Aralık 1995 · s. 508 · 3 dakikalık okuma
Abdülhamid Han Ve Fotoğrafçılık

Osmanlı Sultanı ve Halifesi II. Abdülhamid, yaşadığı devirde yeni bir sanat dalı olan fotoğrafçılığın gelişmesi için büyük yardımlarda bulunmuştur. Kendisi de fotoğrafla ilgilendiğinden Yıldız Sarayı’nın Harem Dairesi’nde bir stüdyosu ve bir karanlık odası bulunuyordu. Hükümdarlığı sırasında, Osmanlı topraklarını ve insanlarını konu edinen 30 bin fotoğraflık eşsiz bir koleksiyonun toplanmasında çok önemli bir katkısı olmuştur. .1876’dan 1909’a kadar süren uzun saltanatı boyunca birçok resmî fotoğrafçı görevlendirmiş, Osmanlı Devleti’nin dört bir köşesine ait fotoğraf koleksiyonları toplayıp fotoğraf albümleri alıp vermiştir. “Yıldız Sarayı Koleksiyonu” adıyla bilinen bu koleksiyon İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Söz konusu bu koleksiyon, 1865’ten II.Meşrutiyet’e kadar 45 senelik bir dönemi ihtiva etmektedir.
Fotoğraf merakı, İstanbul’da başlamıştır. Sultan Abdülmecid’în saltanatı sırasında mahallî gazeteler, kitabı 1841’de Türkçe’ye tercüme edilen Fransız fotoğrafçısı Daguerre’in icadını okuyucularına duyurmuşlardı. Abdülmecid’den sonra, Sultan Abdülaziz portre fotoğraflarını ecnebi ülkelere gönderen ilk Osmanlı Sultanı oldu. Prusya Sarayı başta olmak üzere çeşitli Avrupa saraylarının değer verdikleri bu fotoğraflar, Ermeni asıllı “Abdullah Kardeşler”e “Saray fotoğrafçıları” unvanının verilmesini sağlamıştır. 1860’larda İstanbul’un Pera (Beyoğlu) semti, kozmopolit yapısıyla birçok fotoğraf stüdyosunun bulunduğu bir yer idi. Abdullah Kardeşler, birkaç Avrupalı fotoğrafçıyla birlikte Osmanlı Devleti’nde ilk fotoğrafçılar olmuş, onları hemen sonra Rumlar ve Müslüman Türk fotoğrafçıları takip etmiştir. Abdullah Kardeşler, Pascal Sebah, Basil Kargopulo meşhur fotoğraf sanatçılarıydı ve hepsinin de beynelmilel sergilerde kazandıkları madalyalar ve nişanları bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti’ni ziyarete gelen ecnebi devlet adamlarının hepsi “Abdullah Kardeşler”e portre resimlerini çektirmişlerdir. Bu kardeşler, o devrin birçok fotoğrafçısı gibi Kahire’de de fotoğraf stüdyosu açmışlardır. Pascal Sebah, ressam Osman Hamdi Bey’le birlikte o devrin kıyafetlerini konu alan ortak çalışmalar yapmıştır.

Sultan Abdülhamid’in portre fotoğrafı çok olmasa bile babası Sultan Abdülaziz’in birçok portre fotoğrafı vardır. Sultan Abdülhamid, fotoğrafın belgesel özellik taşıması kadar propaganda gücünden de faydalanmak gerektiğini anlamıştı. Uzak diyarlarda olup biten hâdiseleri fotoğraf aracılığıyla da öğrenip, gereken tedbirleri alıyordu. Sultan II. Abdülhamid, isyanlara karışan kişilerin fotoğraflarına bakarak, duruşma öncesi bir ön karakter tahlili yapıyordu. Aynı şekilde, 1901 senesinde, tahta çıkışının 25. yıldönümü vesilesiyle affettiği tutukluları fotoğraflarından çıkardığı halet-i rûhiyelerine bakarak ayırmıştı. Sultan II. Abdülhamid, fotoğrafı sadece bir hobi olarak değil, aynı zamanda askerî akademilere girecek adayların seçiminde, büyük projelerin takibinde, “hasta adam”a benzetilen Osmanlı Devleti’nin Batı âleminde daha iyi tanıtılmasında bir araç olarak da görüyordu. Sultan II. Abdülhamid’in başkâtibi Tahsin Paşa, “Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları” adlı eserinde şunları yazmaktadır: “Sultan II. Abdülhamid, her resmin bir fikir taşıdığını ve yüz sayfalık bir makale yazısının insana verebileceği siyasî ve hîssî bîr anlamı bir resmin tek başına verebileceğini söylerdi hep. Ben, fotoğrafları yazılı hatırata tercih eder ve onlardan geniş ölçüde faydalanırım.”
Böyle bir izahat bize, Sultan’ın ABD ve İngiltere’ye Osmanlı Devleti’nde başlatılan modernleşme çalışmalarını ele alan 1800 civarında fotoğraftan oluşan 51 adet büyük ve kalın fotoğraf albümlerini bu gaye istikametinde gönderdiğini anlatmaktadır. Bu eşsiz albümler, sadece hükümet başkanlarına değil, aynı zamanda Londra’da British Museum ve Washington’daki Kongre Kitaplığı’na da gönderilmişti. Deri cilt kaplamalı bu albümlerin kapaklarında Sultan’ın tuğrası ve hediye tarihi bulunmaktadır. British Museum’a 1894’de hediye edilen bu koleksiyonda tabii ve tarihî güzelliklerle ilgili 17, kara ve deniz birlikleriyle ilgili 17, sivil ve askerî eğitimle ilgili 15, saray atlarıyla ilgili 2 albüm bulunmaktadır. Fotoğraflar, sepya (mürekkep balığından çıkarılan bir çeşit koyu kahverengi resim boyası) ile boyanmış olup, alt yazıları Fransızca’dır. Bu albümlerden ikisi Türk fotoğrafçısı Ali Rıza Bey tarafından imzalanmıştır.
Osmanlı Devleti’nin bir tür oto portresi olan böyle bir görüntülü belge, eşsiz bir tarihî özellik arz etmektedir. Üstelik, söz konusu böyle bir tanıtımın Müslüman dünyasından gelmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Fotoğrafa yakın ilgi gösteren Müslüman İleri gelenleri arasında Fas Sultanı Mulay Abdülaziz (1894-1908), İran Şahı Nasruddin (1848-1896) ve Mekke’nin fotoğrafını ilk kez çeken Mısırlı Albay Muhammed Sadık Bey anılabilir.
KAYNAK
— Qantara, Temmuz-Ağustos-Eylül 1993