Sızıntı Arşivi

Temmuz 1988 · s. 245 · 2 dakikalık okuma

Yalnızlık Niye?

M. Ali Uğurtan · Edebiyat

Sabahın erken saatlerinde okula gitmek için evinden çıkıp yollara düştü. Henüz güneş, karanlıkların ötesinden, yeni bir günün başlangıcında insanlara yepyeni ümitler getirecek aydınlatıcı tayflarını göndermeye başlamamıştı. Sokakların ıssızlığında kaldırımları adımlarken yıllar öncesi okumak gayesiyle bu şehre gelişini hatırladı. Her geçen yıl, onu bir adım daha mezuniyete getirirken, nüfusu bir kaç milyonu bulan bu büyük şehir onu kopkoyu bir yalnızlığın içine itmişti. Artık O, şu anda nasıl yalnız başına kaldırımları adımlıyorsa binlerce kişinin bulunduğu okulda, sokakta, parkta, otobüste kısacası her yerde aynı yalnızlığın kıskacındaydı.

Bir anda sadece kendisinin bu durumda olduğunu düşündü. Sonrasında okulda aynı sınıfta oldukları halde birbirleriyle bir defa bile konuşmamış olanları, her gün aynı otobüste yanyana yol aldıkları halde birbirlerini tanımayanları, senelerce aynı sokakta, hatta binada oturdukları halde bir kez bile birbirlerini ziyaret etmeyenleri hatırına getirdi.

Daha sonra, gün boyu insanların birbirlerine olan sahte yakınlıklarını, yapmacık gülüşlerini, çıkartı sevgi ve saygı gösterişlerini, “sizi çok iyi anlıyorum“ acınıza veya sevincinize ortak olmak istiyorum’’ gibisinden beylik sözlerini, fakat bütün bunların ardından herkesin, bitmek bilmeyen gecelerde yine yalnız olarak kendi yataklarına çekilişlerini düşündü.

İç âlemin derinliklerinde yaşayan birilerine seslenircesine Paskal’ın

“Yalnız doğar, yalnız yaşar, yalnız ölürüz” sözünü ve şairin:

“Yalnızız, beşikten mezara kadar yalnız.

Ülfet, kara yalnızlık madeninde bir yaldız.” mısralarını mırıldandı.

Bütün bunların ardından bunca yalnızlığa rağmen yakın olabileceği, yalnızlığını giderebilecek birini aradı. Var mıydı acaba böyle biri...

Ana, baba, kardeşler. Yok, yok bunların hiçbiri yalnızlığına çare değildi. “Belki” dedi.

“Ömür boyu beraber olacağımız, sadece birbirimiz için yaşayacağımız bir dost, bir sevgili…”

Fakat bu düşüncesi de ‘Bu dünyada erişmenin ufuk çizgisine varanlardan orada ayrılığı bulurlar.” ifadesinin kelimeleri arasında yokluğa karıştı.

Öyle bir noktaya gelmişti ki, neredeyse yalnızlığının ve karmakarışık düşüncelerinin anaforunda boğulacaktı. Birden yıllar öncesi yitirdiği bir hakikati bulmuş olmanın mutluluğuyla yüzünde bir tebessüm belirdi. Varlığın Yaratıcısı şöyle diyordu.

“Biz insana şah damarından daha yakınız.” Ve şair mısralarında şöyle haykırıyordu.

“İnsan yaklaştıkça yaklaştığından ayrı,

Belli ki yakınımız yoktur Allah’tan gayri.”

“Neye yaklaşsam sonu uzaklık,

Anla ki yok Allah’tan başkasına yakınlık.’’

Okulun merdivenlerini çıkarken yalnız olmadığını düşündü, ve karamsarlık bulutları ümidin aydınlığına yer açtı.

M. Ali Uğurtan