Temmuz 1983 · s. 32 · 3 dakikalık okuma
Vücudun Teknik Müdafaası

Yaratılan herşey güzeldir. Her varlık ve canlı bir gayeye matuf olarak bu dünyaya gönderilmektedir.
İnsan ve hayvanların bünyelerinde onlarla, beraber yaşıyan binlerce mikroorganizma olduğu halde her zaman hasta olunmamaktadır. Teneffüs ettiğimiz havada ve yediğimiz birçok gıdalarda bulunan mikroorganizmalar ile devamlı temas halinde olmamıza rağmen, nasıl muhafaza ediliyoruz?
Mikropların sayısız faydalı gayeleri vardır. Yaratıcı, kainata koyduğu kanunlar manzumesi içinde, onlara bir hareket ve seyir sahası vermiştir. Şayet insan; etrafın temizliğinden, evinin temizliğine ve vücudunun temizliğine kadar mevcut kanunlara riayet etmeyerek hasta olsa acaba kabahatli kimdir?
Tabiatta, topraktan havaya kadar her yerde çok yaygın bir şekilde bulunan mikroorganizmalardan birçoğu hastalık meydana getirmeyen faydalı canlılardır (nonpatojenik olanlar). Hastalık yapan mikroorganizmalar (patojenik olanlar) ise, ev sahibi canlının direncinin azaldığı vakti bekler. Sağlam bünyede hastalık yapamayan bu mikroplar; her zaman tetikte ve sahibinin gafleti ve suistimali neticesi meydana gelecek zayıf bir anı kollayarak çoğalmaya ve hastalık yapmaya âdeta hazırdırlar. Bu mikroorganizmaların birçoğu normal olarak hepimizin teneffüs, sindirim ve ürogenital sistem mukozalarında bulunmaktadır.
Hastalıklara karşı mücadele edebilmek için en mühim şey, mikropların vücuda giriş mekanizmalarını öğrenerek ona göre tedbir almaktır. Eğer mikropların giriş kapıları, tesir mekanizmaları, gizlenme yerleri ve bünyenin zayıflama sebebleri çok iyi bilinirse, hastalıklarla mücadelede o derecede muvaffak olunur.
Mikropların vücuda giriş kapılarını, sindirim sistemi, teneffüs sistemi, ürogenital sistem, göz konjuktivası ve deri şeklinde sıralayabiliriz. Bir mikrobun hastalık yapabilmesi için yukarıda saydığımız yolların kendisine en uygun olanından içeri girmesi gerekir. Meselâ: Salmonella typhosa sindirim yolu ile alınırsa ürer ve hastalık yapar. Deriden girecek olursa çok nadir olarak hastalık yapabilir. Francisella tularensis derideki yaralardan girerse lenf düğümlerinde şişkinlikler yaparak hastalığa sebebiyet verir. Bu durumda ölüm nisbeti % 5 kadardır, oysa aynı mikrop, sokucu sinek ve kenelerle dokuların derinliklerine iletilerek kana karışsa ölüm nisbeti % 95'e yükselir.
Clostridium ietani barsaktan geçip organizmada bir hastalık yapmaz. Buna mukabil aynı mikrop derideki yaralara yerleşerek üreyebilir ve tetanoz hastalığı yapar. Clostridium botulinum denen ve bilhassa konservelerde üreyen mikroorganizmalar ise, barsak yoluyla kana karışarak zehirleme yapar. Neisseria gonorrhoeae da sindirim yoluyla katiyen bulaşmadığı halde, çok yaygın zührevî hastalıkların âmilidir.
Peki organizmadaki giriş kapıları bunlara karşı müdafaasız mı? Canlıların vücudunu örten derileri ile iç organların sathını döşeyen mukozalarında çeşitli ifrazların mikroplar üzerinde öldürücü tesirleri bilinmektedir. Bununla birlikte deri yaralanacak olursa, mikropların vücuda girişi kolaylaşabilir. Mukosaların salgıladığı mukus (sümüksü madde) mikropları öldürür, ayrıca lizozim enzimi vasıtasıyla giriş yasaklanır. Göz yaşında bile mikropları öldürücü birçok hususiyetler mevcuttur. Midenin asit ifrazatı da bazı mikropların faaliyetini bozar. Ancak asittik dengesi bozulacak olursa mikropların girişi kolaylaşır.
Hastalığın ortaya çıkması için vücuda giren mikrop miktarının belirli bir seviyeyi aşması gerekir. Zira belirli limitin altında olan az sayıdaki mikroplar vücudun müdafaa mekanizmasındaki hücreler tarafından tesirsiz hale getirilir.
Mikropların hastalık meydana getirme kabiliyeti (virulens) ne kadar yüksekse o kadar fazla hastalık yapabilir. Virulens'i zayıf olan mikroorganizmalar vücuda girse bile hastalık meydana getiremez. Kâinattaki eşsiz nizamın sahibi eğer bütün mikropları aynı derecede virulense sahip olacak şekilde yaratmış olsaydı acaba insanlığın hali nice olurdu hiç düşündünüz mü?..
Hastalığın kendini göstermesinde, ev sahibi veya konakçı dediğimiz canlının organizmasına ait hususiyetler de çok mühimdir. Meselâ, şap hastalığı, çift tırnaklı hayvanlara ait bir hastalık olduğu halde, ruam hastalığı tek tırnaklılara has bir hastalıktır. Şap virusunu atlara aşılasak bile, atta katiyen hastalık meydana getirmez. Bundan başka canlının yaşı ve cinsiyeti ile alâkalı hususiyetler de hastalıkların ortaya çıkmasında tesirli birer unsurdur. Bazı hastalıklar (meselâ, boğmaca, kızıl, kızamık, difteri v.s.) sadece küçük yaşlarda görülmesine rağmen ergin yaşlarda görülmez. Buna bağlı olarak Streptococcuseoui atlardan ziyade taylarda çok hastalık yapar. Satmonella pullonum da tavuklardan çok civcivlerde büyük tahribat yapar. Ayrıca dişilerde meydana gelen meme, rahim ve gebelikle alâkalı hastalıklar erkeklerde yoktur.
İşte burada, bizi düşünmeye sevkeden bir soru aklımıza takılıyor: Bir mikrobun girebilmesi için kendine has bir giriş kapısının bulunması, belli bir sayıya yükselmeden yapamaması, ölçülü bir virulense sahip oluşu, konakçı canlının yapısının, direncinin, yaşının ve çevre şartlarının müsait olması gibi birçok engellerin bulunmasını hazırlayan kimdir? Ve acaba mikroplara bunca zorluk kimin için?
Mehmet Emin Hamdi