Sızıntı Arşivi

Şubat 1993 · s. 32 · 2 dakikalık okuma

Yepyeni Bir Bağ ve Bağban

Safvet Senih · Edebiyat

YEPYENİ BİR BAĞ VE BAĞBAN

Onu ilk defa “Tek Çare İslam” sempozyumunda görmüştüm. Çok heyecanlı bir üslupla Müslümanların dertlerini ve tezatlarını dile getiriyordu. Bilhassa, “Gençliğe nasıl sahip çıkacağız?” diye sorular soruyor ve yığınlarca problemleri dinleyicilere hüzünlü bir dille takdim ediyordu. Irkçılık mevzuunda da çok güzel teşhislerde bulunuyor ve bu illetten kurtulmamız için tedavi çareleri ileri sürüyordu. Daha önce bir zenci olarak ne çeşit komplekslere kapıldığını ama şimdi İslami şuurla ne kadar rahatladığını sevinçle ifade ediyor hatta haykırıyordu.

Aslında matematikçi idi, ama gerçeği tanıdıktan sonra, bulanık yerlere uğramadan esas kaynağından öğrenmesi gerekenleri tahsil etmiş ve tezgâhını kurmuş, mekiğini işletiyordu. Takva üzere kurulu mescidinde bir gün kendisini beklerken çıkageldi ve önce tahıyat’ül- mescid kıldıktan sonra yanımıza gelip oturdu. Dünyanın pek çok yerlerine gitmiş, görmüş ve gelişmelerden haberdar olmuş olan bu zat bizim ellerin güllerinden, bağ ve bahçelerinden bahsedilirken, dikkatle herşeyi not edip, arkadaşlarımıza sorular soruyordu. Tatmin olmak istiyordu. Sonunda mukaddes topraklara giderken duyduğu heyecanla bizim obalarımızı görme arzusunu izhar etti...

Bir cuma günü seyahatten dönen bu dertliyi karşılamaya gidenler, onda değişik bir hal gördüler. İçini saran ümit, müjde ve heyecan, ruhundan yüzüne yansıyordu. Bir haftalık bir geziden sonra evine uğramadan hava alanından başka bir ülkeye uçacaktı. Unutmayalım ki bu zat dokuz çocuk sahibiydi.

Yeni gezisinden dönüp gelince, hava alanında yaptığı davet üzerine yanına gelenlere birşeyler anlatması gerekiyordu. Onun için, geçti kardeşlerinin karşısına ve Anadolu’dan çiçek çiçek topladığı mesaj yükünü tek tük boşaltmaya başladı. Akşam sekizden gece on ikiye kadar, görüp duyduklarını, büyük dikkatle kendisini dinleyenlere bütün buudlarıyla aktardı: “Biliyorsunuz ben dünyanın pek çok yerini gezmiş dolaşmış bir kardeşinizim ama, Anadolu’nun bağ ve bahçeleri başka... Pakistan’da bile zenci-beyaz mevzuunda içimde bazı burkuntular hissettim. Ama orada, zenci kardeşlerimden görmediğim sevgi ve sıcaklığı bütün derinliğiyle hissettim. Sanki şehzadeler gibi karşılandık ve sultanlar gibi uğurlandık. Aman Allahım o çiçeklerin güzelliği neydi öyle! Ben ne bahçeler ve bahçıvanlar görmüştüm. Ama bunların letafet ve kemali çok değişikti. Bahçedeki her çiçek ise bahçıvanın tavrına göre sanki vaziyet alıyordu. Başka nasıl anlatabilirim bilemem. Sahabeleri hatırlatan o fedakâr insanların hali bir başkaydı. Onlarda ilklerden bir koku bir renk vardı. Ne diyeyim bana öyle göründü. Acaba o rengârenk dünyaya bizden de bir parça ilave edebilir miyiz diye düşünüyorum. Bu mozayik ancak böyle tamamlanmış olur diye de aklıma geliyor. İleride muhteşem bir dünya zuhur ederken, ancak şimdiden ekilen tohumlarımızdan çıkacak fidanlar aynı âlemin zemininde yetişenlerle sarmaş dolaş olarak kendini bulmuş olacak.”

Yeni bir âlemin keşfinden dönen birisini dinliyor gibi ona kulak verenler bir hoş olmuştu. Bu ne büyük bir müjde idi..

Safvet Senîh