Ocak 1999 · s. 552 · 3 dakikalık okuma
YAKAZA
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Kelime olarak uyanıklık demek olan yakaza; tasavvuf erbabınca, mebde’ itibarıyla Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; bir kısım ilâhî ihsanlara mazhariyet mânâsında müntehâ itibarıyla da değişik makam ve mertebelerin bazı vârîdleri karşısında her zaman fikri, ruhi istikametini koruyup iltibaslara düşmemek ve hep basiret üzere olmak demektir.
Yakazayı; mübtedîler için, zecr ve men’ vukuunda bunlardaki maksad-ı ilâhîyi kavrama, müntehîler için de “kıyam billah” mânâsına gelen “seyr ilallah—seyr billah—seyr fillah” gibi menzillerin hemen bütününde, her zaman Hakk’ın huzuru mülâhâzası içinde bulunup hep temkin u istikameti kollama ya da konumunun gerektirdiği marifet ve şuurla “Ben bir hakir kulum, her nefes muhtaç olduğum Mevlâ’dan nasıl gaflet ederim” diyerek, hep uyanık, hep mahviyet içinde, hep gözü Hakk’ın kapısının aralığında, mevsimi gelince de iltifat göreceği düşüncesiyle sürekli ümitli; herhangi bir itaba uğrayacağı endişesiyle de, kalbi güvercinlerin kalbi gibi tir tir ve her zaman İbrahim Hakkı gibi: “Gafletle uyumak ne revâdır abd-i hakîre / Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde” deyip muttasıl teyakkuzda bulunma olarak yorumlayanlar da olmuştur.
Yakaza ehli,
seyr-i sülûk-i ruhâninin hemen her mertebesinde basiret üzere hareket eder ve
her davranışıyla: “
—De ki: İşte benim yolum budur! Ben basiret
ve idraklerine seslenerek insanları Allah’a çağırıyorum”
hakikatini temsil eder.. duyup işittiği her şeyden kendine göre bir nasihat çıkarır.. gördüğü her nesne ve her hadiseyi farklı bir ibret levhası gibi değerlendirir ve sürekli tezekkür, tefekkür ve tedebbür ufuklarında dolaşır. Sözlerinde hikmet, sükûtunda ibret, tavırlarında da mehâbet vardır., karşılaştığı her çehrede Hakk’ı hatırlar ve ürperir, onun simasının müşâhedesinde de hep Hak hatırlanır.
Bu mânâdaki
yakazaya, basiret üstü istibsar
demek de mümkündür ki, bu aynı zamanda sâlikin “akl-ı meâd” itibarıyla diriliş
ufku sayılır —bazıları bunu kalbin bir buudu olarak da yorumlamışlardır—bu ufku
ihraz etmenin önemli bir vesilesi
hakikatinin tekrarı, diğer bir yolu
da
nurânî cümlesinin
vird-i zeban edilmesidir.
Bu ufku ihraz etmede, “eyyâmullahın marifeti” sözcüğüyle ifade edeceğimiz, Allah’ın geçmişte mutî kullarına iltifat ve teveccühlerinin, nankörlere de itâb ve cezalarının hatırlanmasının da, bir müeyyide olarak tesiri büyük olsa gerek.
Niyet ve nazar sağlamlığı, bakış zaviyesinin sıhhat ve istikameti ve şartlanmışlıktan uzak kalabilme manalarına gelen “ağrazdan selâmet” de bu ufku koruyabilmenin ehemmiyetli kaidelerindendir.
Aklı hevâsına teslim, gözleri “eyyâmullah”a kapalı ve bakışlarında inhiraf bulunanların istibsarı söz konusu olamayacağı gibi, böylelerinin teyakkuzu da bahis mevzuu değildir. Şayet teyakkuz, görme, gözetme; görüldüğünün ve gözetildiğinin farkında olmak ise bu, teyakkuz erbabının sürekli istibsar yolunda bulunmasına ve hayatını da her zaman hukukullahı görüp gözetmeye, ayrıca Hak tarafından da görülüp gözetildiğine bağlamasına vâbestedir. Gözlerini ağyâr rüsûmundan, gönlünü de yabancı hatıralardan sıyânet edemeyen uyanık sayılmaz ve böyle birinin hangi mertebede olursa olsun güvende olduğu söylenemez. Aslında güven, güven telaşı içinde ömürlerini geçirenlere Hakkın hususî bir atıyyesidir; kendini mutlak güvende sayanların emniyeti ise söz konusu değildir. Göz ve gönlün yakazası, Hakk’ın her ân. her halimize nigehbân bulunması şuuruyla, his, idrak, irade ve kalplerimizle O’na tahsis-i nazar ederek ömrümüzü hep O’nun huzurunda bulunma adabıyla sürdürmektir.
Nazmu’l-makâmât Sahibi bu mülâhazayı şöyle resmeder:

—Her zaman Yüceler Yücesi O Zdâ’a tezellül göstererek iki büklüm ol; ol ve fevkalade bir fakr u ibtihalle O’na yönel!. Hem öyle bir yönel ki, bir gün sen o teveccühten vazgeçsen bile, o kat’iyen sarsılmamalı ve yerinde kalakalmalıdır. İşte, hakikat erlerinin kendi aralarında huzur dedikleri de budur.. ve o Yüce Zat’ı zikirden maksat da bu olsa gerek.”
Evet,
dikkatleri belli bir noktaya toplayarak “Hak, benim bütün davranışlarıma
nigehbân bulunuyor” şuuru ve idraki içinde bulunma, “O her zaman beni gördüğüne
göre —bir ölçüde “ihsan” mânâsıyla da irtibatlı görünüyor— ben de her zaman
temkinli ve tetikte olmalıyım” mülâhâzasıyla, avını bekleyen bir avcı gibi, göz
kırpmadan, sürekli O’ndan gelecek vâridâtı bekleme; dahası
hakikatine tam itimatla, O’ndan başkasına
kat’iyen arz-ı hâcette bulunmama; her yerde ve her zaman O’nu arama, O’nu sorma
ve O’na ulaştıracak yolları kollama müteyakkız bir sâlikin her zamanki hâlidir
ve böyle bir hak yolcusu ömür boyu Cenâb-ı Hakk’ın riâyet ve inâyeti
altındadır.
Bu mansıbın en büyük kahramanı Hazreti Sultani’l-müteyakkızîn: “Benim gözlerim uyur kalbim uyumaz” buyurarak böyle bir yakaza-i dâimîye işaret buyururlar. Dünyada bu hakikate kapalı yaşayanlara tembih sadedinde, o nur medresenin en mümtaz talebelerinden biri sayılan Hazreti Ali de: “İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar” sözleriyle yakazanın ayrı bir buuduna dikkatleri çeker.
