Ocak 1999 · s. 555 · 7 dakikalık okuma
Genetik Hastalıklar
Recep Deniz · Biolog · Tıp

Hayatta hiç hasta olmamış insan var mıdır? diye sorulsa herhalde böyle bir insan yoktur deriz. Zira hastalıklar insan hayatının sanki olmazsa olmaz bir şartı gibidir. Bununla beraber genel olarak sıhhatli geçirdiğimiz günler hastalıklarla geçirdiklerimizden çok daha fazladır. Hastalıklarla mücadele ederek hem daha dayanıklı bir bünyeye sahip oluruz, hem de gaflet içinde geçirdiğimiz sıhhatli günlerimizin kıymetini daha iyi anlarız. Hastalıkların büyük çoğunluğu gelip geçici mahiyette ve nispeten hafif olsa da, bazıları daha ağır bir şekilde ve insanı ciddi şekilde yıpratıp uzun süre çektirerek, hayatın lezzetlerini acılaştıracak bir süreç takip edebilir.
Bunlar içinde bazıları vardır ki insan daha dünyaya gelmeden bu hastalıklara programlanmıştır. Bu hususta hiç kimse suçlanamaz. Hiçbir anne baba çocuğunun hasta ve sakat dünyaya gelmesini istemediği halde, genetik programlarındaki ince detayları bilemediklerinden, potansiyel olarak taşıdıkları arızalı genleri yavrularına geçirirler ve onun doğuştan hastalıklı olmasına istemeyerek de olsa sebep olurlar.
DNA,
hücre yapımı için gerekli plân, program veya zaman içinde okunacak bir kader
kitabı niteliğindedir. Bu rehber çok hususi olarak hazırlanmış bir sistem olan
hücre içinde yer alan ve ancak canlı hücre tarafından kullanılabilen eksiksiz
bir bilgi anahtarıdır. DNA, zincirin halkaları şeklinde birimlerin birbirine
eklenmesinden yapılmış ve spiral şeklinde kıvrılmış iki iplikten ibaret dev bir
moleküldür. Bu zincirde dört çeşit halka (nükleotid) vardır. Bunlar; adenilik
asit, guanilik asit, sitidilik asit ve timidilik asittir. Halkaların, kitap
harflerinin düzeni gibi şaşmaz bir sistemi vardır. DNA dilinin dört harfi (A,
G, C, T) vardır. Fakat bunlarla yazılabilecek mesajların sayısı çok fazladır.
DNA’yı bir kitaba benzetebiliriz. Bu kitapta bütün harfler, sözcükler,
deyimler, cümleler manalı bir zincir oluşturacak şekilde birbirine bağlanır.
Organizmanın bütün bölümleri ve fonksiyonları böylece tanımlanır. Her hücre bu
bilgiden kendi görevi ile ilgili kısmı okur. Bu benzetmede bir harfin veya
noktalama işaretinin karşılığı nükleotid,
bir cümlenin karşılığı ise gendir.
Bazen öyle cümleler vardır ki; bir noktalama işaretinin yerinin değişmesi, bir
harfin silinmesi o cümlenin manasını değiştirir. İşte bu mânâ kaymasına
mutasyon denir.
Genlerde meydana gelen mutasyonlardan veya cinsiyet hücrelerinin meydana gelmesi esnasında kromozomların dengesiz dağılımından dolayı genetik hastalıklar meydana gelmektedir.
Teşhis: Yeni doğacak bir çocukta kalıtsal bir hastalığın bulunup bulunmayacağı annesinin ve babasının DNA’ları incelenerek tahmin edilebilmektedir. Eğer bu tahlil yapılmadan çocuğa hamile kalınmışsa doğacak çocukta herhangi bir genetik bozukluğun bulunup bulunmayacağı bazı usullerle tespit edilebilir. Bu teşhis metotlarından biri amniyon sentezi metodudur. Bu metotta, hamileliğin 14. ve 16. haftasında punksiyon iğnesi ile plasentadan bir miktar su alınır. Bu suda (amniyotik sıvıda) fetüsün derisinden, ağzından veya bağırsak epitelinden kopmuş hücreler bulunur. Bu şekilde elde edilen hücrelerin kültürü yapılır. Kromozom analizleri ve biyokimyevi analizler yürütülür. Embriyo suyunun alınması sırasında ceninin zarar görme riski % 1 kadardır. Bu usul ancak doğacak çocukta bir anomali ihtimali varsa uygulanır. Daha az tehlikeli bir metot ise chorion biyopsisidir. Hamileliğin 8-9. haftasında yapılabilir. Doktorlar gelişen plasentadan fetal hücreleri alır. Fetal hücreler ilk metotta olduğu gibi kromozom analizine tabi tutulur. Kromozom analizlerinde RFLP (Restriction Fragment Length Polymasphysm) tekniği müthiş derecede güçlü ve genlerin sebep olduğu birçok esrarlı hastalığın büyük bir doğruluk ve hızla haritalanabilmesi ve önceden haber verilmesi ihtimalini artıran bir tekniktir
Bazı kalıtsal hastalıkların anlaşılmasında RFLP gibi zor teknikler uygulanırken fenilketonuri ve orak hücreli anemi gibi hastalıkların teşhisinde daha basit metotlar uygulanır. Fenilketonurinin teşhisinde guthrie testi uygulanır. Bu hastalıkta fenilalanin hidroksilaz (PAH) enzimi sentezlenmediği için fenilalaninden tirozin aminoasidi sentezlenemez. Vücutta, özellikle beyinde fenilalanin biriktiğinden zekâ geriliği görülür. Bebeğin topuğundan alınacak birkaç damla kan bir filtre kâğıdına damlatılır ve kurutulur. Bu filtre kâğıdının kanlı kısmı kesilerek besi agarına yatırılır. Daha sonra agara büyümeleri için fenilalanine ihtiyaç duyan bakteri ekilir. Bakteriler belirli bir nispette büyürlerse bebeğin kanında normalden fazla fenilalanin olduğu anlaşılır.
Bu
da çocuğun hasta olduğuna işaret etmektedir. Orak hücreli anemide hastalığa
sebep olan çekinik gen (zayıf veya eksik olan gen) bakımından homozigot (aynı
cinsten iki geni bir arada taşıyan) fertler ağır bir anemiden (kansızlıktan)
dolayı çoğunlukla genç yaşta ölürler. Heterozigot (farklı tipte iki geni
taşıyan) fertler normal fertlerden fenotipik olarak ayrılmazlar. Hücrelerin DNA
analizleri, bu kalıtımın bir çeşit intermediyer (eksik baskın) ve heterozigot
fertlerde hemoglobinin bazılarının normal, bazılarının da orak şeklindeki
hücrelerde olduğunu göstermiştir. Heterozigot fertler yüksek rakımlara
çıkarıldıklarında şoka girerler ve biz de bu denemeden heterozigotları
anlayabiliriz. İki hemoglobin farklı elektrik şarjına sahip olduğundan
elektroforezde de ayrılabilirler.
TEDAVİ
Genetik bir hastalık neticesinde meydana gelen arazların tesirlerini ortadan kaldırmak veya hafifletmek için çeşitli tedavi metotlar uygulanır.
Fizyolojik tedavi: Fenilketonuri hastalığında erken teşhis çok önemlidir. Eğer yeni doğan bebeğin fenilketonuri hastası olduğu biliniyorsa doktor çocuğa içerisinde fenilalanin aminoasidi bulundurmayan besinlerden oluşan bir diyet tavsiye eder. Bu diyette anne sütü bile bulunmaz. Normal şartlarda bir rahmet olan anne sütü genetik programda küçük bir değişiklikle çocuk için zehirden farksız olmaktadır. Ayrıca çocuğun kalori alımına da dikkat edilmelidir. Eğer çocuk yeterli kaloriyi almazsa vücut proteinlerini yıkar. Bu proteinler içerisinde fenilalanin aminoasidi de bulunduğu için çocukta yine zekâ geriliği görülür.
Albinolar güneşten korunmak için güneş gözlükleri ve kimyevi güneş kremleri kullanabilirler. Polydactyı (çok parmaklı) çocukların fazla parmaklan ameliyatla alınabilir.
Protein tedavisi: Bazı genetik hastalıklar hastaya üretemediği protein verilerek tedavi edilebilir. Mesela; hemofili hastalarında bir pıhtılaşma proteininin sentezi (antihemofilik globulin) bir gen mutasyonu tarafından engellenir. Bu kişiye pıhtılaşma faktörü enjekte edilirse bu kişinin kanı normal şekilde pıhtılaşabilir.
Gen tedavisi: Protein terapisi ve fizyolojik terapi uygulamak hastanın semptomlarına yardımcı olabilir. Fakat defektif (bozuk) geni değiştirmez. Gen mühendisleri RFLP gibi tekniklerle bozuk genlerin yerlerini bulmaya çalışıyor. Maksatları bir gün onları normal dizilişli genlerle değiştirmektir. Maalesef dedektif (bozuk) geni normal DNA dizilişi genle değiştirmek çok zordur.
Şimdilik taşıyıcılar tespit edilip evlilik seçimleri ona göre yapılabilir ve bu kişilere genetik danışmanlık sağlanabilir.Genetik hastalıkların tedavi edilmesinde şu andaki tedavi usulleri yetersizdir. Özellikle de gen terapisi yolu ile bu olumsuz durum aşılmaya çalışılmaktadır. Henüz doğmamış bir çocukta tedavisi mümkün olmayan bir genetik hastalık tespit edilmişse durum ne olacaktır? Kromozom analizleri sonucu bulgular olumsuz çıksa da ana ve baba çocuğa sahip olmak istiyorsa, bugünkü kanunlar içerisinde o çocuk doğabilir. Fakat testlerde anormal olduğu tespit edilen çocuğun alınması için de, birçok ülkede kanuni izin olmakla beraber bu konuda bir fikir birliğine varılamamıştır. Birçoğu, anormal olsa da hiçbir embriyonun veya ceninin gelişmesini yarıda kesme hakkına sahip olmadığımızı savunurken; bazıları da anormal doğacağı tıbbi ölçüler içinde belli olan, gelecekte hem kendisi, hem çevresi için bir üzüntü kaynağı olacak belki de birkaç senelik bir ömür için büyük harcamalar gerektirecek bir çocuğun yaşatılmasının manasız olduğunu savunmaktadır. Bu çok hassas problemi bilim adamları, psikologlar, hukukçular ve ilâhiyatçıların birlikte tartışması gerekir. Konu hakkında kolayca hüküm vermek mümkün değildir. Zira bilim her geçen gün gelişmekte bir sene önce çaresiz olan bir hastalık ertesi sene çok basit bir usulle tedavi edilebilir hâle gelebilmektedir. Kusurlu bile olsa bir canlıyı bile bile öldürmek ve dünyaya gelişini engellemek, bir kişinin bütün değer hükümlerinden soyutlanmış bir şekilde vereceği çok kolay bir karar değildir.

Gen mühendisliğinde baş döndürücü ilerlemeler kaydedilmekte, çok büyük masraflarla ve deneme kabilinden de olsa, koyun ve buzağı gibi hayvanlar kopya edilebilmektedir. Bütün dünya bilim adamlarının katkısı ile, “İnsan Genleri Projesi” denilen büyük girişimle yedi yıla kadar bütün genlerin haritasının bitirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmaların sonucunda hâlâ tedavi imkânından mahrum, ölümü bekleyen birçok hastanın tedavi edilebileceği ümit edilmektedir. Günümüzde ilaç ve antibiyotik üretecek bütün bitki, mantar ve bakteri türleri hemen hemen tanınmaktadır. Bu sebepten var olan hastalıklar için buradan bir çözüm bulmak zorlaşmıştır. Hadis-i Şeriflerde belirtilen “her hastalığın şifasının bulunacağı” müjdesinin tahakkuku için, hastalıkların genetik kaynağına inerek tedavi metotları önümüzdeki yüzyılda çok daha gelişecektir. Yeni çağ biyolojik dizayn çağı, birçok ilaç da gen projesinin yan ürünleri olacaktır.
Genetik
hastalıklarla mücadele hususunda bugün tatbik edilebilecek en uygun ve ucuz
metotların birincisi evlenecek kişilerin, evlenmeden önce bazı hastalıkları
taşıyıp taşımadıkları hususunda DNA şifrelerine baktırmalarıdır. Yüksek risk
altında olanların evlenmelerinden kaçınmaları tavsiye edilebilir. Buna rağmen
genetik kusurlu bir çocuğa hamile kalındığında ne yapılacağı hususu bugün tıp
ahlakları, ilahiyatçılar, sosyologlar, psikologlar ve pedagoglarca ciddi olarak
tartışılması gereken bir husustur. Aceleden söylenecek herhangi bir iddia hissi
olabilir, belli açılardan doğru gibi görülse bile, belli açılardan insanı
yanıltabilir.
Ancak ilerde, hastalıkla genlerle sağlıklı genleri değiştirmek çok kolay bir hâl alırsa yavaş yavaş, genetik hastalıklar da azalır. Henüz sperm, yumurta veya zigot halinde yapılabilecek küçük bir müdahale ile diğer genleri bozmadan ve fıtrata müdahale etmeden, sadece hastalıklı geni değiştirmek mümkün olursa bu hastalıkların da önüne geçilebilecektir. Ancak yaratılışın ve insanın gerçek mahiyetini anlamayan kötü niyetli kişilerin eline geçen genlerle oynama tekniklerinin, insanlığın başına çok büyük belalar açabileceği de unutulmamalıdır.
Kaynaklar
—John H. Postlethwait Univercity of Oregon, Janet L. Hapson Univercity of California, Nature of Life (1989).
—Robert F. Weaver Univerciıy of Kansas, Philip W. Hedrick Arizona State Univercity, Genetics (1997).
—Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim (1995).
—Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, Genel Biyoloji (1990).
—Mahlon B. Hoazland Tübitak, Hayatın Kökleri.