Şubat 1998 · s. 10 · 4 dakikalık okuma
Yaratılışa Mühendislik Perspektifinden Bakış
M. Sami Polatöz · Doç.Dr. · Biyomühendislik

Mühendisler, son yıllarda hayatımızı kolaylaştıran birçok önemli icadın sahibidirler. Uçak, televizyon, otomobil gibi teknolojik harikaların avantajlarını kimse inkar edemez. Bu ürünler, tasarım merhalesinde uzun hesaplamaları, deneysel ve nümerik simulasyonları. imalat merhalesinde ise, yüksek hassasiyete sahip teknikleri gerektirir. Mühendisler, malzeme seçiminden imal edilen parçaların montajına ve kalite kontrolüne kadar her safhada görev alırlar.
Basit bir kalem de olsa, buzdolabı gibi kompleks bir cihaz da olsa, her teknolojik ürün iki ana merhaleden geçmek zorundadır. Birincisi tasarım, ikincisi ise imalat merhalesidin Tasanm merhalesinde yapılacak şey, ürünün fonksiyonuna en uygun malzemenin seçilmesi, her bir parçanın ayrı ayrı boyutlandınlması ve bütün ünitenin (sistemin) parçalarının birleşmesi ile tasanrımın yapılmasıdır. Bu merhalede, sistemin ve onu oluşturan her bir parçanın kendisine verilecek görevi arızasız yapıp yapamayacağını anlamak için. yoğun hesaplamalar, deney veya nümerik simulasyonlar kaçınılmazdır. Başarılı bir tasarım merhalesinden sonra, imalat gelmektedir. Kaliteli ürünler üretebilmek için. imalat merhalesinde çok gelişmiş makineler ve ileri teknikler gerekmektedir.
Tabiatı
incelediğimizde de, bitkiler, hayvanlar ve insanlar gibi çok çeşitli
mühendislik bankası ürünler ile karşılaşırız. Akla gelebilecek ilk soru, bu
ürünlerin, bizim ürettiklerimizden daha mı üstün, yoksa daha mı aşağı
olduğudur. Basit bir akıl yürütmeyle bu soruyu cevaplayalım: Çok beğendiğimiz
teknoloji bankaları, aslinda insan zekasının bir sonucudur. Ancak insanın
kendisi, tabiattaki mühendislik ürünlerinden biridir. Bu durumda tabiattaki
mühendislik ürünleri insanın ürettiklerinden çok üstün olmalıdır. Mikro ve
makro ölçeklerde hangi canlıya baksak, istisnasız şu sonuçlara varabiliriz:
Tabiattaki ‘mühendislik ürünleri’, etraflarına en iyi uyumu sağlayacak şekilde
özel olarak tasarlanmış gibidirler. Hayatlarını devam ettirebilmek için gerekli
en hassas ve uygun organlarla ve savunma mekanizmalan ile donanimışlardır. Bu
tasarımlar o kadar mükemmeldir ki, bizim mühendislik bilgilerimizle bu
organizmalara yakın tasarımlar yapmamız bile mümkün değildir. Ayrıca
belirtmemiz gerekir ki, bahsettiğimiz tabiattaki bu ürünler, canlıdır ve
canlılık kavramı teknoloji ve bilimdeki bunca ilerlemeye rağmen hala tam olarak
anlaşılabilmiş değildir.
Yukarıdaki
delilleri destekleyen örnekler sayısız olup, bu örnekler bilimin hemen hemen
her dalını kapsamaktadır. Örnek olması yönü ile birkaçına değinelim: Balıklar
suda yüzerken, statik ve dinamik olmak üzere iki ayrı basınç bileşenine maruz
kalırlar. Statik basınç, balığın üzerindeki suyun ağırlığı ile direkt irtibatlı
olup, balık sabit derinlikte yüzerken değişim göstermez. Dinamik basınçta ise
durum böyle değildir. Balığın etrafından geçen suyun hızı ile dinamik basınç
vücudun bazı yerlerinde artarken, bazı yerlerinde azalır. Araştırmacılar,
balığın gözünün, vücut üzerinde dinamik basıncın her zaman sıfır olduğu noktaya
yerleştirildiğini tespit ettiler. Bu sebeple balık değişik hızlarda yüzerken.
görme bozuklukları meydana gelmez. Balığın kalbi ise, dinamik basıncın en
negatif olduğu yere yerleştirilmiştir. Böylece yüksek hızlarda kalbin çalışması
daha kolay olmaktadır, Balığın ağzı ise, vücudun en önünde olup, burada dinamik
basınç en yüksek değerdedir. Bu yüksek basınç sayesinde, balık hızla yüzerken
su vasıtası ile oksijen alımı kolaylaşmaktadır.
Şimdi başka bir örneğe bakalım. Evrimcilerin ilkel canlı sınıfına koydukları ahtapot, insanların formüle etmesinden milyonlarca yıl önceden beri momentumun korunması prensibine göre hareket etmektedir. Ahtapot, kafasının arkasındaki yarıktan suyu almakta ve ince bir borudan bu suyu püskürterek, püskürtme istikametinin tersi yöne doğru hareket edebilmektedir. Bu prensip, asrımızda ancak jet motorları ile başarılı bir şekilde uygulamaya konulabilmiştir. Fizik kurallan ve bu kurallara harika uyum gösteren tasarımlar ancak üstün bir mühendislik eseri olabilirler.
Yine
diğer bir örnek, rahimdeki embriyondur. İmalat teknolojisi ve mühendislik
açısından embriyonun gelişmesi tek bir kelime ile izah edilebilir; mucize.
İnsan kaynaklı mühendislikte ürünü oluşturan her bir parça boyut olarak önceden
belirlenir ve ayrı ayn boyutlara göre imal edilir. İmal edilen bu parçalar
monte edilerek ürünü oluştururlar. Bu tip bir imalatı statik imalat
(mühendislikte yeni bir terrninoloji) olarak adlandıralım.Çünkü ne montaj
merhalesinde, ne de daha sonra parçalann boyutu değişmemektedir. Embriyonda
ise; organların boyutları sürekli değişirken, bu değişen şartlar altında montaj
meydana gelmekte, dışarıdan herhangi bir müdahale olmadan içeride yeni organlar
oluşmaktadır zamanla büyü hiç
bozulmamaktadır. Dinamik imalat olarak adlandırılabilecek bu sistem, insanlığın
erişebileceğinden çok ileri bir tekniktir. Çalışmakta iken kendini oluşturan,
parçalarında boyut değişmesi olan ve parçalarındaki boyut değişmelerinin
çalışmasına menfi etkisi olmayan bir motor, olsa olsa bir hayal olabilir.
Normal imalatta, bir parçanın boyutu, kendisinden imal edilmiş ham malzemeden
daha küçüktür ve bir miktar malzeme israf edilir. Bazı durumlarda, istenen
boyutu elde etmek için kalıplar kullanılır. Embriyonun yaratılışında ise,
hiçbir kalıp kullanılmadığı gibi, israf edilen hiçbir malzeme de yoktun Bu yönü
ile bu tarz bir imalat, bizim ulaşamayacağımız bir üst noktadır. Bu örnekte
hadiseye global imalat yönü ile baktık. Mikro seviyede neler olduğuna,
hücrelerde ne gibi hadiselerin cereyan ettiğine hiç değinmedik. Böyle global
bir bakış bile, yaratılışın ne kadar hârika olduğunu gösterrneye yeterlidir.
Mukavemetten de bir örnek verelim. Kuşlar uçabilmek için optimum bir dayanıklılık ve ağırlık oranına sahip olmalıdır. Kuşlann kemikleri kabaca, bir boru şeklinde düşünülebilir. Hesaplamalar göstermiştir ki, kemik dış yarıçapının iç yarıçapına oranı, minimum ağırlık ve maksimum dayanıklılığı sağlayacak şekilde seçilmiştir.
Türbülanslı akım, uçaklar için büyük tehlikedir. Aynı zamanda sürüklenme kuvvetlerini de artırdığı için, istenmeyen bir durumdur. Ancak uçan birçok böcek türü türbülanslı akım kullanmakta ve işin ilginç yanı ise, bu sayede sürüklenme kuvvetlerini azaltabilmektedirler. Tavana ters iniş yapan (konan), aniden kalkan ve çok ani ivmelerle yön değiştirebilen bir uçuş stili (sinekler- de olduğu gibi), şu anda bizim için bir hayalden ibarettir.
Bu makalede kâinatın, galaksilerin, güneş sisteminin yaratılışı gibi makro yaratılış veya hücre, molekül, atom gibi mikro yaratılış ele alınmamıştır, çünkü bu konular fizik, astronomi, biyoloji gibi temel bilimlerin sahasına girmektedir. Yaratılışın kısmen dahi anlaşılabilmesi, bütün bu bilimlerin yanı sıra mühendislik ve tasarımın bilinmesine bağlıdır.
Dünyanın ve kâinatın Yaratıcısı, insan zihninin hayal edebileceği bütün yaratıcılık mertebelerinin nihayetsiz derecede üstündedir.