Sızıntı Arşivi

Aralık 1986 · s. 434 · 5 dakikalık okuma

Yararlı Ruhlar Veya Vicdan Topluluğu

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

İnsanoğlu varedilip bu aleme gönderilirken, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı ve zararlının nüvelerini de beraberinde getirmiş ve bunlardan bir bölümüne mahiyetinde çimlenip gelişme hakkını vermiştir. O günden bu güne de insan mahiyetinde, geceler gündüzlerle içiçe; kömür elmasla yanyana; aydınlık karanlığın arkasında; km ve nefret sevgiyle yakapaça; hürriyet esarete karşı bitmeyen bir kavga içinde; şekilcilik ihlas ve aşka pusular kurmakda; hakikat batılla hesaplaşıp durmaktadır. Dünya durduğu sürece de hem bu zıdlıkların çarpışması hem de onları temsil edenlerin hesaplaşması devam edip gideceğe benzer.

Evet bir tarafta, egonun karanlık labirentlerinde yol bilmez, iz bilmez şaşkın ruhlar; diğer yanda, her an sonsuzla yüzyüze ve bitmeyen bir yolculuğa karar vermiş, daha doğrusu iç dünyasında miraca azmetmiş aydınlık gönüller. Birincilerin kaosla başlayıp kaosla biten kabuslu dünyalarına karşılık, ikincilerin her dakikaları ötelere inancın aydınlık ikliminde ve ucu gelip sinelerine dayanan cennetlerin yalılarında geçmektedir.

Birinciler kötü görme, kötü düşünme ve hayattan zevk alamama ızdırabıyla kolu kanadı kırık esirler halinde kıvrım kıvrım kıvranmalarına mukabil, ikinciler güzel görüp güzel düşünmenin pırıl pırıl ikliminde, her an bir başka dünyaya doğru seyahat etmekte ve bir başka mutluluğu paylaşmaktadırlar.

Öncekiler, kendi iç dünyalarında karanlık ve karamsar oldukları gibi, cem’iyete yararlı olma liyakatını da kaybetmişlerdir. İçinde yaşadıkları millet ne onlardan ne de onların kabiliyetlerinden asla istifade edemez. Hatta böyleleri, cem’iyete yararlı olmaya zorlansalar bile, ihtimal ki, hep benlikleriyle engellenecek, hep ihtiraslara takılıp kalacak, asla kendilerini aşamayacak ve kendilerinden bekleneni yerine getiremeyeceklerdir.

Böyle muhteris gönüllerde mürüvvet ve insanlık arama beyhüde, sevgi ve anlayışa rastlamak ise tamamen imkansızdır. Bunlar zahiren başkalarını seviyor görünseler de, az bir dikkatle samimi olmadıkları hemen anlaşılacaktır.

Her türlü açıklık ve açık yüreklilikten mahrum bu karanlık ruhları, anlayıp öğrenmek de bir hayli zor hatta bir bakıma imkansız gibidir. İnsanca davrandıkları aynı anda zalim ve mütecaviz, zulüm ve saldırganlıkları içindede fevkalade yumuşakdırlar. Güçlü ve kuvvetli olduklarında alabildiğine gaddar, korktukları veya desteksiz kaldıkları zamanlarda ise şahısların ayaklarını öpecek kadar aşağılık ve miskindirler. En küçük bir çıkar uğruna dünya- ları ateşe vermekten çekinmez, en hasis bir menfaat karşısında binler ve yüzbinlerin hukukunu çiğner geçerler.

Varlıklarını dünyanın direk ve kaidesi sayan bu bencil ruhlar, bütün bir hayat boyu hep ihtirasların mahbesinde yaşar, bir kerecik olsun eşya ve hadiseleri olduğu gibi görmeye muvaffak olamaz veya görmek istemezler. Kör, sağır ve kalpsizdirler; duyup işittikleri bir aldanmışlık, görüp sezdikleri hayal ve rüya, değer hükümleri de sarhoşça hezeyanlardan ibaretdir...

Doğrusu bunlar, özleri itibarıyla fevkalade kabi1iyetsiz ve liyakatsız, içinde yaşadıkları cem’iyet itibariyle de son derece yararsız kimselerdir. Şahsi haz ve zevkleri açısından dünyanın tam göbeğinde ve hayatla içiçedirler ama, başkalarına faydalı olma, cem’iyetin çıkarlarını kollama, ona gelecek zararları göğüsleme ve çevrelerine yararlı olma noktasında onları arasanız dahi bulamazsınız...

İkincilere gelince; bunlar, varlığa ermenin sırrını kavramış, kendi iç dünyalarında fütuhat fütuhat üstüne derinleşmeye azmetmiş, herkesle ve herşeyle bir çeşit sevgi ve duygu birliği kurmaya yönelmiş özünde istidat ve liyakatlı, başkaları içinde hem lüzumlu hem de çok yararlı kimselerdir. Yükselip benliklerinin zirvesine diktikleri irade sancağının gölgesinde, hep fazilet kavgası verir, hep hasbilik ve diğergamlık takip ederler. Düşünce ateşiyle kavrulan ruhları, saflaşan dimağları ,nebiler ışığının birer gölgesi gibi,daha önce onların uğradıkları heryerde meleklerle akrabalığa ulaşır,onlarla bütünleşir ve onların arasında gezerler.

Hak katında saf saf dizilmiş bahtiyar toplulukların merkez noktasının, hem ilerisini hem de gerisini peygamberler tutar. Onların arkasında da bu kutsilerin bayrağı dalgalanır. - O bayrağı dalgalandırana ruhlar feda olsun!- Nebilerin emir ve direktiflerini bunlar temsil ederler. Böylece merkezi tutanlar hayat şiirini besteler; arkadakiler de onu en tatlı melodilerle seslendirmeye çalışırlar. Merkezdekiler, çevrelerine iyinin, güzelin, ma’kulun mesajlarını sunar ve her tarafta hakikatın meş’alesini yakarlar; arkadakiler de bu çerağın pervanesi olur ve sonsuza kadar hep onun etrafında döner dururlar. Merkezdekiler, “sür”u dudağında şaha kalkmış İsrafil gibi çevrelerine ruhu ve diriliş üflerler, arkadakiler de bu ruhu ceset giydirerek onu hayatın her ünitesinde en canlı heykeller halinde temsil etmeye çalışırlar.

Bu kutluların seslerinin ulaşmadığı yerlerde ses adına duyulan şeyler birer hırıltı, söylenen sözler de delilerin hezeyanından farksızdır. Bu yüksek kametleri görme bahtiyarlığına erememiş körler ve onların gönüllere huzur veren soluklarını duymamış sağırlar, bütün bir hayat boyu bülbülün nağmelerini saksağan sesine karıştırır dururlar da bunun farkına bile varamazlar.

Bu kutlular, ta baştan en yüksek hakikat karşısında iki büklüm olup yüz yere sürdüklerinden hep Onu bildi ve Onun eşiğine başkoydular. Onun kapısında eğilenlerin başları ayaklarına selam durur ve onların ayakları hep başlarının ulaştığı noktalarda dolaşır; dolaşır da secdede bir araya gelen ayak-baş halkası, onları miraçla noktalanan arşiye ve ferşiye (1) lerde gezdirir. Hele bir de ilham küheylanları şahlanırsa. bir solukta gökler ötesine ulaşır, cennetlere uğrar, meleklerle atbaşı hale gelir ve O idrak edilmez etrafında hayret ve hayranlıkla uçuşup durmaya başlarlar...

Kimbilir günde kaç defa, güneşi top, bir başka yıldızı da çevkan yaparak gök ehline sihirli oyunlar gösterirler! Kaç defa, niyazla vuslata erer, yar ile hemdem olur, nazla geriye dönerler Kaç defa, aşkın “hayhu” perdeleriyle şahlanır, ruhlarında hakiki varlığa ermenin zevkini duyar ve kendilerinden geçerler!..

Soluklarında “Hak”, düşünceleri hakikat, dillerinde ölümsüzlük muştusu, önlerinde sonsuz saadet... Dünyayı ma’mur etmeyi azmetmişlerdir ama, hayattan km almayı akıllarının köşesinden bile geçirmezler. Alabildiğine hasbi ve yürekdendirler; yapıp çatdıkları şeyler karşılığında herhangi bir mükafat istemedikleri gibi kahramanlıklarının destanlaştırılmasını da arzu etmezler.

Ne acıdır ki, bütün bir ömür boyu hayır ve fazilet adına kadehler gibi dolup boşalan bu yüksek ruhlar, dünden bugüne bir kısım aldanmış kişiler tarafından hep horlanıp hakir görülmüş, hep yaşama hak ve hürriyetinden mahrum edilerek cem’iyet dışı bırakılmaya çalışılmışlardır.

Yar yüreğim yar

Gör ki neler var

Bu halk içinde

Bize güler var

Bu yol uzakdır

Menzili çokdur

Geçidi yokdur

Derin sular var (Yunus)

ruhlar aydın, vicdanlar hür, sineler de imanlı olduktan sonra varsın olsun ne çıkar!