Sızıntı Arşivi

Nisan 1982 · s. 2 · 3 dakikalık okuma

Yolda Kalanlarda Var

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

"Yaşama zevkiyle başı dönmüş ve ruhu delik-deşik olmuş kemtalihlilerimize..."

Zannediyordum ki, günyüzüne çıkan her tomurcuk bir çiçek olacak ve bu çiçeklerin bütünü de, yapraklarında gamze -çakan jâlelerle sonsuzluğa kadar sürüp gidecek!.. Zannediyordum ki, yamaçlarımızı kanaviçe gibi saran goncalar hep diri kalacak; ovalarımızı alan başaklar hep hayat soluyacak; selvilerimiz ince ince salınacak ve derelerimiz gürül gürül akacak!.. Zannediyordum ki, upuzun bir kıştan sonra sürgün -eden filizler, büyük muzdariblerin diriltici solukları altında, ölümsüzlüğe erecek ve daima tâze, dâima ceyyid (1) kalacak!..

Zannediyordum ki, aylar, güneşler ufkumda birbirini ta'kib edip duracak ve yurdumun seması, hiç mi hiç husûf ve küsûf (2) görmeyecek!..

Zannediyordum ki, yıllarca bahar bekleyen neslim, karlara cemre düştüğü bugünlerde, gidip yeniden ölüm uykusuna yatmayacak. Hızırla buluştuktan sonra, âb-ı hayât içmeden geriye dönmeyecek!..

Zannediyordum ki, şimdiye kadar bin defa ipnoz edilen insanımız, bir daha aynı oyuna gelmeyecek ve aynı hokkabazların iradesine teslim olmayacak!..

Zannediyordum ki, bundan böyle dirilen her ferdimiz, genç ve zinde kalacak; bel ağrıları, baş dönmeleri onun semtine sokulamayacak. Burcu burcu diriliş kokacak onun yaşadığı iklim ve bucaklar. Unutulacak tabutlukların yolları ve gassallar. Çatır çatır çatlayacak teneşir tahtaları. Ve buhurdanlar misk ve kâfuruya hasret kalacak!..

Zannediyordum ki her an Ölüm tehditleri altında, havârî gibi yola çıkan bu hasbîler topluluğu H. Mesih'e çarmıh hazırlayanlara aslâ iltihak etmeyecek. Servetler -şöhretler; makamlar -mansıplar onlara yol ve yön değişdirtemeyecek. Pest şeyler gönüllerine girip bakışlarını bulandıramıyacak. Onlar, hep aynı şeyleri düşünecek; aynı şeylerin türküsünü söylecek ve aynı hayatı en ritmik şekilde yaşamağa gayret gösterecekler!..

Zannediyordum ki. mazlumun âhını dindirmek, zâlimin soluklarını kesmek ve ilhad ateşini söndürmek için,Yaradana ahd ü peymanda bulunan bu kudsîler ordusu, gizli açık asla zâlime yahşi çekmeyecek; şahsî rahat ve sûrî seadeti için geçmişini küçümsemeyecek ve mazisinden kopmayacak!..

Zannediyordum ki, ruh kökümüzle olan alâkamız, günbegün pekişecek; yüce düşüncelerimizden hiçbiri, ebediyetlere kadar terk edilmeyecek; davranışlarımız aslâ değinmeyecek ve hayatımız şahikalardan kopup gelen dupduru ırmakların, akıp akıp denizlere dökülmesi gibi, hep millî ruh ummanı içine dökülecek ve kendi kendini yenilemeye hazırlayacak. Ayrı ayrı akan çaylar birbirine yanaşacak; cedveller sonsuzluğa açılan yollarda bir araya gelecek ve alâim-i sema (3) gibi, bir sürü renk, omuz omuza bulutların ötesinde doğru kavisler çizecek!..

Ve hele, sanıyordum ki, bu ses, söz ve renk cümbüşüne başkaları da koşup gelecek ve bizlerle bütünleşecek?..

Zannediyordum ki, yaşama zevki, hayat kaygısı ve tenperverlik bu yüce topluluktan fersah fersah uzak kalacak ve aslâ onların atmosferine girme imkanını bulamayacak... Onlar, sonuna kadar süt gibi duru, su gibi berrak ve toprak gibi mütevâzî kalacaklar. Kendilerinden öncekileri yeyip bitiren;lüks, israf, debdebe ve ihtişam onların evlerinden içeriye giremiyecek ve onlara hükmedemeyecek.

Zannediyordum ki, insanımız, gönül verdiği zâtın dostluğuyla yetinecek, onun hoşnutluğuna koşacak ve başkalarına şirin görünme hevesine kapılmayacak. O "bes-bakî-heves" (4) deyip yoluna revan olacak...

Zannediyorlar ki, şekil ve düşünce değiştirmekle, ebedî hasımlarına karşı şirin görünecekler! Bilmiyorlar ki, böyle yapmakla, ruhlarını ipotek ediyor ve kalblerini de söndürüyorlar.

Zannediyorlar ki, tavanlarındaki boya, zeminlerindeki cilâ, masalarındaki ibrişim ve yataklarındaki atlaslarla, beyan ve düşüncelerine ağırlık kazandıracak ve öbür kıyıdakilere sempatik görünecekler! Bilmiyorlar ki, bu halleri ile düşmanları karşısında, daha çok maskara oluyorlar.

Zannediyorlar ki, davranışlarındaki oynaklık, düşüncelerindeki renksizlik ve hayatlarındaki fantazilerle başkalarının gönlüne girecek ve onları kendi düşünce çizgilerine çekecekler! Bilmiyorlar ki, bu hareketleriyle, farkına varmadan onlara iltihak ediyor ve onların fikir atmosferleri içinde eriyip yok oluyorlar.

Toprağın sızıntıya,tohumun rüşeyme,balığın mercana ve yılanın zehire gebe olduğu bir bahar daha idrâk ediyoruz. Bakalım kimler bahardan yana, kimler de kıştan yana çıkacak? Kimler kelepir kovalayacak, kimler mercan avlamak için en derin noktaları kollayacak? Kimler bir muhalif rüzgârla harman gibi savrulan, mala -mülke mağrur olacak ve kimler hem kendini hem de dünyaları aşarak sonsuzluğa erecek? Kimler dünyanın değiştiriciliği karşısında balmumu gibi eriyecek ve kimler bu devvâr-u gaddarın dönüşünü değiştirecek...

Haydi, gün ola devran ola!

SIZINTI

(1) Ceyyid.-iyi, güzel.

(2) Husuf ve küsûf: Ay ve Güneş tutulması.

(3) Alâim-i semâ: Gök kuşağı.

(4) O "bes-bakî-heves" : O yeter, kalanı heves