Sızıntı Arşivi

Kasım 1984 · s. 9 · 3 dakikalık okuma

Yüksek Himmetler

İlhami Yalınpala · Edebiyat

Bir insan, başkasına el uzatıp yardımcı olması ve onu maruz kaldığı derdten kurtarması nispetinde kıymetli ve itibarlıdır. Veya insanın kıymeti ve itibarı himmeti ve diğer-gamlığı nispetindedir.

Su kadar var ki; yapılacak her yardım karsı taraftaki ihtiyaç ve arızayı giderici olmalıdır ki, mualece hem hikmetli olsun, hem de akim kalmayıp netice versin.

Evet, evvelâ hastalığın keşfi, bilinmesi, hatta o hastalığın vücûduna sebep olan mikrob'un teşhisi ve o mikrobun nes'et ettiği, büyüdüğü, tesirli olacak hâle geldiği zeminin, bataklığın ve çevrenin tanınması gerektir ki, mualece ona göre yapılsın ve o mikrobun bası ezilsin. Ona yuvalık ve dayelik yapan zemin ve çevre de kurutulsun veya yok edilsin.

Ziya paşanın;

"Bil illeti kıl sonra mudavata tasaddi

Her merhemi her yöreye derman mı sanırsın"

dediği gibi, hastalığın keşfi ve teşhisi şarttır.

Hastalıklar maddî ve manevî olmak üzere ikiye ayrılırlar. Allerji, sıtma, kanser maddî birer hastalık olduğu gibi, anarşi, ahlâksızlık, bunalım, huzursuzluk, emniyet ve itimadın kalkması, inkâr ve küfür de manevî birer hastalıktırlar. Şu kadar var

ki, manevî hastalıklar maddî hastalıklarla mukayese edilmeyecek kadar büyük, çaplı ve tehlikeli olup o nisbette (uyanık olmayı) gerektirir. Zira maddî hastalıklar, fertlerin ve cemiyetin salâh ve refahını zedeler ve bir noktada dünya saadetini yokeder. Fakat böyle bir hasta, ikinci tür hastalıktan uzak kalması nispetinde ahiretinin huzur ve saadetini te'minat altına alır.

Amma ikinci tür hastalıklar böyle olmayıp topyekün insanlığın hem maddî ve ruhî huzur ve saadetini, hem de uhrevî hayatını berbad eder. Artık böyle bir toplumda huzur kalmadığı gibi İnsanları bir araya getiren değer ölçülerinden de bahsedilemez. Bu itibarla herkes, bedenine ârız olan bir arızanın önünü almak ve defetmek için mutlaka uğraşmalıdır; ancak kalbine, ruhuna ve aklına bulasan, ahlâksızlık ve anarşi gibi hastalıkların, küfür ve inkâr gibi mikropların önünü almak ve bir daha da hortlamayacakları şeklide onları mahvetmek, hatta gelişme imkânını ve odak noktalarını tamamen, amma tamamen ortadan kaldırmak için bin kat daha fazla uğraşmalı ve bununla yetinmeyip devamlı tetikte ve teyakkuzda bulunmalıdır.

Nedir bu hastalıklar ve nedir bu mikroplar?

Yüce Yaratıcının tanıtılmaması, beşeri her iki saadete davet eden yüce elcinin tanıtılmaması, lâhut âleminden gelen her şeye "evet" çeken şerefli dostların ve büyüklerin tanıtılmaması bir yönüyle büyük ve ciddi bir hastalık olduğu gibi diğer yönüyle de çok daha vahim (korkunç) hastalıkları tevlid edecek bir mikroptur.

Bugün nesi! saygısız; çünkü mukaddes Yaratıcıyı tanımıyor ve ondan ötürü de bütün mukaddesata karsı lakayt... Büyükler şefkatli değil; zira Rahman ve Rahim olan Zat'ı ve onun Rahmet timsali Elcisini tanımıyor, sevmiyor, peşinden gitmiyor.. İnsanlık, rızkı hakkında şüphede. O'nun herseye, yetecek kadar rızkını vermeyi taahhüt ettiğini bilmiyor ve tam inanmıyor.

Emniyet yok; emniyetin olmasına sebeb Yüce Mevlâ'ya iman ve itimattır. Kalplerden o kalkınca veya ikinci plana bırakılınca ortalıkta emniyetten söz edilemez olur.

Hülâsa; Onun yüce Şefkat ve merhameti bilinmiyor ki emirlerine itaat edilsin ve yine onun kudret ve kahri bilinmiyor ki, yasakladıklarından kaçınılsın ve vazgeçilsin.

Öyle ise her şeyden ve her meseleden önce O'nun ve O'na ait değerlerin anlatılması ve tanıtılması gerekiyor.

Herkesin doktor olması mümkün olmadığından, bize doktorluk yapacakları yetiştirdiğimiz ve yetişmeleri için her türlü imkânı hazırlayıp önlerine koyduğumuz gibi; bizi asıl illetten kurtaracak olan hakkın ve hakikatin naşirleri ve hekimleri için de onlara lâzım her türlü yetişme zemini ve yetiştirme imkânını hazırlama, önlerine koyma mecburiyetindeyiz. Bunun için de; her şeyi devlete bırakmak ve devlet uğraşsın demek bilhassa şu zamanda hiç te vatanperverlik değildir. Binaenaleyh en azından işin bir ucundan tutmalı. Genç neslin yetişip okuyacağı mektepleri yaptırıp açmalı. Fakir kimselerin elinden tutup, onlara sahip çıkmalı. Onların ucuz evler, yuvalar, pansiyonlar ve yurtlarda kalmalarını sağlamalı, fikrî ve ilmi planda yetişmelerini te'min edecek, ilmî, fikrî, ahlâkî ve edebî kitap ve dergileri almaları için yardımcı olmalı.

Ve iste gerek kendimize ve gerekse bir başkasına yapacağımız en büyük iyilik budur. En büyük kötülük de bu türlü kudsî ve vatanî vazifeyi terk ve ihmâldir. Gerek hak katında ve gerekse halk katında itibar ve şerefimiz de buna göre olacaktır.

Darül Erkam deyip saygı ve iştiyak gözyaşlarını dökerken,

Es'ad bin Zürare deyip hürmet histerimizle coşarken,

Necasi deyip, tarihte sadece ona nasib olan gıyabî tebcilin takdir ve mükâfatını, kendimizden geçerek seyrederken değer ölçüsünün ve ölmezliğin ne demek olduğunu ve neye göre olacağını çok iyi anlıyoruz.

Nesline karsı acıma duygusunu taşıyanların anlamaları ve meseleyi kavramaları ümidiyle.

İlhami Yalınpala