Eylül 1985 · s. 30 · 1 dakikalık okuma
Zaman
![]()
Gür bir şelâle gibi çağıldar hiç durmadan,
Görünmez varlığıyla iç içe bütün cihan,
O feza âleminde, göz kırpan yıldızlarda,
Sonsuz uzaklıklarda, çeşit çeşit hızlarda.
Gün - geçe devran eder, güneş onunla döner,
Gümüş hâleleriyle onu bildirir kamer.
Onunla yaratıldı yer gök bütün kâinat,
Gördüğün her bir canlı onunla bulur hayat.
Her tohum ona muhtaç, su, hava, ışık kadar,
Onunla yaprak verir, onunla çiçek açar.
Dünyaya gelmek için daim zamanı bekler,
Tenleri gül kokulu o nâzenin bebekler.
Ve onunla değişir, çehreler başkalaşır.
Çocuk, genç, yaşlı hepsi ondan çizgiler taşır.
Koskoca kürrelerde, minicik zerrelerde,
Bir eşsiz sanat ile bölünen hücrelerde,
Bir gür şelâle gibi durmadan çağlar zaman,
Görünmez varlığıyla iç içe bütün cihân.
Kimi bol bulur onu, hiç düşünmeden harcar,
Ve birgün kalakalır ortada şaşkın, nâçar,
Çırpınır çevirmeğe akıp giden zamanı,
Ne çare kaybolmuştur damla damla her anı.
Zaman! İnsanlık için en değerli hazine,
Pak ruhlar onun ile ulaşır hedefine,
Her an takib ederek Resulü, büyük nuru,
Durmaz aksettirirler saadeti, huzuru.
O Resûl ki zamanın sınırını aşmıştı,
Hani bir gün miraçda "Sonsuza" ulaşmıştı.
Evet! O'nun yanında yaya kalmıştı ışık.
Güneş, ay ve yıldızlar onun nuruna aşık,
İşte o nura meftun, şimşek bakışlı erler,
Halikın izni ile zamana hükmederler.
Onlar ki keşfederler âlemin esrarını,
İşlerler meharetle dün, bugün ve yarını.
İzniyle zulmet dolu çağları kapatırlar,
Kalpleri nura boğar huzur dolu aşırlar.
Şaşkın inşan ölürken zaman elinde esir,
Pak ruhların elinde her saniye devledir.
Farika Teymur