Mayıs 1990 · s. 151 · 8 dakikalık okuma
Zaman Şuuru

Şâirlerin Sultanı'nın;
Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?
………
mısralarıyla ne olduğunu bulmaya çalıştığı "zaman mefhumu", kâinatta müşahede ettiğimiz ölçü, denge ve mükemmelliğin farklı renkte bir görünüşü olarak karşımıza çıkmasından başka bir şey değildir aslında...
Eski felsefede "zaman"ın en derin açıklaması Augustinus'a aittir. "Eğer hiç kimse sormasa, biliyorum. Şayet bir sorana cevap vereceksem bilmiyorum."
Oswald Spengler de "zaman'ı; "zaman kelimesi bir çeşit tılsımdır. Sadece düşünülerek elde edilen bir keşiftir ve kavranılmaz bir şeyi belirtmek için kullanılan kelimedir." ifadesiyle açıklamaya çalışır.
Batıda zaman unsuru düz bir hat (çizgi) olarak hayal edilegelmiştir. Sonsuz bir geçmişten bilinmeyen bir geleceğe düz çizgi şeklinde yönelmiş bir ok akla gelmektedir.
Doğuda ise Batı düşüncesinin aksine yeni bir hayata yönelme unsuru hâkimdir; zaman, başı ve sonu olmayan bir dâire veya spiral şeklindedir. Kuyruğunu ısıran bir yılanla sembolize edilmiştir. Mevsimlerdeki durum, canlıların doğum ve ölümleri, gece—gündüzün ard arda dizilişi, çöken sonra zirvelere yükselen, duraklayan ve sonra yine yere kapaklanan devletler... Peşipeşine kemâl ve zevaller... hatta kabarıp sönen hisler, hep Doğulu düşünceyi doğrulamaktadır.
Kâinatın yaratılışı ile başlayan büyük zaman akımı içerisinde bizlerin de akan zam anlarımız var. Her bir insan için ilk yaratılışla başlayan bu zaman (ömür), kendi enerjisi miktarınca akacaktır. Kâinatın zaman enerjisi içinde insan için tâyin edilmiş olan zaman enerjisi, çok küçük, fakat gaye olarak büyük mânâlar ihtiva etmektedir.
İnsan için sınırlı da olsa, kendisine verilmiş olan bu zaman enerjisi en büyük nimettir. Zaman ve Mekânın Efendisi'nin (asm): "İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların kıymeti hakkında aldanma içindedir: sıhhat ve zaman." (Buhâri, Rikak: 1) ifadesiyle billurlaşan bir nimet...
Asıl üzerinde durmak istediğimiz Yaratıcı'mız tarafından bize emânet olarak verilen zaman enerjisinin idraki, onu yaratılma gayesine uygun olarak kullanma ve böylece emâneti değerlendirmiş bir varlık olarak, Sınırlı bir hayatta, sınırlı bir zaman enerjisiyle sonsuzluğa açılan kapıdan erilmeze erme, kısacası fenada beka bulma idealidir.
Fertlerin ve cemiyetlerin gelişme trendlerine baktığımızda en önemli faktörü, zaman şuurunun teşkil ettiğini görmekteyiz.
‘‘Korunması için gayret göstermen gereken en kıymetli şey zamandır. Fakat, görüyorum ki, en kolay kaybettiğin şey de odur.’’
YAHYA İBNU HUBEYRE
Medeniyetlerin gelişme şartlarını araştıran sosyologlar, ileri milletlerle geri milletler arasındaki en mühim farklardan birinin de "zaman anlayışı" olduğunu müşahede etmişlerdir. Sosyologlar, ileri Ülkelerde zamana hâkim olmanın yollan araştırılıp, onun tanzim edilerek işlere göre dilimlendiğini, geri kalmış ülkelerde ise, zuhurata ve tesadüflere tâbi olmanın esas olduğunu tesbit etmişlerdir.
Sözgelimi eski Rusya (1939) halkı zaman kaygısından mahrumdur. Öyleki, Rus köylüsü, günde bir defa kalkan trene zamanında yetişebilmek için, bazen hareketinden 14 saat önceden gelip istasyonda beklemektedir. Yine teknik açıdan hâlâ geri olan Lâtin Amerika halkının yaşadığı Sao Paulo'da, bir işin zamanında çıkması oldukça şüphelidir ve kesinlikle uyulması gereken bir randevu tesbit edilirken "İngiliz saatiyle" denmektedir.
Batılı bir müellif Asyalı ile Avrupalı arasında "zaman kavram ı" açısından mevcut farkı biraz da istihzalı bir üslubla şöyle dile getirir: "Asya Binbir Gece Masalları'nın vatanıdır. Modern Avrupa ise, Robinson Crusoe'nun. Servet, birine göre, tesadüfün, diğerine göre ferdi gayretin eseridir... Şarklılar, modern bir Avrupalının ağzından durmadan "çabuk" kelimesinin dökülmesine gülerler. Asyalıyı en çok şaşırtan hususlardan biri, Avrupalının zaman anlayışıdır. O, varlığın gereği olan hareketlerini tanzim etmek, işlerini ve hatta en faysız olan eğlenme anlarını bile programlamak için zamana muhtaçtır. Asyalı da zamana muhtaçtır, ama bir iş gerçekleştirmek için değil, hiç bir şey yapmamak için, sadece nefes alıp vermek hazzını tatmak için zamana muhtaçtır." Çinli filozof Lao—Zi'nin (Lao— Tseu v. M.Ö. 490) bir prensibine göre: "Hiçbirşey yapmamak, herşeyi tanzime kâfidir."
Tarihen ismi bilinen ve ortaya koyduğu eserleriyle tanınan medeniyetlerin takvim kullanmış olmaları oldukça dikkat çekicidir. Zira takvim, zamanın ölçülmesi, devlet ve fertlerin işlerini, zaman birimlerine göre tanzim etmeleri demektir. Takvime göre hareket, hayatın disipline edilmesi ve insan ömrünün azamî şekilde verimli kılınması mânâsına gelir.
Zamana hâkim olma, onunla bütünleşme, onun her parçasını değerlendirme ve herşeye, içinde yaşadığımız zamanı idrak adesesiyle bakma hususunda ilk emir bizlere, Yüce Beyan'dan: "O halde boşaldığın vakit yorul". (İnşirah/7) âyetiyle gelmekte ve Peygamber Efendimiz'in (asm): "Kıyamet günü âdemoğlu beş şeyden hesap vermeden Allah'ın huzurundan ayrılmaz." (Tirmizi, kıyamet: 1) sözlerinin ardından, beş şeyin ilki olarak "ömrün nasıl tüketildiği" ifadesi geçmektedir. Yine Peygamber Efendimiz'in (sav), zamanın değerlendirilmesinde terakki unsuru iie alâkalı olarak beyan buyurduğu hadis çok manidardır: "Beni, Allah'a yaklaştıran ilmimin artmadığı bîr gün yaşayacak olsam, o günü hayırla geçirilmeyen bir gün sayarım". (Keşfü'lhafa: 1/75 ,Heysemi: 1/36).
‘‘Ben insanların çoğunu, acib şekilde zamanlarını öldürüyor gördüm. Bu kimseleri, kendilerini girdaba doğru götüren bir geminin içinde, tehlikeden habersiz oturup sohbet eden yolculara benzetiyorum. Varolmanın mânâsını anlayıp azık ve yol hazırlığı yapanlar ne kadar az!’’ ( İBNU'L CEVZÎ )
Günümüz nesilleri çoğunluk itibarıyla zaman konusunda kaygısız hale gelmiş ise de, İslâm "zaman şuuru "nu yerleştirmeyi asli gayelerden biri yapmıştır. Dinimizin temel kaynakları olan âyet ve hadislerdeki çok sayıdaki naslar, yıllık, aylık, haftalık ve hatta günlük hayatın tanzimini hedeflediği gibi, aynı kaynaklarda ifade edilen tenbih ve uyarılar ve hatta bir kısım fiili tedbirler müslümanlarda "zaman şuuru "nun uyandırılmasını ve canlı tutulmasını gaye edinir.
"Allah'ın Resul’ünde sizler için her zaman en güzel örnek vardır" (Ahzab/21) âyetiyle Peygamber Efendimiz'i (sav) kendilerine rehber yapmış üstün kametler, zamanla bütünleşip, geçmişin mirasını en iyi şekilde değerlendirerek, yaşadığı devri tekrar tekrar hallaç etmiş toplumların vicdanlarına kök salmışlardır. Bunların hayatlarını incelediğimizde "zaman şuuru "nun nasıl mücessemlendiğini görürüz.
Kırkbeş yaşında vefat etmesine rağmen, normal bir ömre zor sığacak kadar çok eser veren Nevevi'nin buna zaman disiplini ile ulaştığını görürüz. Zira, te'lif, ta'lim, ibadet gibi meşguliyetlere daha çok zaman ayırabilmek için 24 saatlik bir günde, sadece seher vakitlerinde bir kere yiyip içmeyi prensip edinmiştir.
Eş-Şeyh Fahreddin: "Allah'a kasem olsun, yemek saatinde ilimle iştigali kaçırdığım için çok üzülürüm. Zira, vakit ve zaman çok kıymetlidir." diyerek yemekte kaybettiği zamana üzülürken, yine el-İmam Ebu'1-Vefa Ali İbnu Akil şöyle demektedir: "Ben yemek saatini kısaltmak için elimden gelen gayreti gösteriyorum, öyle kî, çöreği ufalayıp tirit şeklinde yemeyi, ekmeğe tercih ediyorum. Zira ikisi arasında çiğneme için kaybedilecek zaman farkı vardır. Böylece mütalâaya veya yazmaya daha çok zaman ayırabiliyorum."
Zamanı değerlendirme ile yemek sistemi arasındaki rabıtada hassasiyeti daha da ileri götüren İmam Malik'in, def-i hacette geçecek zamanı asgariye düşürme yollarını aradığını, bu maksatla, her üç günde bir defa helaya gidecek şekilde yemeyi azalttığına şahit olmaktayız.
"Zaman şuuru "na sahib ilim öncülerinden, Tabiinden Amir İbnu Abd-i Kays, kendisine sohbet teklifinde bulunanlara şu cevabı verir; "Güneşi tut hay hay!" Yine Ma'rufu'l—Kerhi'nin yanına gelen sohbeti uzatan topluluğa o şöyle demek zorunda kalır: "Güneş meleği, güneşi döndürmeye ara vermiyor, ne zaman kalkmayı düşüneceksiniz."
İbnu Akil, hiç boş vakit geçirmediğini, yorulduğunda derhal tefekküre geçip, zihniyle bir kısım meselelerin halline çalıştığını kendi dilinden şöyle anlatır: "Meşguliyetsiz halimde, uzanmış olarak, fikrîmi çalıştırırım, yazacak bir şey hatırıma gelince kalkar yazarım. İlme seksen yaşımda duyduğum hırs, yirmi yaşımda iken duyduğumdan daha çoktur..." Bu gayret ve hırsın neticesi olarak İbnu Akil, yirmi ayrı ilim dalında çok kıymetli eserler vermiştir.
Çok okuma meraklılarından Cahız'ın kitaba verecek para bulamadığı için kitapçı dükkanlarını geceleri kiralayıp, sabaha kadar tetebbuda bulunduğu meşhurdur.
Endülüs'lü âlim İbni Rüşd sürekli kitap okurdu. Kitap okumadan geçen sadece iki gecesi vardır; biri evlendiği, diğeri de babasının vefat ettiği gece...
Fahrüddin er—Râzi, sofraya oturduğunda bir yandan yemeği yer, bir yandan kitap okurdu. Evinden mescide giderken binek sırtında üçyüz öğrencisine ders verdiği anlatılır. Râzi için zaman değerliydi ve zamanın büyük bir bölümünü kitap mütalâası alırdı.
Meşhur âlim İbni Teymiye, ilminin çoğunu uykudan ayırdığı zamanlardan kazanmıştır. Kitap okumaya başlayacağı zaman beline kadar uzanan saçlarını bir çiviye asar, böylece kitap okurdu. Uykusu geldiğinde çiviye asılı saçları kendisinin uyumasına mâni olurdu.
Tıp sahasındaki keşifleri ve orijinal eserleriyle meşhur olan—bu meyanda kan dolaşımını ilk defa keşfetmekle tanınan— İbnu'l-Nefis'in zaman mevzuunda titizliği bir başka şekilde kendisini gösteriyor; yazmaya başladığı zaman tükenen kalemini açmak için vakit kaybetmemek maksadıyla yanına birçok kalem koyar, tükeneni bırakarak yenisini alırdı.
‘’Meşguliyetsiz halimde, uzanmış olarak, fikrimi çalıştırırım, yazacak bir şey hatırıma gelince kalkar yazarım. İlme seksen yaşımda duyduğum hırs, yirmi yaşımda iken duyduğumdan daha çoktur...’’ (İBNÜ AKİL)
İbnu'l-Cevzi'nin zaman mevzuundaki enteresan değerlendirmeleri de bizlere ışık tutucu mahiyettedir:
"Bir insana yakışan, zamanın şerefini vaktin kıymetini bilmek, bir lahzasını bile zayi etmemektir. Bu maksatla gerek sözün, gerek amelin daima en üstün, en değerli olanlarını öbürlerine takdim etmelidir. İnsanın yapabileceği amellerin en hayırlısını yapmaya niyet etmesi ve bu niyeti aralıksız canlı tutması başta gelen vazifesidir. Nitekim, hadiste; "Mü'minin niyeti amelinden üstündür", buyurulmuştur.
"Ben insanların çoğunu, acib şekilde zamanlarını öldürüyor gördüm. Bu kimseleri, kendilerini girdaba doğru götüren bir geminin içinde, tehlikeden habersiz oturup sohbet eden yolculara benzetiyorum.
Varolmanın mânâsını anlayıp azık ve yol hazırlığı yapanlar ne kadar az!
Ömrün geçen mevsimlerine dikkat edin!
Fırsatlar kaçmazdan evvel koşun!
Zaman hususunda rekabet edin!"
Zaman şuuru hususundaki bu görüşlerin sahibi İbnu'l-Cevzi'nin ne kadar verimli bir hayat sürmüş olabileceği açıktır. Nitekim O 'nun hayatını araştırdığımız zaman;
—Tedris, te'lif ve fetva ile geçirdiği ömrünün tek ânını bile boşa geçirmediğini,
—Eser vermedik hiçbir ilim dalı bırakmadığını,
—Bazısı yirmi cildi bulan 340'dan fazla eser verdiğini,
—Günde dört defter (forma) doldurduğunu,
—Bir yılda yazdıklarının 50-60 cild tuttuğunu görürüz.
İbnu'l-Cevzi, —Kayserling'in logos spermaticos (sperma söz-fikir) diye isimlendirdiği— ruhları gebe bırakan fikirlerini telifi sırasında kullandığı kalemlerin yontulmasından ortaya çıkan talaşları biriktirir ve vefat ettiği zaman gasl suyunun bunlarla ısıtılmasını vasiyet eder. Öyle yapılır ve talaşlar ihtiyaca kâfi gelir.
Ümidimiz o ki, altın neslin öncüleri olan günümüzün bahtiyar nesilleri zamanı idrak ederek, onu değerlendirmesini bilecek; düşünürken çalışmayı, çalışırken okumayı, okurken de ideallerinin uğrunda hizmet etmeyi ihmal etmeyeceklerdir.
Kaynaklar :
—İbrahim CANAN, İslâm’da Zaman Tanzimi, Cihan yay. İst/ 88.
—Oswald SPENGLER, Batının Çöküşü. Dergah yay. İst./78.
—Cemil MERİÇ, Bu Ülke, Ötüken yay. İst/76. — Alexis CARREL, Not Defteri. Çev. Ord. Prof. Sadi Irmak, Baha mat. İst/75.
—İbrahim CANAN, Gençliğin yetişmesinde zamanın tanzimi. Din Öğr. Dergisi. M.E.G. S.B. Nisan/Mayıs/Haziran/8 5.
—Sızıntı, yıl: 6 şayi: 69 "Zaman Muamması"
—Sızıntı, yıl: 9 şayi 101 "Zaman İpleri" Murat Yıldırım.
—Sızıntı, yıl: 2 sayı: 13 "Zaman" Savfet Senih.