Sızıntı Arşivi

Şubat 1996 · s. 12 · 5 dakikalık okuma

Virüslerin Zafere Kavuştukları An: Nezle

Aydın Boz · Tıp

AH DEĞİL OH DEMELI!

Biz insanlar hastalandığımızda, genelikle sabırsızlanır, hastalığın sadece dert ve sıkıntıdan ibaret olduğuna inanır, hikmetlerini düşünmeyi bir an unutuveririz her nedense. Buna karşılık, bazı insanlar da kendisini hastalığın kollarına bırakıverir, çare ve tedaviden uzak, hastalığın zamanla yerini sağlığa bırakmasını bekler.

İLAÇSIZ BİR HAFTADA, İLAÇLI YEDİ GÜNDE

Birçok belirtileriyle gelişini belli eden nezle, vakti saati geldiğinde insanların büyük bir çoğunluğunu etkisi altına alır. Kış mevsimlerinde toplumun yaklaşık %20’sinde aktif olarak görülen nezle, zahiren bakıldığında para ve insan gücü kaybına yol açan bulaşıcı bir hastalıktır. Hiçbir hastalık nezle gibi çok yaygın ve hızlı değildir. Nezleye sebep olan alerjen çeşitleri kişiden kişiye değişir. Polen alerjisi olan bir kişi ilk veya sonbaharda, mantar sporlarına karşı alerjisi olanlar da kışın veya diğer mevsimlerde nezleye yakalanabilir. Ev tozu ve toz akarcıklarına (kene) veya evcil hayvanlara karşı alerjiler, yıl boyunca nezle yapabilir. Buruna ait bazı anatomik bozukluklar da nezleye kapı açar. Hamilelik esnasında özellikle östrojen homonu, bazı durumlarda doğum sonrasında birkaç ay sürebilen nezleye sebep olabilir.

İstatistikler bir insanın, hayatı boyunca yaklaşık yüz defa nezleye yakalandığını gösteriyor. Ninelerimiz, dedelerimiz devrindeki gibi bugün tabii ve tesirli ilaçlar pek kullanılmamakta ve teşvik de görmemektedir. Hal böyleyken doktorlar tarafından verilen ilaçların virüslere karşı etkili olamadıkları gönülmüştür. Uzmanların “Hiç ilaç kullanılmazsa bir haftada, ilaç kullanılırsa yedi günde geçer” sözü de, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Sadece ateş, ağrı, öksürük, aksırık ve burun tıkanıklığı gibi yan etkilerine ilaç verilebilmekte ve istirahat tavsiye edilmektedir.

İŞTE GÖÇMEN VİRÜS AİLESİ

Nezle virüsleri Latince “Piconaviridae” adı verilen virüs ailesi ismi altında tanınıp kabul edilir. Bugüne kadar yaklaşık 200 çeşidi tespit edilmiştir. Çaplan ortalama 20 ila 40 nanometredir (1 nanometre, metrenin milyar- da biridir). Bu virüsler çıplak virüslerdendir, yani etraflarında kılıfları yoktur. Sadece bir RNA (Ribonükleik asit) kütlesinden ibarettir. Kapı tokmakları, telefon ahizeleri ve mendiller en çok sevdiği ve yerleştiği yerlerdir. Bu- ralarda dört saat kadar yaşayabilir.

Virüs, asit ortama karşı aşın hassastır. Sirke ve limon gibi asit ortamlarda yaşayamaz. Softalarımızdan hiç eksik etmediğimiz turşu ve salata, virüslere karşı güçlü bir kalkan olsa gerek. Sıcağa karşı nispeten dayanıklıdırlar. Nezle virüslerinin en çok hoşlandığı sıcaklık derecesi 33°C’dir. Burun, insan vücudunun en soğuk bölgelerinden biri olduğundan, virüsler burada uygun ortamı bulurlar. Burada, günde en az bir saat devam eden akımı ve aksırık nöbetlerine yol açar.

NASIL ÇOĞALIYORLAR?

Virüsler, bakteriler gibi kendi kendine çoğalamazlar. Nezle mikrobu bulaşan insanın burnu, çoğalma olaynın merkezi durumundadır. Mukoza zarı hücrelerine giren virüsler, 10-12 saat içerisinde çoğalabilirler. Amerikalı biyolog Micheal Rossman, 1985’- de nezle virüsünün yapısını inceler ve bilgisayar vasıtasıyla fotoğraflarını çeker. Neticede nezle virüslerinin dış kılıflarında birer yarık olduğunu ve saldırdıkları hücrelere bu taraflarından girdiklerini tespit eder.

Virüsün girdiği mukoza zarı hücresine ait proteinlerin kullanılmasıyla oluşan binlerce virüs askeri, ölmüş hücreyi terk ederek, bir başka mukoza hücresine saldırırlar. 1-4 gün süren kuluçka devresinden sonra aksırık, baş ağrısı, yutkunma güçlüğü, boğaz kuruması, öksürük, göz sulanması gibi çeşitli belirtilerle nezle kendini gösterir.

Her yedi nezleliden birinde hafif ateş görülür. Burun ya kupkuru veya devamlı akıntılıdır. Nezleli insanların aksırık ve öksürükleri ile etrafa saçılan en küçük zerrelerde bile sayısız nezle virüsü bulunur. Nezle olanlarla el sıkma veya sarılma olayı, mikrobun geçmesine imkan veren ve dikkat etmeyi gerektiren önemli bir hadisedir.

TEDAVİ METOTLARINDAN BAŞLIKLAR

Nezle pahalıya mal oluyor. Yapılan araştırmaya göre nezle sebebiyle Almanya’da iş gücünde 1994 yılnda ortalama 30 milyon iş günü kaybı olmuştur. Toplam maliyet ise milyarlarca marktır. Dikkate değer bir husus ise bu mevsimde kağıt mendilin satışında da büyük artış olmasıdır.

Diğer hastalıklarda olduğu gibi nezle de tarih içinde değişik usullerle tedavi edilmeye gayret edilmiştir. Bergamalı Galen nezleye karşı enfiye çekerek burun akmasını, İbn-i Sina aynı gayeyle burnun altına lavanta yağı sürmeyi, Romalı Plinius buruna sıcak yağ damlatmayı tavsiye etmiş, Bizanslı Aetios ise yanlış bir nazarla nezle sebebini bağırsaklarda aramış ve lavmanla bağırsakları temizleme yolunu seçmiştir. Çinliler nezleye akupunktur ve şifalı çaylarla çare ararken, enteresandır ki, İngilizler küflü peynirle, Fransızlar da kokmuş balıkla tedavi etmeye çalışmışlardır.

Bizim toplumumuzda ise en başta istirahat etmek ve vücudu sıcak tutmak olmak üzere bölgelere göre tatbikte az buçuk farklılıkla bulunan muhtelif metotlar uygulanmaktadır. Hangi yere veya bölgeye giderseniz gidiniz, hastalıklara karşı uygulanan tedavi metotlarında ecdadın belirgin izlerini görebilirsiniz. Bu izlerin başında Rahmeti Sonsuz’un sağnak sağnak tabiat sofrasına yağdırdığı binlerce, onbinlerce şifalı bitkiler gelmektedir. Bu nimetlere hor bakmayan ecdadımız bunları sınıf sınıf ayırmaya gayret etmiş, ölüm ve yaşlılık dışındaki bütün hastalıklarda istifade etmişlerdir.

Günümüzde çay, merhem, tütsü, damla gibi usullerin yanı sıra farmakolojide de tablet, şurup, merhem vb. ilaçların terkiplerinde kullanılan bu şifalı bitkiler, bazı çevrelerin ısrarla vurgulamaya devam ettikleri gibi koca- karı ilacı değil, yüzyıllar boyunca her alanda istifade edilen devalardır. Çay veya şerbet şeklinde içilerek, toz şeklinde buna çekilerek, merhem şeklinde başa veya alma sürülerek, ağız ve burun yolundan buğu yapılarak, macun veya helva şeklinde yenilerek, tütsülenerek, gargara yapılarak, özellikle nezlede kısa sürede ve kesin tedavi elde edilebilmektedir. Nezle için belli başlı şifa kaynaklan şunlar: Papatya, adaçayı, ıhlamur, hardal, turunç, portakal, nane, limon, hatmi çiçeği, kuşburnu, gelincik, karabiber, beyaz çöpleme, fındık, elma, çörekotu, tarçın, kereviz, incir, dere otu, kekik, mazı, karabaş otu, zencefil, ceviz, karanfil, kişniş, sinirotu, mercan- köşk, lavanta çiçeği, anason, oğulotu (melisa), ayva, zeytinyağı, süt, bal vs. Nezle virüsleri sıcağı sevmediklerinden, sıcak banyo da çok faydalıdır.

YENİ TEDAVİ USÜLLERi

Son yıllarda nezle tedavisinde kayda değer bir ilerleme görüldü. Köln Sankt-Franziskus Araştırma Hastanesinde bu konuda ABD’dekine benzer bir tıbbi teknik geliştirildi. Yeni geliştirilen ICAM-l adlı, damlayla burundan verilen reseptör ile, burundaki mukoza hücrelerini kuşatma altında tutan nezle virüslerini vurup, bertaraf etme harekatına girişilir. ICAM- 1 molekülleri, nezle virüslerinin yarıklarına girerek, onları mukoza zarı hücrelerinden uzaklaştırmayı başarırsa, kişi enfeksiyondan kurtulmuş olur.

“Bir başka etkili tedavi yöntemi de lazerle nezle virüslerini vurmak tekniğidir” diyor Sankt-Franziskus Araştırma Hastahanesinden Prof. Dr. Hermann Lenz, ve “bundan da %80 dolayında başarı elde ediyoruz” diye ekliyor. Lenz’in sözünü ettiği uygulama alanı özellikle kronik ve alerjik nezledir. Nezle virüslerinin toplandığı bölge önce uyuşturulur, sonra burası burun iç duvarına zarar verilmeden lazer ışınlarıyla yakılır. Kısa süre sonra yeni, ince ve sağlıklı bir mukoza zarı teşekkül eder. Yan tesiri görülmediğini ifade eden Prof. Dr. Lenz, “Nezle hayatımızın bir parçasıdır. Ondan korunmalı ancak korkmamalıyız. Nezlenin, bağışıklık sistemimizi harekete geçirdiğini ve bu açıdan sağlığımızın korunmasında ve devamının sağlanmasında müspet rol oynadığını da kesinlikle unutmayalım” diyerek önemli bir gerçeğe parmak basar.

Hemen bu nezleden kurtulayım telaşıyla günümüzde en ufak burun akıntısında bile bol bol vitamin yerine bol bol antibiyotik kullanmak alışkanlık haline gelmiştir. Ancak, antibiyotiğin yarardan çok zararı, yani yan tesirinin bulunduğu ve virüslere tesir etmediği tespit edilmiştir. Her antibiyotik mikropların her çeşidine etkili olmadığından, gelişi güzel kullanılmamalı, mümkün olduğunca tabiat eczahanesinden faydalanılmalıdır.