Aralık 1990 · s. 514 · 4 dakikalık okuma
Zayıfların Bilinmeyen Gücü

Kâinatta bakışlarımızı üzerine çevirdiğimiz her şey, bizlere yeni ufuklar açmakta, adeta düşünce buudlarımızı değiştirmeye zorlamaktadır. Zayıfların kendilerine verilen savunma mekanizmaları hayatiyetlerini güçlükler karşısında sürdürmeyi sağlamaktadır.
Yazımızda araştırmacıların bu husustaki enteresan tesbitlerini sunmak arzusundayız.
Ötücü kuşlar tehlike anında nasıl davranacaklarını bilmektedirler. İsketeler, karatavuklar ve diğer kuşlar düşman yaklaştığı anda çığlıklar kopararak toplu halde reaksiyon göstermekte ve böyle bir toplu hareket de orman baykuşunun hayatını cehenneme çevirmektedir; hatta bu rahatsızlık öylesine tesirlidir ki, gündüzleri saklandığı ağaç kovuğunu terketmek zorunda kalmaktadır.
Kuşlar biraraya geldiklerinde büyük bir güç oluşturmaktadırlar. Bir doğana rastgelen sığırcık sürüsü hemen biraraya gelerek, bir kara bulut halini alıverirler. Avcı kuş bu durumda sinirlerine hakim olmayan bir sığırcığı sürüden koparmak ister, fakat bu çok seyrek olan bir hadisedir.
Kuşlar, tüy değiştirme devresinde uçamadıklarından tehlikeye maruz kalırlar. Buz ördeklerine bu halde yırtıcı martılar saldırır, her hava saldırısında ördek kurtulabilmek için suya dalar; en sonunda bitkin hale gelir ve martı bir darbeyle kurbanı ele geçirir. Fakat bu âciz canlılar bu işi toplu halde nasıl halledebiliyorlar: Bir yırtıcı martı gördüklerinde hemen gruplaşırlar ve dalıp çıkan ördeklerin bu hareketleriyle saldırgan, kontrolünü kaybeder ve avlanamaz. Yani ördekler mütemadiyen suya dalıp çıktığından kontrolleri imkânsızlaşır.
Ornitologlar kıyı kırlangıçlarının kuluçka döneminde yaklaşan gümüş martılarını aralarından savunma işini üstlenen 15-20 kadar kuşla birlikte avcı pilotlar gibi havalanarak bölgeye yaklaştırmadıklarını tesbit ettiler. Eğer yine de bir martı, kuluçka bölgesine girmeye cesaret ederse, bu defa bütün kıyı kırlangıçları(deniz kırlangıçları) sürü halinde havalanarak, düşman martının etrafında beyaz bir bulut gibi uçarak korkunç ötüşlerle ve ani uçuşlarla üzerine yönelirler, martı, çareyi kaçmakta bulur.
Canlılar arasında güçsüz gibi görünenlerden biri de salyangozlardır; kabukları dışında kendilerine yaklaşan düşmanlara sümüksü bir salgıyla yenilmez hükmünü verdirirler.
Karibiklerde yaşayan 30 cm. büyüklüğündeki bir salyangoz türü (kılıç salyangozu), kabuğun kapanma noktasındaki kılıca benzer bir uzantıyla bazen, yaklaşan bir insanda bile öldürücü yaralar açabilir. Güney Amerika’da yaşayan vücudu boynuzumsu tabakayla kaplı “kemerli hayvan” denilen canlı, köpeklerin saldırısından bir kirpi gibi büzülerek korunmaya çalışır. Bu canlının bir türü, yaklaşan köpeklerin ağız kısmını kaptığında, bu, köpek için oldukça acı bir son olmaktadır.
Kaliforniya’da her sene ilkbaharda “grunion” adı verilen balıklar (eski çağlarda olduğu gibi) çoğalmak için karaya sıçrarlar. Dişi balıklar yumurtalarını nemli kuma bıraktıktan sonra, bunlar erkek balıklarca döllenir. Bu karaya çıkış, tabii hayat yeri deniz olan balıklar için riskli olduğundan, bütün balık sürüsü, hepsinin de işi bitinceye kadar beklerler; sebebi de birarada bulunmayla avcıların kurban seçiminde zorlanmasıdır.
Aynı şeyi Adeli-penguen türünde de görebilmek mümkündür; düşmanları olan fok balıklarına karşı bir tedbir olarak hepsi bir arada suya dalarlar, böylece risk azalmış olur. Hatta balıklarda gördüğümüz gibi, penguenler suya atlarken ilk veya son penguen olmak istemezler, sürünün ortasında kalan penguenler araştırıcıya göre daha uzun yaşamaktadır. İçlerinden birisi avlandığında ise diğerlerine kaçabilecek kadar vakit kalmaktadır.
Sürü halinde yaşayan hayvanlar ise düşmanlarını bütün özellikleriyle tanımayı öğrenmişlerdir. Mesela, ceylanlar, Afrika’da, belirlendiği gibi tek tek yaklaşan çakalları 60 m. kadar mesafede tutarlar, çünkü bu mesafeden çakalların saldırması pek zordur. Aslanlarda ise 80-300 m’lik bir mesafe yeterli olmaktadır. Tek başına yaklaşan bir sırtlana ise ceylanlar pek dikkat göstermezler, fakat bunlar sürü halinde ceylanlara saldırırsa, durum tehlikelidir. Ceylanlar bu durumda 800 m. mesafeye çekilirler ve kaçışa başlarlar. Yine de avcılardan biri ceylanı takibe başlarsa, bu kovalamaca esnasında ceylan devamlı zik-zaklar çizerek peşindeki yırtıcıyı şaşırtır ve sonunda avlanamaz.
Yapılan bir araştırmada, çiftlikde kuluçkaya yatmış tavuklara, doğan, atmaca, karga ve güvercinlerin saldırılarını kümesteki horoz hemen haberdar etmekteydi. Kaz, ördek ve martı sesinde veya görüntüsünde ise horozlar ve tavuklar hiç tepki göstermediler. Horozlar tehlikeli kuşları uzun boyun ve kuyruklarından ayırabilmektedir. Ördek, martı ve kazlar ise uzun bir boyun ve kısa bir kuyruğa sahiptirler.
Stres, hayvanlarda da ölüme yol açmaktadır. Doğu Afrika’da yakalanan bir zürafa, kafese yerleştirıldikten sonra, aracın hareketi anında düşüp ölmüştür. Buradaki sebep korkudur. Aynı şekilde Newyork Mount-Sina Hastanesinde fareler üzerindeki bir deneyde, kısa aralıklarla kendilerine kedi gösterilen bu canlılar hastalandılar ve bağırsak şeritlerine maruz kaldılar. Güçlü korku durumu ve buna benzer durumlar öldürücü tümörlerin gelişmesine de sebebiyet verir.
Balıklarda da, düşman bir balık yaklaştığında bütün sürü bir araya gelir; bazen düşmanın etrafında daireler çizerek onu şaşırtırlar, hatta karşı saldırıya geçtikleri de olur. Balıkları bir araya getiren şeyin ifraz ettikleri korku maddeleri olduğu sanılmaktadır. Balığın yaralı vücudundan bırakılan kan yoluyla ayrılan bu muhtemel madde, onları savunmaya geçirmektedir. Bu madde 1:50.000.000 bin incelmeye uğrasa bile tesirli olabilmektedir.
Hint Okyanusunun diplerinde, adeta bir çiçek bahçesini andıran çeşitli renklerin sergilendiği yerlerde, levreklerin dahi pek yaklaşmadığı deniz anemonları yaşar. Anemonlar tentakülleriyle avı yakalayıp parça parça sindirirler.
Av ve avcı arasında adalet ve karşılıklı dengeye dayanan bu hassas ahenk, bizleri tabiattaki bu incelikler karşısında daha da yoğun düşünmeye sevketmektedir.