Temmuz 1995 · s. 245 · 4 dakikalık okuma
Anne Olabilmek

Günümüzde hemen herşey için bir kurs açılmasına rağmen, çok önemli bir meslek olan “annelik” için böyle birşey söz konusu değildir. Eskiden annelik mi daha kolaydı, çocuklar mı daha usluydu, yoksa yaramazlıkların mahiyeti mi farklılaştı bilmem ama, günümüzde annelik daha zor, çocuklar daha çok ilgiye muhtaç...
Yirminci yüzyılın anneleri, babalar gibi çalışma hayatına başladıklarından, çocuklardaki “evde oturan, güler yüzlü anne” imajı, yerini “evde oturmayan ve asık suratlı anne” imajına bıraktı. Bebekler şefkat dolu anne kucaklarını bırakarak, biberonlarıyla, emzikleriyle devamlı değişen bakıcıların kucaklarına alışmaya; çocuklar, evlerinin anahtarlarını taşımaya annelerinden önce eve gelen babalarına ve okuldan önce anaokuluna gitmeye alıştılar. Anneler ise hem anne, hem ev kadını, hem iş kadını olmaya alışmaya çalışıyorlar. İşten eve yorgun argın gelen anne, çocuğuyla ilgilenememekten şikâyet ederken, çalışmayan anneler de, çocuklarıyla aynı evde yaşamayı onlarla ilgilenmek sayarlar.
Doğdukları andan itibaren ilgi ve şefkate muhtaç olan yavrularımıza nedense sadece bebekken bu ilgi ve şefkati gösterir, biraz büyüyüp konuşmaya ve yürümeye başlayınca onları kendi hallerine bırakırız. Bebeklerimizle her zaman daha fazla ilgileniriz. Ağladıklarında onları anlamak için azamî gayret gösteririz. Önce karnını doyurur, rahatlatır, cevap veremeyeceği halde sorular sorar, hâlâ rahatlatamadıysak kucağımızda dolaştırmaya başlar, onu sakinleştirmenin yollarını ararız. Fakat çocuğumuz biraz büyümüş, konuşmaya, sorular sormaya, yürümeye başlamışsa onunla ilgilenmeyi bırakırız. “Nasıl olsa ne istediğini söyleyecektir” diye düşünürüz ama, onu asla dinlemeyiz.
Çocuklarımız, bebekliklerinden alıştıkları gibi onlara özel zamanlar ayırmamızı isterler. Nasıl bebekken oyuncaklarıyla oynamalarına yardım ediyorsak, bütün işimizi bırakıp onun isteklerine cevap veriyorsak, aynı şekilde büyüyünce de onlarla oynamamızı, işimizi bırakarak odasında oturmamızı, hayallerini paylaşmamızı isteyecektir. Oyuncağı kırıldığında onunla üzülmemizi, bir resim boyadığında onunla sevinmemizi, arkadaşına kızdığında bizim de kızmamızı ister. O minik yürekler, tertemiz sayfalar, herşeyi bizden öğrenirler. Onlarla aramızda tesis ettiğimiz ilişki, onların başkalarıyla olan ilişkilerini düzenler.
Yeni alınan bir oyuncağını annesiyle paylaşan bir çocuk, onu başkalarıyla da paylaşacaktır. Çünkü o, beraber oynamanın zevkini tatmıştır. Konuşurken dinlediğimiz çocuğumuz, bizi dinleyecektir. Hiçbir zaman dinlenmeyen, isteklerine ve sorularına cevap alamayan bir çocuk da hiçbir zaman annesini dinlemeyecek, onun isteklerini yerine getirmeyecek, annesi de “Ne derse desin” çocuğunun onu dinlemediğinden şikayet edecektir. Birkaç kez söylediği halde dediği yapılmıyorsa, ancak bağırdığında yerine getiriliyorsa, o zaman çocuk her istediğini bağırarak elde etmeye çalışacak,belki ileride yanında çalışanlara da bağırarak iş yaptırma yoluna gidecektir. 
İşlerimizin yoğun olduğu zamanlarda, çocuğumuz akla gelmeyecek yaramazlıklar yapar. Yaramazlıklara dayanamadığımız için işi bırakır, ona kızarız. Çocuk kendisine kızılmasından bile memnun olur böyle zamanlarda. Bu, onun bize karşı kazandığı bir zaferdir. Bizi işimizin başından ayırmayı, ilgimizi çekmeyi başarmıştır. Genellikle böyle bir durumda çocuğumuz, ilk anda bağırmamızdan pek etkilenmemiş gibi gözükse de, zamanla anne ile arasında bir duvar örmeye başlar. Biz anneler ise bağırdığımız için, kendimizi suçlar dururuz. Çocuğumuza bağırmamak ve kendimizi de suçlamamak için ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde, en mantıklı cevap, gün boyu yalnızca onunla beraber olacağımız, onunla ilgileneceğimiz bir zaman dilimi ayarlamamız gerektiğidir. Gün boyu ona bir onbeş dakikamızı ayırmamız, bütün bir günü kazanmamızı sağlayacaktır. Onunla bir müddet oynadıktan sonra, onun bizi bırakarak başka bir şeyle meşgul olması, inanır mısınız bizi üzecektir bile..
Bilmem niye, bizler çocuklarımızın bizden farklı olabileceklerini kabul etmek istemeyiz. Biz üşüyorsak onlar da üşümek, biz acıkmışsak onlar da acıkmak, biz üzüntülüysek onlar da üzülmek, biz mutluysak onlar da mutlu olmak mecburiyetindedirler. Hiçbir zaman onları anlamaya çalışmayız. Onlarda birtakım duyguların gelişmesini istemeyiz. Hep olumlu davranışlar sergilemelerini, hiç hata yapmamalarını isteriz. Ama bir şeyi unuturuz, öncelikle onlar da insan ve onlar her-şeyi bizden öğrenirler. Nasıl mı?
Evde kavga eden iki kardeşe birbirlerini kıskandıkları için kızar: “Ne varmış birbirinizi kıskanacak” deriz; fakat işyerinde arkadaşımızı kıskandığımızı, bu yüzden onunla nasıl kavga ettiğimizi evde çocuklarımızın yanında anlatırız. Kardeşine vurmamasını söyler, sonra da eline vurarak sorusuna cevap veririz. “Bana bağırma!” derken çoğunlukla ona bağırırız. Biz büyüklerin kızmaya, ağlamaya, bağırmaya, yalan söylemeye hakları vardır; ama küçük yavrularımızın buna hakkı yoktur. Belki de ileride fazlasıyla bu haklara sahip olacakları için onların ağlamalarına, üzülmelerine, kıskanmalarına izin vermiyoruz!
Çocuklarımızın en büyük şikâyeti anlaşılamamaktır. Ne yaparsak yapalım onların bu fikrini değiştiremeyeceğimizi düşündüğümüzden, bir çaba da harcamayız. Oysa onları anlamak için kendimizi onların yerine koymamız, “Ben olsaydım ne düşünürdüm, ne yapardım?” diye kendimize sormamız yeterli olacaktır.
Oyuncağını arkadaşına vermediği için kızarız. Onların en kıymetli eşyalarını her zaman başkalarıyla paylaşmalarını isteriz. Diyelim ki, eve misafir geldi ve oğlunuz oyuncağını vermek istemiyor, kendine göre bir dünya kurmuş, yerde uzanmış oynuyor, siz de başında oyuncaklarını vermesi için bekliyorsunuz, tabiî o da vermiyor. Şimdi kendinizi onun yerine koyun. Elinize çayınızı aldınız, koltuğunuza güzelce oturdunuz, elinizde de yeni aldığınız kitabınız var... Birden içeriye komşunuz geliyor ve elinizden kitabınızı almak istiyor. Neler hissederdiniz? Vermek ister miydiniz? Elbette vermek istemez, kızardınız. İşte çocuklarımız da bizim hissettiklerimizden farklı şeyler hissetmezler...
Çocuklarımıza gereken değeri verelim. “Bugünün küçükleri yarının büyükleri” diyerek, ileride düşlediğimiz büyüklere sahip olabilmek için, en iyiye, en güzele lâyık olan evlatlarımıza en iyisini vermeye çalışalım. Haydi anneler, en iyiye, en güzele hep beraber!..