelerle kıyaslanamaz. Ham meyvenin zararlı olduğu söylenemez ama, ham ruhlar bir nevi içtimai mikroptur. Keşke, imkânlar elverse de herbiri karantinaya alınarak oksijen çadırı şeklinde veya fanus gibi cemiyetten tecrit edilip tıbbi müdahelelerde bulunabilinse. Çünkü bu illetle malul olanların tedavisi çok esaslı olmalı. Hem hastalığın tedavisi, hem de müsbet anlayışın tesisi. Aylandozlar kendilerinin hasta olduklarını kabul etmediklerinden yapılacak mualece ve müdahalenin hassaslığı vardır.
Bütün bu meselelerin çözümünde aydınlık bir gönüle, selim bir akla, sönmeyen bir ümide ihtiyacımız öncelikle ele alınmalıdır. Bu hususta sarfedilen her nefes, her adım ve her harfin ayrı bir azizliği vardır.