Nisan 1990 · s. 134 · 6 dakikalık okuma
Asrın Getirdiği Tereddütler

Bir kitap var elimizde, M. Abdülfettah Şahin yazmış. Adı, “Asrın Getirdiği Tereddütler”. TÖV Yayınlarının Pırlanta Kitap Serisi’nden çıkmış. Kitap, iki cilt. Birinci cilt, 1985-Izmir baskı, İkinci cilt de yine İzmir ve 1939 baskı.
Önsözü ve muhtevasıyla, kitap bize şunları düşündürüyor:
Tarihin en karanlık, en talihsiz yüzyılı herhalde 19. ve 20. yüzyıldır. İnsanlık tarıhinde
(Tenasuh nedir ve müsliimanlık inançlarına göre doğru mudur?)
zulmün en yoğun ve teknik biçimde yaşandığı bir çağdayız. Üstelik, insanı yaşatma ve yüceltme adına insan, açlıktan, hastalıktan, maddi ve manevi buhranların pençesinde ezilip inletiliyor. İnsanın bir avuç dünyası, ona bir zindan haline getirildi: Hava kirli, sular kirli, topraklar kirleniyor..
İnançsız birisine önce neyi ve nasıl anlatmalı?
Bütün bunlardan da beteri, insanın ruhu kirletiliyor. Bugün gönül insanları, ruh adamları yetişmiyor, bir kısırlık asrını yaşıyoruz. İnanç yok, insan Yaratıcısını unuttu. Firavun ve Sezarlar dönemi, çok farklı dekorlarıyla yeniden yaşanıyor. Kapitalist ve despotlar, Firavun ile Sezarı; bilim adamı ve teknokratlar da büyücüleri, cellatları temsil ediyorlar sanki. En hassas, akıl durdurucu teknik cihazlarla büyülenip uyutulan, hissi iptalruhu da inkarın yuvası haline getirilen, maddeye, şehvete ve fâni insanlara tapındırılan insanlık trajik bir hayatı yaşıyor.

19. ve 20. yüzyılda modern cihazlarla öldürülen insan sayısı sanırım, insanlığın başlangıcından o tarihlere kadar öldürülen insan sayısından daha fazladır. Halen bu katliamlar, bu kıyımlar devam ediyor. En korkunç olanı da Ruhun katledilmesi kıyım kıyım edilip öldürülmesi. İnsanın sonsuzluk cephesi karartılıp yokluğa, hiçliğe mahkum edildi. Bu mahkûmiyetin zalim gardiyanları Batılı ve Batıcı büyücüler.
Sperm bankalarından bahsediliyor; ne dersiniz?
Vicdanın aydınlığının din, aklın ışığının da ilim olduğunu bilmeyen; her şeyi müsbet ilme(!) bağlayıp açıklamaya çalışan zavallı zalimler.
Ruhlarını şeytana kaptırmış büyücülerin, Tanzimatla birlikte yüksek okul gençliğimizin ruhuna püskürttükleri şüphe ve tereddüt mikropları, ilk kurbanını Beşir Fuad’la aldı. Genç yaşta, imansızlığın, intihara sürüklediği zavallı Beşiri, iman ve irfanları tebsiyyet değiştirenler takih etti.
Kur’ân-ı Kerim’in 23 senede inmesinin hikmeti nedir?
Günümüz irfan yuvalarında da adeta şüphe ve tereddüt üretip genç ruhlara inkarlar aşılanarak ruh katliamlarına devam ediliyor. Aynanın bir yüzü bu. Ama bir diğer yüzünde de öyle bir tatlı tablo var ki, ruhun altın ekipleri kol geziyor.
Cin nedir? Nasıl çağrılır?
Yeri göğe bağlayan bu altun zincirin bir ucunda Yed-i Beyzâlar var. Asırlık ömrünü Anadolu toprağına bir nur tohumu gibi atıp, güneşler devşiren bir gönül eri ve onun müjdeledikleri... İnanç irfan kutbu. Asrın getirdiği tereddütleri, Mesih soluklarıyla, kafa ve kalblerden kuru siğiller gibi döken, yerlerinde hakikat tomurcukları açtıran Tabib-i Manevi... Ruhlar yeniden gülzâre dönüyor, bahçıvan var olsun, sağ olsun!
“Asrın Getirdiği Tereddütler”, bir Tabîb-i Manevî’nin ruh reçetesi. Batı kaynaklı inkâr ve ilhad mikroplarını kıran, vicdanın nuru ya aklın ışığıyla şifa iksirinin damıtıcısı. Her türlü şüphe ve tereddüt o aydınlık dimağda, yüce gönülde ışığına kavuşuyor, nur hüzmeleri halinde hastalarının gönül ve kafasında sağlık hücreleri döküyor.
Osmanlılar hakkındaki söylentilere ne dersiniz? Türkler Müslümanlığı niçin kabul etmişlerdir?
Asrın Getirdiği Tereddütler’in ilk cildinde 33 soru var ve kitap 222 sahife. İlk soru, Kur’ân’ın “Oku” emriyle başlamasının hikmeti ile alakalı. Cevap çok ilginç Bir yerinde şöyle diyor:
“Allah, insan haricindeki her varlığı kalem olarak vazifeli kılmış, böylece de, her varlık kendisine tevdi edilen, kendisinde tecelli eden, vukuatı kaydetmiş ye kaydetmektedir. İnsandan gayri bütün varlıklar sadece yazmak ile mükellef tutuldukları halde, insan, hem yazmak, ama ve hele mutlaka okumak vazifesiyle şereflendirilmiştir.” Cevabin sonunda da,”Oku, bir bütünleşmenin ve bütünleştirmenin; bir müşahede ve değerlendirmenin; bir görme ve sezmenin, sonra da bu iç irfana dili tercüman kılmanın ifadesi oluyor ki, bizim için bir ilk emir olması ne kadar manidardır.”
Allah çok insanlara, araba, apartman, mal, mülk, itibar, arkadaş, şan, şöhret vermiş. Bazı insanlara da fakirlik, dert, musibet, elem, keder vermiş; sondaki insanlar çok mu kötü, yoksa Allah öbürlerini çok mu seviyor? Uçmak için yaşayanla, sürünmek iç in yaşayan arasındaki fark nedir?
Kitabın bundan sonraki soruları yine Kur’an, Allah, Peygamber ve O’nun kutlu yaşayışı, kader, kâinat kanunlarıyla Kur’ân arasındaki ilişkiler, âhiret, ölüm ve daha nice ilginç konularla ilgili sorularla alâkalı
Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı olmadığına göre, biz ibadetlerimizi neden kendi keyif ve isteğimize göre yapmıyoruz?
Yazar, 135 inci sahifede şüpheyi ve şüphecileri tartışıyor, bir soru üzerine. Şüphenin kimliği ve kaynağı belirtildikten sonra şüphecilerin çok ilginç ruh halleri şerh ediliyor. Sonra da tedavi yolları gösteriliyor. Bir yerde de İlhad’ın ne olduğunu sebep ve neticeleriyle gözler önüne seriyor: “İl- had, düşüncede inkârı, Allah kabul etmeme ve bir ateizm. Tasavvurda sınırsız hürriyet ve alabildiğine serâzad olma hâleti. Amel ve davranışlarda ise bir ibâhiye - (yasak tanımama ve aklın estiği gibi yaşama) keyfiyetidir.’’ Düşüncede neslin ilhadının tamamen bilgisizlikten, terkip kabiliyetine sahip olamamaktan, kalb ve ruh gıdasızlığından kaynaklandığını belirten yazar, bunların hül çârelerini de gösteriyor.
“Ülfet belâlı şey..” diyordu Yahya Kemâl, Biz kitapta ülfetin ne belâlı şey olduğunu daha iyi görüyoruz. “Üllfet, insanoğluna musallat büyük bir musibettir. Ve çokları da bu musibete giriftâr olmakradır.Bu duruma düşen kimse, etrafında olup biten şeylere karşı gafil, kâinat kitabındaki güzelliklere karşı kör ve hadiselerin hak söyleyen dillerine karşı sağırdır. Bu itibarla da inancında sığ ve yetersiz, ibâdetlerinde aşksız ve vecdsiz, beşeri muamelelerinde de muhasebesiz ve haksızdır.”
“Etrafındaki binbir güzellik ve cümbüşü duyup görmemesi ve birbiriyle uyum içinde olan kombinezonlar karşısında hissiz ve alâkasız kalması, gördüğü şeylerin sebep ve hikmetlerine inememesi, onun duygusuzluğunun, ruhi ölgünlüğünün ve gözleri kapalı yaşamasının ifadesidir ki, böylelerine, ne kâinatın esrarlı kitabı, ne de hergün gözleri önünde enfüsün yaprak yaprak açılması hiç bir şey anlatamıyacaktır. “üzerine uğrayıp geçtikleri nice mucize (ve harikalar) vardır ki, ondan yüz çevirip durmuşlardır (k)” diye anlatılan ülfetin zebûnu olmuş bir nesli sarsan, uyandıran, kendine ve çevresine yeniden baktıran “Asrin Getirdiği Tereddütler” kitabı, neslimizin kafasına ve kalbine Batılı ve Batıcı büyücülerin saldığı ne kadar şüphe ve tereddüt yılanı varsa hepsini yutup, yok eden, Ruhu diriltip şifâya kavuşturan bir Asa-yı Musa’dır sanki.
“İslâm, emperyalist sistemler gibi, “fetih” adı altında değişik yerleri işgal ve istilâ etmiş, sonra da sömürmüştür” diyorlar. İzah eder misiniz?
İkinci cild 250 sahife, ve 31 soru var. Sorular yine Allah, Peygamber, ibadet, âhiret, ruh, cin, tasavvuf ve tarihle ilgili.Cevaplar engin bir kültürün, derin bir ruh ve hayat tecrübesi- nin şifa bağışlayan soluklarıdır. Yazar, tefekkür üzerinde çok duruyor. Onun, yani tefekkürün de önce bir ilk bilgiye dayanması gerektiğini, yoksa âmiyane, câhilane tefekkürle hiç bir yere varılamıyacağını söyleyen yazar, varlığın kabuğuna saplanıp kalan, orada, insanımızı ve kendilerini aldatan sihirbaz düşünce hokkabazlarını, ömürleri, şehâdet âleminin tenteneli perdeleri üzerinde sayıklamalarla geçmiş ve tek kürekli sandalla seyahat ediyor gibi kendi etraflarında dönüp duran zavallılar olarak görüyor.
“Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor ”deniliyor, izah eder misiniz?
Tefekkür etmenin, evvelâ bir ilk mâlumatla hâl-i hazırdaki durumun kavranması, öze uygun yeni terkipler, yeni komprimeler ve bütün bunlar üzerinde gerçeği arama düşüncesiyle fikir sancısının çekilmesi ile mümkün olacağını söylüyor.
Kitap, sancılı bir kafanın ve dertli bir gönlün şifâlı soluklarıdır. Otuzuncu soru, islâm toplumunun önemli bir derdiyle daha ilgili olduğu için dikkatle okunması gerekir.
İslam da meşrebcilik var mıdır?
Bu kitap, bu satırlarla tanıtılamaz. Ruhunda insanlık sancısı duyan, gönlünde sonsuzluk sevdâ kurtuluşuna çâre arayıp düşünen her gönül erinin el kitabıdır..
(*) Asrın Getirdiği Tereddütler, M. Abdülfettah Şahin, TÖV yayınları, İzmir, 1985, 1989.