Sızıntı Arşivi

Mart 1986 · s. 48 · 2 dakikalık okuma

Şaşırtıcı Yeni Bir Gen Programı

Akif Bay · Biyoloji

Science Digest’ten Akif Bay

Moleküler biyolojiyle uğraşanlar genetik kodları bulduktan sonra bütün organizmaların yapılarında bu kodların kullanıldığına dair tatmin edici neticeler elde etmişlerdi. Yani; bir bakterinin, bir bitki- nin veya bir hayvanın genlerinde taşıdığı talimatlar hep aynı dille yazılmıştı.

İşte bu birlik daha sonraları DNA teknolojisinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu teknolojiden faydalanarak, mesela, bir bakteriye insan geninin kodları okutturulup buna göre proteinler meydana getirmesi sağlanabilir. Bu proteinler umumiyetle tıbbi ehemmiyeti olan insülin ve interferon hormonları veya değişik cins proteinler olabilir.

Önce bu işin nasıl gerçekleştiğine göz atalım. Bütün organizmalarda genetik kodlar daha küçük ünitelerin (nükleotidlerin) zincirleme eklenmesiyle meydana gelen ONA moleküllerinde yazılmıştır. Bütün canlıların genlerinde bulunan nükleotidlerin sayısı 4 çeşittir ve A (Adenin, T (Timin), C (Sitozin) ve G (Guanin) harfleriyle gösterilir. Bu nükleotidler 3’er 3’er gruplaşarak (3’lü kodon oluşturarak) herbiri değişik bir protein molekülünün yapılmasını sağlayan, 20 değişik aminoasitten birine şifre olma vazifesini üstlenmişlerdir. DNA, hücre çekirdeğinde bulunduğundan protein sentezi için kendisindeki talimatları sitoplazmada protein üretme makinası olan ribozomlara götürecek taşıyıcılara kodlar. Ancak her ikisinde de bulunan kodlardaki nükleotidler belli bir nizama göre eşlenir. Daha sonra taşıyıcılar bunları ribozomlara ulaştırır. Burada da kodlardaki nükleotidler yine belli bir kaideye göre eşlenir ve DNA daki kodun aynısı ribozoma ulaşmış böylece ribozomda istenilen protein yapısını meydana getirmiş olur.

Bu hadiseler yukarıda tarif ettiğimiz üçerli gruplar (kodonlar) şeklinde gerçekleştirilir. Sentez bittiğinde ‘dur!’ manasına gelen üçlü bir grup gönderilir. Bu gruplardan biri de birçok canlı çeşidinde görülen UAG kodudur. Fakat yeni bulunan alışılmışın dışındaki bir koda “UAG” kodu geldiğinde işlemin durmadığı ve glutamin aminoasidini meydana getirdiği görülmüştür. Buna benzer durumlar Amerika, Avrupa ve Japonya’da birbirinden habersiz çalışan gruplar tarafından da bulunmuştur. Çalışmalarda en azından dört adet bir hücrelinin ve bakteri çeşitlerinin tamamen farklı bir koda sahib olduğunun ortaya çıkarılmasıyla bu konu kesinlik kazanmış ve evrimcileri şaşkınlığa uğratmıştır. Çünkü bir DNA araştırmacısı protein sentezi için “dur!” kodu farklı olan bu organizmaları insan vücuduna yerse istediği proteini sentezlettiremeyecek; genler planlandığı şekilde çalışmayacaktır. Bu çok şaşırtıcı hadiseye sebeb arayan teorisyenler, önceleri bunu orijinal kodların evrim yolundaki modifikasyonları (değişmeleri) olarak düşündüler. Zaten teorik olarak birçok değişik kodun var olabileceğini ve işleyebileceğini düşünmek zor bir şey değildi. Ancak bu işin en zor tarafı böyle bir kodun diğerleriyle karışıklığa sebeb vermeden ufacık bir hücre içinde nasıl ve niçin geliştiği idi. Çünkü organizmadaki her gene tesir eden değişikliklerin, canlıya zarar vermeden mevcut yapıyı kompleks bir hale getirmesi (evrimleştirmesi) biyolojik olarak imkansız bir hadisedir ve bu evrimcilerin izah edemeyeceği büyük engellerden biridir.

Bir asır önce ortaya atılan, sonra çeşitli çıkarlar uğruna desteklenmeye çalışılan ve bu sebepten dolayı devamlı tartışılan evrim teorisi için, bugün ilmin gerçekle sahtekârlığı ayırdedebilen bir seviyeye gelmesi büyük bir tehlike arzetmektedir. Artık karmaşık fakat harika bir nizam içinde işleyen genleri farkeden ilim, bu teorinin temelden hatalı olduğunu ve kâinattaki bütün canlıların hayat talimatlarının aynı İLİM ve KUDRET Sahibi tarafından belli harflerle fakat aynı lisanda yazıldığını göstermektedir.