Sızıntı Arşivi

Şubat 1993 · s. 33 · 7 dakikalık okuma

Hz. Adem'in (a.s.) Boyu

Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · İnceleme

HZ. ÂDEM’İN BOYU

Hz. Âdem’in (as.) ilk yaratılışı ve dünyada hayat sürdüğü sıradaki boyu, zaman zaman zihinleri meşgul etmiştir. Bunun en birinci sebebi ise Hz. Âdem’in (as.) boyu hakkındaki Buhari ve Müslim gibi sahih hadis kitaplarında geçen âhad yani Efendimiz’den (sav.) bir tek sahabenin naklettiği hadislerdir.

Bu hadisler içinde en meşhur olan Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilen “Allah (c.c.) Âdem’i (as.)’ kendi suretinde (bir insan olarak) yarattı. Onun uzunluğu altmış zira’dır(yaklaşık 30 m)1 şeklindeki hadis olup, bu hesaba göre Hz. Âdem (as.)in boyunun yaklaşık 30 metre civarında olduğu söylenebilir.

Hem Buhari hem de Müslim’de zikredilen bu hadislerin her iki sahih kitapta da geçmesi ilk anda bizim anladığımız manada normal bir boy ölçüsü intibaını verse de, hadis kritiklerince ahad hadis olduğu için ifade ettiği mana ve bilgi mütevatir hadis (çok sahabinin naklettiği hadis) derecesinde değildir. Bu yüzden itikadi hükümler ahad haberlerle sabit olmaz.2 Hele bu hadis evolüsyoncular için hiçbir mesned teşkil etmez. Bu önemli hususu vurguladıktan sonra, söz konusu hadis üzerinde bazı yorumlar yapılabilir:

Belki, bir bakıma bu hadiste geçen Hz. Âdem’in (as.) boyu, onun manevi boyunun ifadesi, yani manevi yapısı itibarıyla normal insan boyunu aşkın olmasıdır. Ayrıca büyüklük (boyca), onun uzun ömürlü, bereketli, yenilmez olmasından kinaye olabilir.

Bununla beraber meseleye ihtiyat ve ihtimaliyet prensipleri zaviyesinden, ayrıca Hz. Âdem’in (as.) de bir peygamber olduğunu hatırdan çıkarmadan edeb sınırlan içinde yaklaşmak gereklidir.

Kur’an’da bu mesele hakkında açık bir hüküm olmadığından, çeşitli izah tarzlarını kritik etmek ve “bunlardan herhangi biri olabileceği gibi, hiçbiri de olmayabilir” şeklinde meseleyi bağlamak, ilerde yalancı ve iftiracı çıkmamak için belki de en emin yoldur. Çünkü bu meseleyi yakından alakadar edebilecek bir ayette Cenab-ı Allah (c.c.): “Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır şahid tutmadım; saptırıcıları yaratışta yardımcı tutmuş deyilim3 diyerek ilk yaratılış hususunda ileri geri konuşan, sanki Allah (e.c.) yaratırken yanındaymış gibi bir sürü teoriler ileri sürerek ukalalık edenleri ikaz ve tehdit etmektedir.

Diğer yandan vücudun boyca uzaması veya kısalması ilerde izah edeceğimiz üzere evrimle alakalı değildir. Bugün de bu çeşit farklılıklar vardır. Bazı bölgelerde iki metreyi geçen insanlar olduğu gibi bir kısım cüce insan cemiyetleri az değildir. Hemen şunu da kaydedelim ki Amerika’da boy ortalaması 1.80 cm. civarında, Japonya’da 1.60 cm. dolayındadır. Hatta Japonların 11. Dünya Savaşı sıralarında

1.45-1.50 cm. arasında oldukları ve daha sonra bu uzunluğun beslenme gibi çeşitli ekolojik faktörlerle giderek arttığı unutulmamalıdır.

Ayrıca Hz. Âdem’in (as.) ne zaman yaşadığını bilemiyoruz. Ağaçların 200 metre olduğu, dinazorların yaşadığı dönemde bizim gibi ufak tefek insanların yaşadığını düşünme, hayat mücadelesi açısından insana ters gelir. Kocaman kertenkelelerin, dev dinazorların yanında öyle insanların olması gerekir ki hayatla mücadelede mevcudiyetini koruyup neslini sürdürebilsin.

Hadis-i Şerif’in “manevi boyut” şeklinde tevil edilmesinden başka diğer bir izah tarzı da Hz. Âdem (as.) için verilen bu ölçüyü insanların ilk yaratılışlarında genetik program olarak bulundurmalarıdır. Dolayısıyla boy ortalaması olarak insana ait verilen ölçünün insanlığın atası olan Hz. Âdem’le (as.) başlamasıdır. Ayrıca Cennet’e girecek müminlerin boylarının da bu ölçüde olacağı yine aynı hadiste ifade ediliyor.

İlk yaratılışta verilen boya ait ölçünün günümüze kadar gitgide küçülmesinin biyolojik izahına gelince:

Herşeyden önce biz Hz. Âdemin (as.) yaratıldığı günkü dünyanın şartlarını bilmemekteyiz. Atmosferin, güneş ışınlarının, dünyanın yörüngesinin, dönüş hızının ve yerçekiminin gerçek değerlerinin bugünkünün aynısı olup olmadığı ilim adamlarınca tartışmalı bir mevzudur. Bu hususta birçok teori sayılabilir. Dolayısıyla o günkü ekolojik şartların nasıl bir biyolojik dengeyi gerektirdiğini de bilemeyiz. Nitekim bugün nesli tükenmiş olan dev dinazorların ve son zamanlara kadar yaşamış olduğu ispatlanmış dev kuşların, Karbon devrindeki dev ağaçların hangi ekolojik değişmelerle yok oldukları da tam bilinemez. Fakat bunların yaşadıkları ve sonra hayat sahnesinden çekildikleri de bir gerçektir. Canlıların inşasında Yüce Yaratıcı genetik bilgiyi hayatın alfabesi diyebileceğimiz dört nükleotidle (Adenin, Guanin, Cytosin, Timin) oluşturmaktadır. Bu dörtlü alfabeden her bir hücrede yaklaşık 109 tane bulunmaktadır. Bu harflerin değişik dizilişi ve kombinasyonları genetik çeşitliliğin temelini teşkil eder.

Bu genetik bilginin düzenlenmesiyle oluşturulan genetik programda kendini gösteren “Kader kalemi”, o canlının içinde bulunduğu hayat şartları nazar-ı itibara alınarak çalışır ve hükmünü icra eder. Kader kaleminin biyolojik görüntüsü olan genetik şifre, Allah (c.c.)’ın sonsuz ilmi ve kudreti ile her canlının içinde bulunacağı çevre şartları ve davranış hususiyetleri önceden bilindiğinden buna uygun olarak programlanmıştır. Ayrıca çevre şartlarındaki mümkün değişiklikler de O’nun ezeli ilmi ile bilindiğinden, bu genetik şifre mutlak bağlayıcı olmayıp devamlı olarak İlahi kontrol altında olup icabında yine bir ilim ve kudretle üzerinde devamlı değişiklikler yapılmaktadır. Böylece çevre değişikliklerine karşı uygun vücut değişikliği ile cevap verilebilir. Fakat bu cevaplar genetik programın baştan belli olan kapasitesine ait “tür” sınırlarım zorlamayan bir biyolojik adaptasyon mekanizmasının çalıştırılması şeklinde olup, katiyen tesadüfi mutasyonlara bırakılamaz.

Böylece aynı türe dâhil canlıların dağda yaşayanı ile ovada yaşayanı, kuzeyde yaşayanla güney enlemlerinde yaşayanlar arasında tür içi varyasyonlar (değişiklikler) görülebilir. Bu husustaki ekolojik tespitlerden kabul edilen Bergman ve Allen (Resim-l) gibi araştırıcıların ortaya koyduğu kaidelere bakıldığında hayvanların boylarındaki büyüme ve küçülmeye ait tipik örnekler gösterilebilir. Ayrıca adalarda yaşayan Dev Kaplumbağaların bugün de mevcudiyeti gigantizm (devlik) hadiselerinin klasik misalleridir. (Resim-2)

Tür içindeki zenginliğin bir ifadesi olan varyasyonlar hiçbir zaman “evrim” fikrini akla getirmemelidir. Çünkü “adaptasyon gücü” türe has bir değerde olup, onun mahiyetini değiştirmez, sadece “hayatta kalmak için mücadele gücünü” değiştirir.

Nitekim hamam böceklerinin DDT’ye karşı kazandıkları muafiyet ve bakterilerin antibiyotiklere gösterdikleri direnç bu adaptasyon gücü ile izah edilir, fakat bakteri yine bakteri, böcek yine böcektir.

Dinazorların yaşadığı çağda yaşamış birçok hayvan, çevre değişikliklerine karşı genetik programlarına Allah (cc.) tarafından işlenmiş “adaptasyon gücü” sayesinde mahiyetlerini değiştirmeden günümüze kadar gelmişlerdir.

Adaptasyon güçleri” zayıf olan dinazorlar ise çevre değişikliklerine (belki bir virüs veya bakteri salgını yahut ormanlar ve atmosferdeki değişik bir hadise) uygun bir biyolojik cevap veremediklerinden nesilleri tükenmiştir. Yoksa genetik programlarında tesadüfî değişiklikler yaparak kertenkeleye dönüşmemişlerdir. Bu zaviyeden bakınca dev ağaçların ve dev dinazorların yaşadığı bir çağda 30 metrelik bir insan neslinin yaşamasına itiraz edilemez. Gitgide küçülmesine de evolüsyon denemez.

Meselenin genetik ilmi açısından izahı ise daha kolaydır: Vücudumuza ait hususiyetleri belirleyen genler son derece kompleks bir işleyiş düzenine sahiptirler. Kader kaleminin harfleri ve kelimeleri şeklinde benzetme yapabileceğimiz birinci grubu “yapıya ait genler” olup vücudun temel yapısını teşkil eden proteinlerin sentez edilmesine ait bilgiyi taşırlar. Bu bilginin ilim sahasından, kudret sahasına çıkmasını temin eden genlere “regülatör gen” (düzenleyici veya kontrol edici gen) denir.

Regülatör genin bütün yapıya ait genleri kontrol etmesi yine kendisi tarafından sentezlenen bir başka protein ile olur (düzenleyici protein). Regülatör genden sentezlenen proteine repressör veya baskılayıcı protein denir. Bu protein, genin operatör bölgesine bağlanarak onu çalışamaz hale getirir. Böylece yapıya ait genler (strükturel genler) aktif halden inaktif hale geçerler. Fakat düzenleyici genler hücre içinden veya dışından gelen sinyallere bağlı olarak fonksiyonlarını kaybedebilirler veya fonksiyonlarını devam ettirebilirler. Diğer deyişle bu uyarıcı moleküller (veya sinyal molekülleri) repressör proteinle temas ettiğinde düzenleyici genin yapıya ait genler üzerine olan engelleyici tesiri ortadan kalkar ve yapıya ait genlerin çalışması sağlanır. Moleküler genetikte operon olarak bilinen bu mekanizmaya göre Hz. Âdem’in (as.) boyunu kontrol eden genler (yani büyüme hormonu ve faktörlerinin sentezini düzenleyici genler) bizdeki genlere nazaran çok daha az aktif olup büyüme hormonunun sentezini daha uzun süreli devam ettirebiliyorlardı. Diğer deyişle büyüme hormonu genleri, Allah’tan (c.c.) aldığı ve çevre şartlarına da uygun program gereği, tam randımanla çalışıyordu ve Âdem’in (as,) boyu da 60 zira kadardı. Ancak daha sonraları, belki çevre şartları sebebiyle belki hücredeki başka bir mekanizmayla da (yine Allah’ın (c.c.) ilim ve kudretiyle) düzenleyici genler daha çok aktif hale geçip büyüme hormonu genlerinin ve faktörlerinin operatör bölgesini kapatarak boyun uzamasını sağlayan yapıya ait genlerin aktivasyonunu nisbeten azalmıştır.

Fakat bu demek değildir ki devamlı böyle sürecek. İleride çevre şartları ve ekolojik denge tekrar gerekli kılarsa, büyüme hormonu ve faktörlerinin sentezini ve sentezlenmemesini (veya aktivasyonunu inaktivasyonunu) düzenleyen bu mekanizma, sentez ve aktivasyon lehinde daha çok çalışabilir, neticede insanlar daha uzun boylu iri ve cüsseli hale gelebilirler. Yani ilerde insanlar tekrar ilk yaratılışlarındaki boylarına dönebileceklerdir. (belki de Cennette). Nitekim Cennette insanın boyunun 60 zira olacağına dair “Cennete giren her kimse Âdem’ in (as) suretinde ve uzunluğu altmış zira boyunda olacaktır.” hadis-i şerifi de bu noktaya işaret etmiş olabilir.

Bütün bu izahların ötesinde bizim hiç bilemediğimiz ve tahmin dahi edemeyeceğimiz ekolojik ve genetik hadiseler neticesinde insanoğlunun boyunda değişiklikler meydana gelmiş olabilir veya başta zikrettiğimiz gibi bu konuyla ilgili hadisleri tam olarak anlayamadığımızdan, bize düşen, Kur’an’ın ışık tayfları altında bütün ihtimalleri nazara vererek doğrusunu Allah (c.c.) bilir demektir.

Doç. Dr. Arif SARSILMAZ- Metin BEDİR

KAYNAKLAR

1- Buhari, Enbiya 2; İs’tizan; Müslim, Cenne; 28; el-Ayni, Umdetü’l-Karî, VIII: 208-209; İbni Hacer el-AskalAni, Fethü’I-Bari, VI:28

2- Es-Serahsi, Usulu’s-Serahsi, I:321; Prof. Dr. Vehbe Zuhayli, Usulu’s-Serahsi, I:455; Doç. Dr, I. Kafi Dönmez, İslam Hukuku İlminin Esasları, s. 69

3- Kehf (18): 51

4-Müslim, Cenne, 15-16-28