Sızıntı Arşivi

Şubat 2002 · s. 28 · 7 dakikalık okuma

Yeryüzü Bekçileri

Selim Aydın · Dr. · Sosyoloji



İster antik medeniyetlerde ve semavi dinlerde, isterse modern bilimlerin son yaklaşımlarında olsun, insana bakışta ve yapısını modellemede oldukça çarpıcı paralellikler gözlenmektedir. Her birisi insanın yapısını, fonksiyonlarını ve faaliyetlerini, medeniyet inşa etmelerini üçlü sacayağı üzerine oturtmaktadırlar. İnsan zihni (düşünme melekesi), kalbi (gönül ve his dünyası) ve aksiyondan (nefisubeden) oluşan üçlü bir sisteme sahiptir. Bu üçlü sistem, kültürümüzde ya akluı selim, kalbui selim ve zevkui selim şeklinde yahut zihnui kemal, hissui kemal ve vücud u kemal şeklinde ifade edilmektedir. Hayatın manası da bu üçlü sistemi birbirinden koparmadan, müessir bir diyalog halinde hayat yolculuğunu yapabilmektir. Hayatın bu şekilde idrakı ve anlaşılması da, insanın bu dünya misafirhanesine bir mıh bile çakmadan çekip gitmesine izin vermez; insanı hayatta bir iz bırakmaya davet eden ve zorlayan farklı bir yandır bu.
Onarımcıların hayatlarında izledikleri programın çatısı 3+4 şeklinde formüle edilebilen bir düşünme sistemi üzerine kurulmuştur. Yukarıda tanımlanan üçlü sistemin üzerine eklenen 4A pusulası da, akıl, adalet, ahlak ve adab düsturlarından oluşur. Onarımcıların benlikleri oturmuş; haysiyet, vakar, sabır ve sebat ile terbiye edilmiştir. Hayatlarını mefkureleri uğrunda harcarlarken, adanmışlık ruhuyla; ince ayarı sağlayan muhasebe, murakabe ve süreklilik olarak tanımlanan üç ana düstura riayet ederler.

Onarımcılar, insanın kendini geliştirmesinde ve kontrol etmesinde dört yolun var olduğunu keşfetmişlerdir.
Bunlardan birincisi, çile ve riyazatta bulunup bedeni ihtiyaçlarını kısmak suretiyle kendini etkileyen iç ve dış faktörlerden kurtulmaktır.
İkincisi, gönül ve kalb üzerine yoğunlaşıp, aşk ve sevgisini belli bir noktada yoğunlaştırıp, kendini dış ve iç faktörlerin tesirinden kurtarmaktır.
Üçüncüsü, zihin dünyasını değişik tekniklerle kontrol altına alıp, iç ve dış faktörlerin etkisinden kurtulmak ve kendine hakim olabilmektir.
Onarımcıların tercih ettiği dördüncü yol ise, hem bedeni, hem gönlü (kalbuhissiyat), hem de zihni bir arada arındırıp geliştirerek, insanın ahenkli ve bütüncül gelişimini sağlamaktır. Bir başka ifadeyle onarımcılar, ne aklı gönüle ve bedene, ne de bedeni akla ve gönüle feda ederler. Aklı, gönlü ve bedeni bir arada denge halinde götürmeye ve birbirinin ihtiyaçlarını karşılamada kullanmaya söz vermişlerdir. Bu yolda çalışan onarımcılar hayattaki zaman takvimlerini de üçe dilimleyerek kullanırlar. Zamanın birinci dilimini, kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve kendilerini geliştirmek; ikinci dilimini, içinde yaşadıkları toplumun refahı ve gelişimini sağlamakta, üçüncü dilimini de, Yaratıcı’ya şükretmek ve O’nun kendilerine yüklediği sorumlulukları yerine getirmekte kullanırlar.
Onarımcılar, Yunus Emre gibi düşünüp, ilmi öncelikle kendini bilmek olarak tanımladıklarından, insanları fıtratlarına göre üçe ayırır ve her fıtratı, uygun alanlarda istihdam ederler. Onarımcıların dünyasında insanlar filozof, sufi ve estetik tabiatlı olmak üzere üçe ayrılmıştır. Filozoflar, akıl ve bilgi dünyasının imarında; sufiler, duygu ve gönül dünyasının inşasında; estetik olanlar da güzel sanatların geliştirilmesinde görevlendirilmişlerdir. Üçlü sisteme göre farklılaşan insan ve kurumlar arasında diyalog kültürünü geliştirerek hayatın bütünlüğü korunmuştur. Üç farklı fıtrat kabilesinden gelen onarımcılar, benliklerini biz havuzunda eriterek de, kolektif aklın; aşk şevk ve heyecanın; sinerjistik aksiyon ve icraatların gerçekleşmesini mümkün kılarlar. Onarımcılar, “Allah bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar iç dünyalarını değiştirmedikçe değiştirmez” ilahi beyanına gönülden teslim olduklarından, onarıma öncelikle kendilerinden başlarlar; akıllarını, gönül ve bedenlerini arındırıp, üçü arasında sağlıklı bir diyalog kültürü oluşturmaya gayret ederler.
Onarımcılar şu anda dünyaya egemen olan gücün başarılı oluşunda, temel özgürlüklerin ve insan haklarının aktif kullanımını, ekonomik ve askeri güç, mucidlik, buluşçuluk, girişimcilik, disiplinli çalışma, alınteri, fırsat eşitliği, tasarımcı ve yenilikçi düşünme gibi unsurları görürler. Aynı fırsat ve hakların kendi insanlarına verildiğinde, dünyada saygın bir konuma ulaşmanın 10u15 yıllık bir sürece bağlı olduğunun farkına varmışlardır.
Onarımcılar ana dillerini önemserler; yabancı dille eğitim yapmakla, yabancı dili öğrenmenin farklı şeyler olduğunun farkındadırlar. Ana dillerinin kendileri için gönlü yüzdüren bir gemi, milletleri için kültürünü yüzdüren bir vapur ve ana dille oluşan kültürün de toplumlarını geleceğe taşıyan uzay mekiği olduğuna inanır ve onu korumaya özel önem verirler. En az biruiki tane geçerli yabancı dili de iyi derecede öğrenmeye söz vermişlerdir. Onarımcılar, bir toplumun tıkanan düşünce kanallarını açacak gücün, ana dilin etkin kullanımından, farklı fıtratların uygun yerlerde istihdamından ve düşünce açıcı bir kültürden beslenmesi gerektiğine inanırlar.
Biyolojik çeşitlilik kadar, toplumdaki alt kültürlerin çeşitliliğine de özel önem verirler. Tek tip insan yetiştiren eğitim modelleri yerine, çok farklı sahalarda insan yetiştiren, farklılığa saygı duyan ve diyaloğa açık eğitim modellerini uygulamaya koymayı düşünürler.

Onarımcılar için bilim yapmanın ve bilgi üretmenin olmazsa olmazı da üçlü sacayağına oturtulmuştur. Bunlar (1) kabiliyet, kapasite veya fıtrat uygunluğu, (filozof tabiatlı kimselerin fikir adamlarının doğru seçimi); (2) gönül dünyasına akan ilhamlara ve sezgilere açık olma, akıllaugönülü birlikte faal halde tutabilme ve (3) edep sahibi olmadır. Onarımcılar bilim üretmenin, akıl gücüne, aşk ve şevke, niyet ve isteğe bağlı olduğunu fark ettiklerinden, bilgi üretimine yoğunlaşacak fedakarların haysiyetli, özgüveni yüksek, mesuliyet duygusuna sahip insanlardan seçilmesi gerektiğine inanırlar.
Dünyada var olan bilgi tekelini kırmanın tek yolunun buluşçuluğu geliştirmek olduğuna, bunun da ancak aklın, hayalin, inanç ve sezginin birlikte aynı hedefe yöneltilmesiyle mümkün olabileceğine inanmışlardır. Onarımcılar, içinde yaşadıkları toplumun temel meselelerini de; insan hakları ihlali, özgürlüklerin kısıtlanması ve baskıcı yönetim biçimleri şeklinde özetlemişlerdir. Onarımcılar, sosyal hayatta güçuparauservet kadar, kişiliğe, karaktere, dürüstlüğe, temizliğe, güvenilirliğe ve samimiyete de önem vererek, üçlü sistemi bozmamaya itina gösterirler. Onarımcılar, kendine hayrı olmayan insanların, fedakarlıklarının da düşük katma değerli olacağına inandıklarından, katma değer paylarını artırmaya hususi bir ehemmiyet verirler. Kendileri ne kadar çok kazanırlarsa o ölçüde fedakarlıkta bulunabileceklerini düşünürler. "Bir hırka, bir lokma" felsefesinden çıkıp, dünyaya hakim olma, dünya çapında iş ve üretim yapma şuuruna ulaşmışlardır.
Onarımcılar, dünyada sözü geçer ve hatırı sayılır milletler seviyesine yükselebilmek için, üçlü sacayağı üzerine oturan bir kurtuluş reçetesini takdim ederler. Bu yaklaşımda birinci ayağı, afaziden kurtulmak veya aklı korumak oluşturur. İkinci ayakta, zamanı doğru ve verimli kullanma ile hayatın takvimine uymak vardır. Üçüncü ayağında ise, ruhun enerjisini, niyet ve nazarı, aşk ve şevki, samimiyeti, aklın bilgisi ve gücüyle sentez vardır. Onarımcılar bilginin peşinde koşarken, niyet ve nazarın, elde edilecek şeyi değiştirdiğine veya belirlediğine inandıklarından, niyet ve nazarlarının halis ve temiz olmasına özel önem verirler. Gözlenen ve incelenen şeylerin, gözleyen ve inceleyen insanın niyet ve nazarından bağımsız olmadığına inanırlar. İnsanın muradına ve bakış açısına göre varlıkların belli yönlerinin bizlere açık olduğunu söyleyen Quantum alan teorisine göre, insan, kainat ve varlık anlayışlarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliğine inanırlar.

Onarımcılar, hemfikir oldukları ve acilen hayata geçirilmesine inandıkları hususları da aşağıda belirtildiği şekilde özetlemişlerdir.
1. Dünyada mevcut olan bilgi tekeli kırılmalı; düşünülmeyeni düşünebilen insanlarla, katma değeri yüksek, yeniliğe yer veren bilgiler üretilmelidir. Bunun için de okullarda öğrencilere bilgi yüklenilmesinden vazgeçilip, bilgiye erişim stratejileri, teknikleri, usulleri çok iyi şekilde kazandırılmalı; nasıl düşünüp karar verecekleri, uygulamalı şekilde öğretilmelidir.
2. Öğrencilere yararlı bilgiyi yararsız bilgiden; katma değeri yüksek bilgiyi katma değeri düşük veya sıfır bilgiden; eğlendirici, oyalayıcı bilgiyi, insanları bağımsız ve müessir kılıcı bilgiden ayırmalarını sağlayıcı kriterler geliştirtmeli, zihinler bu bilgi süzücü kriterlerle donatılmalıdır.
3. Öğrenciler, öğretilmiş sorulara cevap bulma yerine, öğretilmemiş soruları sorabilecek ve sıradışı çözüm teklifleri geliştirebilecek bir formasyonda eğitilmelidir.
4. Öğrencilere doğru, iyi ve güzeli bir arada sentezleyebilecekleri, akıl, gönül ve bedenlerini birlikte geliştirebilecekleri öğrenme ortamları hazırlanmalıdır. Akılla gönlü, inancı ve sezgiyi birlikte geliştirmeli, birlikte dönüştürmeli ve birini diğerine yedirtmemeye özen gösterilmelidir.
5. Öğrencilerin zihin dünyalarını mümkün olduğunca çok sayıda kısmi gerçek ve alternatiflere açık hale getirmelidir. Bu şekilde öğrencilerin zihinlerinin ve düşüncelerinin donması engellenmeli veya zihinlerinin akışkanlığı sağlanmalıdır.
6. İnsanın zihinubeyin sistemi, uyum sağlayıcı, öğrenici, kaotik, doğrusal çalışmayan ve dinamik bir sistem olduğundan, bu yapıya saygılı davranılmalı ve eğitim programları ona göre düzenlenmelidir.
7. Temel bilimlerin ve insani bilimlerin her bir alanında yaklaşık 100 tane üretken, tasarımcı ve yenilikçi bilim insanı üretilmelidir.
8. Vizyonu, misyonu ve katkısı ön görülmemiş bilgi üretimi ve araştırma yapılamayacağının farkına varılmalı; ülkenin bütün araştırma ve geliştirme merkezlerinin, kendi bünyelerinde kendi katkılarıyla yeniden tasarımı yapılmalı ve kendine dönüş yolları açılmalıdır.
9. İnsanın iç alemini ve gönül dünyasını ateşleyip beslemeden, bilgiyle basireti evlendirmeden, buluş, icad ve üretkenliği artırmanın zor olduğu dikkate alındığında, her bir onarımcının birinci vazifesinin, afazi hastalığından kurtulması, bilimi ve bilgiyi; gönül, inanç ve sezgi dünyasının bir parçası haline getirmesi olduğu asla unutulmamalıdır.
10. Din ile bilim arasındaki farkın ve kavganın, gerçekte bir metodoloji ve açıklama tarzından kaynaklandığı acilen fark edilmelidir. Din ile bilimin, aynı olguların farklı düzlemlerde farklı yönlerini deşifre eden bilme yolları olduğu ve bu iki farklı bilme tarzının en azından birbirine karşı nötr veya birbirini tamamlayıcı olduğu asla unutulmamalıdır. Vuruşan ve çatışan şeylerin, din ve bilimi anlama ve yorumlamadaki farklılıklardan kaynaklandığı unutulmamalıdır.
11. Her insan, fert olarak kendi kişilik bandı (mizacı ve fıtratı) içinde hayatın manasına dair sorularını sorabilmeli, kendi cevaplarını geliştirebilecek imkanlara kavuşturulmalıdır.
Özetlersek, bir toplumun dirilip sözü dinlenir topluluklar sınıfına atlayabilmesi için, yukarıda kısaca tanıtılan onarımcıların yetiştirilmesine ve işlerin başına geçirilmesine ihtiyaç vardır.

Mühim not: Bu yazı, Alev ALATLI’nın Schroedinger’in Kedisi, Kabus ve Rüya (2001) isimli eserlerinden geniş şekilde istifade edilerek yazılmıştır.