Sızıntı Arşivi

Ocak 2002 · s. 598 · 6 dakikalık okuma

Yarınki Tasavvufun Rehberi: Kalbin Zümrüt Tepeleri

Ali Ünal · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE


Fethullah Gülen'in nefis terbiyeciliği, en anlamlı ve kapsamlı biçimde, yıllardır Sızıntı dergisinde yazdığı ve şu anda iki cilt halinde toplanıp yayınlanmış bulunan Kalbin Zümrüt Tepeleri'nde görülebilir. Hocaefendi, bu yazı dizisinde Tasavvufu, daha doğru bir ifadeyle, İslam'ın manevi, ruhi, yani asli cephesini kavramlar çerçevesinde anlatmaktadır. Makaleleri takip edenler hemen görecektir ki, bu anlatım veya konuyu işleyiş tarzı, yine kavramlar üzerinde duran Ebu'l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyri'nin er-Risale'de, Ali ibn Osman el-Hucviri'nin, 'Hakikat Bilgisi' olarak Türkçe'ye tercüme edilen Keşfü'l-Mahcub'da ve İbn Kayyim el-Cevziye'nin Medaricü's-Salikin'de takip ettiği metotdan önemli ölçüde farklıdır.
Fethullah Gülen, kalbi; şuur, idrak, hissetme, ak-letme ve irade gücünün merkezi, insanın asıl hakikati, Allah'a muhatap olan, mesuliyet yüklenen, ceza gören, mükafat alan, hidayetle kanatlanan, dalalete yuvarlanan, aziz kabul edilen, hor görülen ve İlahi marifetin aynası olarak ele alır. Ona göre kalb, ruhun gözü; basiret, kendi dünyasına göre kalbin nazarı; akıl ruhu; irade de iç dinamiğidir. İman, Allah marifeti, Allah sevgisi ve bunun hasıl ettiği ruhani zevk, kalbin varlık sebebi ve hedefidir.
Kalb, Allah'ın baktığı ve insanı ona göre değerlendirdiği merkezdir. Allah, insana onun kalbiyle bakar ve insanla muamelesi kalbe göre cereyan eder. Çünkü kalb, akıl, marifet, ilim, niyet, iman, hikmet ve kur-bet (Allah'a yakınlık) gibi insan için en hayati unsurların kalesi mesabesindedir. Kalb ayakta ve diri ise, bunlar da ayakta ve diri; kalb sarsık veya yıkılmışsa, bu fakülteler de sarsık ve yıkık demektir. Nasıl bedenin canlılığı ve hayatiyetini sürdürmesi, göğsün sol tarafında yer alan çam kozalağı şeklindeki ve adına 'kalb' dediğimiz organa bağlı ise, insanın asıl varlığının, manevi hayatının niteliği de, o biyolojik kalbin melekuti karşılığı olan kalbe bağlıdır ve bu iki kalb, birbiriyle münasebeti açısından bir gerçeğin iki yüzünü temsil eder.
Kalbin çok önemli bir diğer yanı da, ondaki istinat (dayanak) ve istimdat (yardım-medet isteme) noktaları veya duyuları ile sürekli Cenab-ı Allah'ı göstermesi, varlık kitabıyla ayrıntılı olarak anlatılanları, en hayati ihtiyaçlar ve ihtiyaçların karşılanması diliyle insan gönlüne sürekli hatırlatmasıdır ki, hadis diye rivayet edilen bir sözde bu husus nazara verilmektedir. İbrahim Hakkı, bunu bir beyitle şöyle ifade eder:
Sığmam dedi Hak arz u semaya; Kenzen bilindi dil madeninden.
İman, kalbin canı; ibadet, onun damarlarında akıp duran kanı; tefekkür, murakabe, muhasebe, onun varlığının devamının esaslarıdır. İmansız birinde kalb ölü ve ötelere karşı bütün bütün kapalı, ibadetsiz ve günahkar birinde ölüm ağında ve onulmaz hastalıklarla sürüm sürüm; tefekkürsüz, murakabesiz ve mu-hasebesiz birinde ise her türlü tehlikeye açık ve emniyetsizdir (Kalbin Zümrüt Tepeleri l, 44-50). İşte, Kalbin Zümrüt Tepelen, kalbin hayatı ve hayatiyeti için gerekli bütün unsurları, onun hayatiyetinin göstergelerini, bu hayatiyetle kazanılan hal, makam ve faziletleri, bir başka ifadeyle, İslam'ın manevi-ruhi hayatını kavramlar çerçevesinde anlatan bir çalışmadır. Şu kadar ki o, Tasavvufu kavramlar çerçevesinde mücerret bir ilim olarak değil, bir hal, tecrübe ve yaşanan bir hayat olan İslam'ın ruhi-manevi yanı veya manevi hayat olarak anlatan bir çalışmadır.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir açıdan bir çerçeve çizmekte, bir diğer zaviyeden ise, bütün çerçeveleri kaldırmaktadır. Manevi-ruhi hayat daha çok batın boyutlu olduğu ve bu boyutta yol almak hem zor, hemde son derece riskli olduğu için, onun mutlak bir çerçeve içine alınması gerekmektedir. Söz/er'de (s: 442), "Gördüm ki, (Tasavvuf yolunda) sapan bütün fırkaları imamları saptırmış. Batına girmişler, bir müddet yol almışlar; Sünnet'e uymayarak, elde ettikleriyle sona ulaştık zannedip, dönmüşler, sapmışlar ve saptırmışlar" tesbiti yer alır. Batın veya mana yolu, bu şekilde sapmaya, yanılmaya çok açık olduğu veya bu yolun pek çok hususiyetleri bulunduğu için, onu çevreleyen, projektörlerle aydınlatan ve o yolda sapmaları önleyen, İslam fıkhının kaideleridir. Tarihte bu kaideler bazen tam bilinemediği, bazen belli mülahazalarla nazardan uzak tutulduğu, bazen de ihmal edildiği i-çin, Tasavvuf yolunda pek çok sapık batıni mezhepler ortaya çıkmış, bazen de çeşitli tesirlerle sapan meslek veya mezhepler, kendilerine güya dayanak olarak bu yolu seçmişlerdir. İşte, Kalbin Zümrüt Tepeleri, manevi-ruhi hayatın, herhangi bir sapmaya meydan vermeden İslami kaideler üzerinde yürüyebilmesi için, bu hayatın veya maneviyat yolunun sınırlarını çizmekte, aynı zamanda, bu yolun her menziline yerleştirdiği projektörlerle, onu tamamen aydınlık bir yol haline getirmektedir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir yandan bu şekilde bir çerçeve veya sınır çizerken, bir diğer yandan da, yukarıda ifade edildiği gibi, sınır veya çerçeveleri kaldırmaktadır. Batın yolu, adeta sınırsız bir yol; menzili çok, yaratılmışların en büyüğü Hz. Muhammed (sas)'den en ami mü'mine kadar, inanmış insanlar sayısınca mertebeleri bulunan bir yoldur. Ayrıca bu yol, bir açıdan herkese açık olduğu gibi, bir açıdan sadece üzerinde az sayıda insanın yürüdüğü çok hususi şeritlere de sahiptir. Mesela, Muhyiddin ibn Arabi ekolü veya Vahdet-i Vücud mesleğini bu şeritlerin en ö-nemlilerinden biri olarak görebiliriz. Bu yolda, ancak onda yürüyebilenlerin görüp anlayabileceği çok daha başka hususiyetler de vardır ki, mesela Hallac'da, Sühreverdi Maktul'de ve benzerlerinde görülen bu hususiyetler, zahiren o yolun sınırlarına çarptığı için, bu iki zatın canını almıştır. Oysa Kalbin Zümrüt Tepeleri, bütün bu hususiyetleri, hem bu yolun veya ruhi-manevi hayatın sonsuzca enginliği, adeta sınırsızlığı içinde, hem de onun sınırları mesabesindeki fıkhi ölçüler içinde ele alabilmektedir. O, bu yönüyle de ü-zerinde ciddi olarak durulması gereken bir özellik ar-zetmektedir.
Kalbin Zümrüt Tepeleri, Ehadiyet, Vahidiyet, Evvel-ahir-Zahir-Batın gibi kavramlar veya marifet lambalarıyla Cenab-ı Hakk'ı tanıtmakta ve bir marifet peteği sunmaktadır. Bu husus, onda Kelam, Tasavvuf ve - felsefe diyemeyeceğimiz - Hikmet ilimlerinin a-deta bir Marifet ilmi şeklinde bir bütün halinde ortaya çıkmasını sağlamakta, bunun yanısıra o, İslam Tasav-vufu'nda Muhyiddin ibn Arabi ve benzerlerinde, daha çok sırlı ve anlaşılması zor ifadeler ve sembollerle arz-ı endam eden Yaratıcı-yaratılmış münasebeti ve bütün keyfiyetiyle tecelli-i İlahi haritası takdim etmektedir. Ayrıca, gerek bu kavramlar, gerekse Ulvi alemler gibi daha başka kavramlarla, kainatın fiziğe ve astrofiziğe de ışık tutabilecek metafizik haritasını çıkarmakta ve bir ontoloji sunmaktadır. Kalbin Zümrüt Tepeleri, bu kavramların yanısıra, Nüceba, Nükeba, Ev-tad, Kutup, Kutbu'l-Aktab, Gavs gibi kavramlarla, bilhassa kevni planda Allah-insan münasebetini en derin ve hususi boyutlarıyla ele almakta, İslam Tasavvu-fu'nda Abdülkerim el-Cili gibi, yine, batın yolunun hususi temsilcilerinin üzerinde durduğu İnsan-ı Kamil kavramıyla, bir yandan insanı 'ahsen-i takvim' ve 'yerin veya yeryüzünde Allah'ın halifesi' kimliğiyle tanıtır ve Allah-insan münasebetini en hassas noktasıyla tasvir ederken, bir yandan da, Tasavvuf Şiiliği'ndeki imam anlayışıyla, Sünni tasavvuftaki kutbül-aktab veya gavs arasında önemli herhangi bir farkın olmadığını tebarüz ettirerek, tarihte var olmuş mühim bir uçurumu kapama istidadı ortaya koymaktadır. Bu yanıyla da o, tarihte fıkıh ulemasından bazılarının kabul edemediği çok önemli ve hususi bir batın gerçeğini fıkhi çerçeve içine alabilmektedir.
Kalbin Zümrüt Tepelerinin, buraya kadar üzerinde durmaya çalıştığımız özellikleri kadar, belki daha fazla önemli bir diğer yanı, yukarıda kısmen temas e-dildiği üzere, sütün içindeki kaymak gibi, İslam'ın ö-zünü oluşturan ruhi hayatını, öncelikle Sahabe mesleği içinde, bütünün yaşanır, duyulur, tecrübe edilir özü, sonra da, tarihte aldığı şekliyle çok elzem bir disiplin olarak takdim etmesidir. Kalbin Zümrüt Tepeleri, büyük ihtimal, dinle birlikte, her an onunla çatışmaya girebilecek mahiyetteki ilmin, tekniğin, sözün ve refahın hakim olacağı geleceğin dünyasına, hem bütün boyutlarıyla Tasavvufu, hem de İslam'ın bütünlüğü içinde onun ruhi-manevi hayatını bir vedia, üzerine yürünecek sağlam ve kaymalara karşı korunmuş bir yol olarak bırakmaktadır.