Temmuz 1993 · s. 24 · 3 dakikalık okuma
Vera
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE
VERA‘
Lügat ve kamuslarda: uygunsuz, yakışıksız ve gereksiz şeylerden sakınmak, haram ve yasaklara karsı da titiz davranmak tetikte olmak.. veya memnü şeylere girme endişesiyle bütün şüpheli hususlara karşı kapanma ma’nasına hamletmişlerdir ki: —Sana kuşku vereni bırak. .şüphesiz olana geç” İslami prensi-
bine ve
hadisinde anlatılan gerçeğe uygun olanda budur.
Sufilerden bazıları veraı: yakinin sıhhati, davranışların istikameti ve Cenab-ı Hakk’la münasebetlerde de âli himmet ve temkinli olma seklinde yorumlamışlardır.
Bir ehl-i dil göz açıp-kapayıncaya kadar olsun Hakk’tan gafil olmamak., bir diğeri ise, hayatın her lahzasında O’ndan başka herşeye kapalı kalmak.. daha bir başkası ise haliyle olsun, diliyle olsun kulun dünya ve ehl-i dünyaya tezellul ve tenezzülde bulunmayıp, varlığı.
kendini ve bütün dünyayı aşması seklinde tarif etmişlerdir ki:
![]()
![]()
—Zinhar halka dilencilik etmekten sakın! Ve istediğini sadece keremi çok engin Rabbinden iste! Birgün mutlaka geldiği gibi gidecek olan dünyanın zinet ve debdebesini bırak!” sözleri de bu mülahazayı çok güzel ifade eder. Veraı hayat ve davranışlarını gerekli lüzumlu ve ötelere uzanan şeylere kilitleyip lüzumsuz, fani ve zail şeylerin gerçek konumlarını kavrama şuuruyla hareket etme şeklinde de yorumlayabiliriz ki;
” yani kıvamında ve kendi iç güzellikleriyle yaşanan Müslümanlık, mâlâyâniyâta karşı kapalı olan Müslümanlıktır, ölçüsü de bunu hatırlatmaktadır.
Pend-i Attar sahibi attarca üslubuyla bu düşünceye hoş ve enfes bir ses katar:
![]()
![]()
![]()
— Vera’ duygusundan Allah korkusu peyda’ olur. Vera’sız kimse ise kıyamette rüsva olur. Kim ki vera çizgisinde istikametini buldu, onun duruşu da, kalkışı da, hareketi de, sükûtu da Allah için oldu. Bir kimse ki Hakk dostluğunu umar, eğer vera’ yoksa o kimse muhabbet iddiasında yalancıdır.
Vera’ zahir ve batın buudlarıyla kulluk borcu bir külldür. Vera’ yolcusu takva ile ulaşılan zirvelerde dolaşırken, bir taraftan zahiriyle emr u nehiylerin âzâd kabul etmez kölesi Olarak hayatını onlarla örgüler.. ve “Allah için işler. Allah için başlar” Allah için oturur, Allah için kalkar. Allah için yer, Allah için içer; lillah, livechillah dairesinde hareket eder”.
Diğer taraftanda batınını“Haziratü’lKuds”ün izdüşümü haline getirerek, kalbindeki “kenz-i mahfi” ile halvet olur ve bütün bütün ağyara kapanır. Yani O’na götürmeyen düşüncelerden uzaklaşır.. O’nu hatırlatmayan görüntülere sırtını döner. O’nu söylemeyen
beyanlara –onlara beyan denecekse— kulaklarını tıkar ve O’nun kıymetler listesine girmeyen şeylerden de elini-eteğini çeker.
Bu manadaki vera’, insanı Allah’a amüdi (dikey) olarak yükseltir. Bundandır ki, Cenab-ı Hakk Hz. Musa’ya: “Bana yaklaşmak isteyenler vera’ ve zühd gibisini bulamamışlardır.”
ferman eder.
Asr-ı saadetle insanlığın tanıdığı vera’, Tabiin ve Tebei tabiîn döneminde adeta semavileşti ve her mü’minin gaye-ı hayali haline geldi Bu dönemde idi ki, Bişr-i Hafî’nin kız kardeşi, Ahmed b. Hanbel’e gelerek:
“Ya İmam! Ben çok defa dam üstünde iplik büküyorum bazen de devlet memurları ellerinde meş’aleler oradan geçiyorlar ve elimde olmayarak o ışıktan da istifade etmiş oluyorum.. bu ipliğe haram karışıyor mu?” deyince, koca İmam hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve “Bişr-i Hafî’nin hanesine şüphenin bu kadarcığı bile bulaşmış bir şey girmemeli” fetvasını veriyor.
Ve yine bu dönemde idi ki, gözü bir kere harama ilişen biri bütün bir omur boyu Günahım! deyip feryad ediyordu Bu dönemde idi ki, bilmeyerek haram bir lokmanın girdiği mide, istifraya zorlanıyor ve bunun için günlerce gözyaşı dökülüyordu.
Yanlışlıkla cebine koyduğu başkasına ait bir kalemi, sahibine ulaştırmak için Merv’den Mekke’ye yolculuk yapıldığını, bunlardan birinin kahramanı olan büyük muhaddis, üstün fakih ve derin zahid İbn Mübarek anlatıyor. Üzerinde başkasına ait bir hak var olduğu mülahazasıyla, alacaklıya, ömrünün sonuna kadar hizmetkâr olmaya azmetmiş insan sayısı hiç de az değil.. meşhur zahid Fuzayl b. İyaz da bu vadinin hal tercümanlarından!. Ve bu aydınlık dünyada daha niceleri.! Evliya, tabakat ve menkıbe kitapları bu altın insanların ruhanileri aşan hayatlarıyla lebâleb.. bu sahifeler, onlara sadece hatırlatma ölçüsünde açılıyor. Şayet hatırlatabiliyorlarsa.?