Sızıntı Arşivi

Temmuz 1993 · s. 27 · 5 dakikalık okuma

Yüksek Tansiyon Hikmet ve Azim

Mustafa Temiz · Edebiyat

Yüksek tansiyon asrımızın başta gelen sağlık problemlerinden birisi. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte, gençlerde de görülebilen bu durum daha tehlikeli ve ölümcül başka hastalıklara yol açabiliyor. Mesela, kalp ve beyin damar hastalıkları yüksek tansiyonlu kimselerde, normal tansiyonlulara nazaran çok daha sık görülüyor.

Bilhassa gelişmiş ülke insanlarına “ileri teknoloji” ve “maddi refah”ın hediyeleri olan stres ve aşırı kilo, yüksek tansiyonu körükleyen başlıca sebepler olarak bilinmektedir. Burada enteresan bir noktaya değinmek istiyoruz: Günde beş defa, insanı Yüce Yaratıcısı’nın huzuruna çıkarıp dünyevi streslerinden uzaklaştıran, vücuduna faydalı hareketlerle birlikte ruhunu da kanatlandıran dinimiz, aynı zamanda onu israftan ve çok yemekten sakındırarak asrın birçok hastalığına daha baştan set çekmiştir. Günümüzde hekimler, yüksek tansiyon muzdariplerine genellikle daha az tuz kullanmaları, aşırı kilodan kaçınmaları ve hafif egzersizlerle hareketli olmalarını tavsiye etmektedirler. İçki ve sigarayı (eğer kullanıyorlarsa) bırakmaları ise, zaten tavsiyenin ötesinde hayati bir önem taşımaktadır. Burada da, asırları aşan bir reçetenin hakkaniyetinin tıp otoritelerince tasdik edildiğine şahit oluyoruz.

Yüksek tansiyonun başlıca sebeplerinden birisi, damarların daralarak kan akışına karşı direnci artırmalarıdır. Kan basıncının belli seviyede tutulabilmesi için gerekli olan damar direnci eğer normalin üstüne çıkarsa, kalp üzerindeki yük artmakta ve bir süre sonra kalp ve beyin damar hastalıkları baş gösterebilmektedir. Öte yandan basıncın fazla olması, damarları zedeleyerek vücudun değişik yerlerinde ve bilhassa beyin ve böbreklerde hasara yol açabilmektedir.

İnsanlarda ilk kan basıncı ölçümü 1834’de yapıldı. Bugün kullanılan tansiyon ölçüm cihazlarının ilki ise, ilk defa 1896’da kullanılmıştı. Daha sonra 1906’da bazı değişikliklerle geliştirilen bu alet, o günden bu yana fazla değişmeden kullanılageldi. Yüksek tansiyonun ilk tarifine, araştırmacı F. A. Mahomed’in 1874 ile 1881 arası klinik raporlarında rastlıyoruz.

Belki çoğumuza garip gelebilir ama, yüksek tansiyonun ciddi bir sağlık problemi olarak görülmesi ancak 1930’ların sonlarında gerçekleşti. 1920’de dünyanın belli başlı tıp fakültelerinde okutulan meşhur tıp kitaplarında yüksek tansiyondan bir hastalık olarak bahsedilmiyordu. O yıllarda bir doktora “yüksek tansiyon hastalığı nedir?’ diye sorsanız, alacağınız cevap, büyük ihtimalle şöyle olabilirdi:

Hastalık mı? Ne hastalığı ?”

Araştırmacı Irvine Page 1930’ların sonlarına doğru tansiyonla kalp hastalıkları arasındaki münasebeti göstermeye ve yüksek tansiyonun tehlikesini zamanın tıbbi otoritelerine kabul ettirmeye çalışıyordu. 1939’da başka bir grupla birlikte “angıotonin” adlı kan basıncının düzenlenmesinde önemli rolü olan bir hormon bulduklarını ilan ettiklerinde, gösterilen alaka yok denecek kadar azdı. Diğer grup, aynı maddeye “hypetensin” adını vermişti. Daha sonra bir araya gelen araştırmacılar, iki ismi birleştirerek “angıotensin” isminde anlaştılar. Page, vücuttaki kan basıncını düzenle yen sistemin önemli faktörlerinden birinin “Angıotensin” olduğunu ileri sürmüştü. Bu hormonun aktif şekli olan Angiotensin2, damarların daralmasına sebep olarak tansiyonun belli bir seviyede tutulmasında vazife yapıyordu. O halde yüksek tansiyon vakalarında bu hormonun üretimi engellenerek, tansiyon düşürülebilirdi.

İlerleyen yıllarda, tansiyon sisteminin ehemmiyeti giderek daha iyi anlaşıldı ve bu mevzuda çalışan araştırmacı ve araştırmaları destekleyen kuruluşların sayısı da hızla arttı. Angiotensin-2 üretimine mani olarak yüksek tansiyon muzdariplerine (geçici de olsa) şifa olan “Captopril “enalapril” gibi ilaçlar geliştirildi. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının bir alt birimi olarak yüksek tansiyon, tıbbi araştırma sahaları içinde çok önemli bir yere sahiptir.

Dr. İbrahim Benterin(*), araştırma yapmak için geldiği Cleveland kliniği “Beyin ve Damar Araştırmaları” bölümü başkanı Dr. Ferrario, Angiotensin’le yakından ilgilenen bir araştırmacıydı. Daha önce aynı yerde Irvine Page ile yıllarca beraber çalışmıştı. Irvine Page, 8 aminoasitli bir hormon olan Angiotensin-2’nin bir aminoasit eksik hali olan Angiotensin (1-7)’nin vücudun çeşitli yerlerinde üretildiğini farketmişti. Fakat bir türlü bunun nasıl bir tesiri olduğunu canlı hayvan üzerinde yaptığı araştırmalarda ispat edemiyordu. Oldukça ünlü bir araştırmacı olmasına rağmen, gönderdiği makalelere çoğu yerde burun kıvrılmıştı. Çünkü umumi kanaat, Angiotensin-2’den daha küçük alt birimlerin tesirsiz olduğu şeklindeydi. Bu konuda birçok kabiliyetli meslektaşıyla yıllar boyu yaptığı tecrübeler müsbet netice vermeyince, artık o da ümidini kaybetmeye başlamıştı.

Angiotensin (1-7)’nin hikâyesi, çok öncelerden beri Dr. İbrahim Benter’in ilgisini çekmişti. Onun bu mevzuda çok iyi inandığı bir prensip vardı: “Allah, hiçbir şeyi hikmetsiz ve abes yaratmazdı.” Vücudun değişik üretilen Angiotensin (1-7)’nin mutlaka önemli bir vazifesi olmalıydı. Cleveland kliniğinde esas araştırmalarından kalan vakitlerinde bu mevzuda kendi çapında tecrübeler yapmaya karar vermişti, Bu fikrini açtığı birkaç meslekdaşı, ona tebessüm ederek beyhude uğraşmamasını tavsiye ettiler. Özetle, “Biz bu işe yıllarımızı verdik ve hıiçbir sonuç çıkmadı, sen de vaktini boşuna harcama” diyorlardı. Hemen herkes Angiotensin (1-7)’nin tesirsiz ve vazifesiz bir madde olduğuna inanmış gibiydi.

Ama Dr. İbrahim Benter kararlıydı. Kendi kurduğu sistemle küçük planda araştırmalarına başladı. Dr. İbrahim, şimdiye kadar gözden kaçmış bazı noktalar olabileceğini göz önüne alarak, yeni metodlar deniyordu.

Onun çalışmalarının farkına varan Dr. Ferrario, zaman zaman onu ziyaret edip neticelere bakıyordu. Birkaç kez gelip farklı bir netice göremeyince, içinde yeniden yanar gibi olan ümit ışığı tekrar söndü. Fakat bütün bunlar, Dr. İbrahim Benter’in azmini sarsmamıştı. Ne de olsa yapılan bütün ilmi araştırmalar, insanlığa faydalı yeni buluşlar Allah’a yapılan fiili bir dua niteliğindeydi. Verecek O olduktan sonra, bize sabırla ve sistematik bir şekilde çalışmak kalıyordu.

Nitekim bir süre sonra sabır ve sebatının mükâfatını gördü. Evet, Angiotensin (1-7) vazifesiz bir madde değildi, aksine, çok önemli tesirlere sahip bir hormondu. Fakat onun tesirinin açıkça görülmesini engelleyen başka mekanizmalar vardı. Bu mekanizmaları bularak tesirsiz hale getirdiğinde Angiotensin (1-7)’nin müsbet tesirini müşahede etti. Sonuçlar çok önemliydi. Angiotensin (1-7), bariz bir şekilde kan basıncını azaltıyordu. O halde yüksek tansiyon hastaları için belki daha tesirli ve yan tesiri az bir ilaç yapımında kullanılabilirdi.

Dr. Ferrario, Dr. İbrahim Benter’in bulduklarını öğrenince bütün bölüm çalışanlarını onun odasına topladı. Herkesin görmesini istiyordu. Meslektaşları ölçü aletlerinin ibrelerini dikkatle izlerken, Dr. İbrahim Benter de inancının kendisini getirdiği bu noktada Allah’a hamd ediyordu.

Kısa sürede hazırlanan makale ilgili mercilere gönderildi ve araştırmaların genişletilerek sürdürülmesi için mâli destek istendi. Gelen cevap müsbetti; araştırma için yaklaşık 1.5 milyon dolar fon veriliyordu. Desteği veren devlet kuruluşundan gelen yetkili, bir ara Dr. İbrahim’e şöyle demişti: “Senin yaptığın araştırmalar ve katkıların olmasaydı, bu fonun verilmesi söz konusu olmazdı.”

Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada Dr. İbrahim büyük ihtimalle Angiotensin (1-7) üzerindeki araştırmalarına devam ediyor olacak. Kendisinin görüşlerini alırken, şu satırları eklememizi bilhassa rica etti: “Daha önce, daha kabiliyetli ve daha tecrübeli kimselerin yıllar süren araştırmalar sonucu bulamadığı bazı hakikatler bulundu ise bu, sadece Allah’ın yardımı ile olmuştur.” Gönlümüz dünyanın her yanındaki inançlı ve azimli araştırmacılara ülkemizde gerekli imkânların verilerek, bizim dünyamız adına kazanılmalarını arzu ediyor.

Evet, anlattığımız hadise, inanan insanın inancının kendisine gösterdiği yolda azimle ilerleyerek neleri başarabileceğine binlerce misalden biri belki. Ayrıca önemli bir hakikate parmak basılmasına vesile olabildiyse vazifesini yapmış demektir.

Mustafa TEMİZ

KAYNAK LAR

1) “Candiovascular Actions of Angıotensin” (1-7), İbrahim Benter.. 1992

2) ‘Hypedertension Research’ Irvine H Pege. Pergamon Press, 1988.

3) ‘Hypetension: A policyperspective’ Milton C. Weinstein, (1976).

(Kimya Fakültesi mezunu olan Dr. İbrahim Benter, tıp İhtisası yapmıştır. Yazıda konu edilen hadise Cleveland Klinik (Ohıo)de geçmektedir Dr Benter şu anda North Carolina Wiston -salem şehrindeki bir araştırma hastanesinde çalışmalarına devam etmektedir.