Eylül 1988 · s. 316 · 1 dakikalık okuma
Yolların Ayrımındaki Zat'la
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

O zatın Allah’tan getirdiği esas ve düsturlara uyarak, O’nun talim ve terbiyesiyle şekillenen, O’nun arkasından gitmekle hakka, hakikate, olgunluğa ulaşan ve aleladelikleri aşıp kerametlere, keşiflere, müşahedelere mazhar olan bunca Hak dostu veliler, akıllara durgunluk veren o üstün halleri, öteden renkler ve çizgiler ifade eden o harika tavırlarıyla, Yüce Yaratıcı’nın varlığını, güç ve hâkimiyetini, tasarruf ve nüfuzunu haykırdıkları gibi; malik oldukları herşeylerini O’nun eşiğine baş koymakla elde ettikleri; herşeylerini O’na borçlu oldukları harikalar insanı, o mübarek üstatlarının da peygamberliğine, sunduğu mesajların Hak-kaynaklı olduğuna milyonlar diller olarak şahadet etmektedir.
Evet, gözleri eşyanın hakikatine uyanan O’nun arkasındaki bu zatlar, Üstatları’nın Hak’tan getirip ümmetine sunduğu mesajlar ve mesajların muhtevasını, yine O’nun dininin esasları çerçevesinde, kendi ruhi tecrübeleri, manevi terakkileriyle keşfedip çevrelerine duyurmaları, O’nun peygamberliğine, peygamberliği içinde hakkaniyet ve doğruluğuna, Allah yanındaki kadir ve kıymetine, diğer Hak-elçileri karşısındaki üstünlüğüne öyle gürül gürül bir şahadettir ki, hiçbir ilhadın bunu inkâra gücü yetmeyeceği gibi, hiçbir vehmin eli de O’na ulaşamayacaktır.
Doğrusu, her biri kendi dünyasında birer güneş sayılan bunca evliya, asfiya ve hakikat-erlerinin, O zat hakkındaki şahadet ve takdirlerini nazar-ı itibara almayarak, karanlıkta çığlık atan üç-beş yarasanın tutarsız hezeyanlarıyla sarsılmak; güneşlere taç giydiren O zatı ve O zatın nurani halkasını bilemem, yıldızla, yıldız böceğini birbirine karıştırma; bülbül nağmeleriyle saksağan sesini birbirinden ayırt edememe gibi muhakemesizlik ve mantıksızlıktan olsa gerek…