Sızıntı Arşivi

Ağustos 1996 · s. 295 · 9 dakikalık okuma

Üniversitelerde Yaşanan Ahlaki Problemler

Selim Aydın · İnceleme

Bilim adamları mesleki değer hükümleri konusunda ve ahlaki problemlere cevap bulmak için, Acadia Enstitüsü (ABD) 1992-1993 yıllarında bir alan çalışması gerçekleştirdiler. ABD’de kimya, inşaat mühendisliği, mikrobiyoloji ve sosyoloji dallarında lisansüstü eğitim veren 99 üniversitenin belirtilen bölümlerinden lisansüstü öğrencileri ve öğretim üyeleri örnek grubunu oluşturdu. Proje kapsamında 2000 lisansüstü öğrenci ve 2000 akademik personele anket uygulandı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından ahlaki problemler üç grup içersinde ankete katılanlara soruldu.

1. Grup: Bilimdeki ahlak dışı davranışlar:

-Araştırma projesi yazarken veya araştırmayı rapor ederken yalan uydurma,

-Veriler üzerinde tahrifat yapma vb.

2. Grup: Doğruluğu şüphe uyandıran araştırma pratikleri:

-Araştırma ve deney kayıtlarını yeterince ayrıntılı tutmama veya kaydetmeme,

-Otorite olmadığı konuda otoriteymiş gibi davranma,

3. Grup: Diğer ahlak dışı davranışlar:

- Hükümetin genel araştırma mevzuatına ait hükümlerine uymama,

- Kendi otoritesini ve yetkilerini kullanarak karşı cinsi (kız veya erkek) şehvani isteklerine veya şahsi duygularına alet etme.

AHLAK DIŞI DAVRANIŞLAR

Öğretim üyelerinin araştırma sonuçları üzerinde tahrifat yaptıkları ve başkalarının çalışmalarını kendilerine mal edip yayınladıkları konusunda hem öğrenci hem de akademik personelin % 6- 9’u, doğrudan bilgi sahibi olduklarını ifade etmişlerdir.

Ankete katılan akademik personelin üçte biri, öğrencilerin başkalarının çalışmalarını alıp yayınladıklarını ve rapor olarak sunduklarını bizzat gözlediklerini belirtmektedir. Veriler üzerinde tahrifat yapma veya başkalarının çalışmalarını çalma olayının sadece bir veya iki kişi tarafından bilindiği ve son derece gizli yapıldığı da ayrıca belirtilmiştir. Rapor edilen çalıntı yayınlar hakkında disiplinler arasında önemli farklılıklar olduğu bulunmuştur.

Ülkemizde ABD’de yapıldığı gibi geniş çaplı araştırmalara dayalı ilmi istatistikler yoktur. Yazı içinde yer yer yapılacak olan karşılaştırmalar daha çok şahsi gözlem ve duyumlara bağlı rivayetler olacaktır. Belli ölçüde bizim üniversitelerimiz için de aynı ahlaki problemlerin geçerli olduğu eskiden beri bilinmektedir. Mesela basına intikal eden ve tekzip görmeyen bir haberde, eski üniversitelerimizin birinin Sosyal Bilimler Enstitüsü ‘nde yapılan tezlerin belirli bir yüzdesinin yabancı tezlerin tercümesi olduğu ve büyük çapta başka tezlerden alıntı içerdiği konusu ele alınmaktaydı. Yine pek çok akademik personelin anlattıklarına göre bazı üniversitelerde yapılan tezlerde ölçümlerin uydurulduğu veya geçersiz metot ve cihazlarla veri üretildiği şahsen rapor edilmektedir. Daha da kötüsü tezlerin bazıları, kalite kontrol testlerinden geçerek değil, şahsi ilişkilerin eleğinden geçerek kabul veya reddedilmektedir. En çarpıcı örnek ise, bir üniversite hastahanesinin biyokimya laboratuarına gece gelen kan ve idrar tahlillerinin yapılmadan hastaya sonuç yazıldığı pek çok gözlemci tarafından doğrulanmıştır. Bu olayların istisna mı yoksa yaygın mı olduğu ise geniş anket çalışmalarıyla doğrulanmayı beklemektedir. Üzücü olan durum, hiçbir kimsenin işten atılınm veya üst otorite tarafından cezalandırılırım korku ve endişesiyle bunu yetkili makamlara şikayet edememesidir.

ŞÜPHE UYANDIRICI ARAŞTIRMA UYGULAMALARI

Ankete konu olan bütün bilim dallarında sorgulanabilir araştırma uygulamalarının çok yaygın olduğu tesbit edildi. Mesela akademik personelin % 43 ‘ü, meslektaşlarının kişisel amaçları için üniversite imkanlarının kötü şekilde kullandıklarını bildiklerini ve hemen hemen Öğretim elemanlarının 1/3 ‘ünün de konunun otoritesi olmadıkları halde araştırma makalelerini değerlendirip imza attıklarını ve yayınlanmasını sağladıklarını bildiklerini söylemişlerdir.

Öğretim üyelerinin % 22’si, meslektaşlarının verilerin hatalı ve yanlış kullanımını göz ardı ettiklerini; %15 ‘i de araştırmacının kendisine ait önceki araştırmalarıyla çelişen verilerini görmezden gelerek yayınlar yaptıklarını belirtmişlerdir.

Fakülteler arasında inşaat mühendisliği bölümü hocalarının, % 61’i, meslektaşlarının üniversite imkanlarını ahlaki kurallara aykırı şekilde kişisel amaçları için kullandıklarını belirtmiştir.

Ülkemizde uzmanlık alanı dışında kalan her konuda beyanat ve hüküm verme, Türk akademisyenleri arasında küçümsenmeyecek bir orandadır.

DİĞER AHLAK DIŞI DAVRANIŞLAR

Ankete katılan Öğrenciler, kişisel- şahsiyet özelliklerine dayalı olarak öğretim üyeleri tarafından ayrıma tabi tutulduklarını ve kendilerine farklı muamele yapıldığını rapor etmişlerdir. Sosyoloji bölümü öğretim üyeleri, meslektaşlarının yüksek oranlarda (% 40) karşı cinsten öğrencilerini şehvetlerini tatmin için, akademik personelin %32’si ise öğrencileri, ırklarına, etnik yapılarına ve cinsiyetlerine dayalı olarak ayırım yapıp farklı muamelede bulunduklarını belirtmişlerdir.

Ülkemizde tam oranı bilinmese de bazı öğretim üyelerinin öğrencileriyle, derslerinden geçmelerine katkıda bulunmak şartıyla, gayri meşru davranışlara girdikleri bilinmektedir. Bir üniversitede saptanan böyle bir yaka, işe karışan kız öğrencilerin namusları lekelenir endişesiyle, basma ve yetkili makamlara iletilememiştir.

GAYRİ AHLAKİ DAVRANIŞLAR KARŞISINDA AKADEMİSYENLERİN

TUTUMLARINI BELİRLEYEN BAZI FAKTÖRLER

“Herhangi bir misilleme veya ispiyonlamaya maruz kalmaksızın, bölümünüzde lisans üstü öğrencileri veya fakülte personelinin şüpheli gayri ahlaki davranışlarını rapor edebilir misiniz?” Anket verilerinin sağlıklı yorumlanabilmesi için yukarıdaki soru, iki noktayı açığa çıkarmak için ankete eklendi.

Birincisi, şüpheli gayri ahlaki davranışları rapor etme durumunda, misillemede bulunulma, kötü adam olma ve ispiyoncu damgası yeme gibi beklentiler, hem öğretim üyeleri hem de öğrenciler arasında yaygın mıydı?

İkincisi, fakülte yönetim kurulu, durumlardan haberdar edildiğinde, öğretim üyeleri ve lisansüstü öğrencilerinin mesleğe yönelik ahlaki değerleri ve davranış desenlerini kazanma yolunda kolektif şuur ve sorumluluk duygusunu, fakültenin ne düzeyde harekete geçirebildiğiydi.

Kurumlarda alt pozisyonlarda bulunan akademisyenlerin büyük bir çoğunluğu ve lisansüstü öğrencilerin büyük bir yüzdesi, gayri ahlaki davranışı rapor ettiklerinde, arkadaşları tarafından kendilerine misillemede bulunulacağını ve akademisyenlerin de üstleri tarafından cezalandırılacaklarına inandıklarını söylemişlerdi.

Öğrencilerin % 53’ü, öğretim elemanlarının %26’sı, cezalandırma beklemeksizin bir akademisyenin gayri ahlaki davranışını rapor edemeyeceğini söylemiştir. Diğer yandan öğretim elemanlarının % 60’ı lisansüstü öğrencilerinin %35’i de meslektaşlarının gayri ahlaki davranışlarını, misillemeye ve ispiyonlanmaya maruz kalmaksızın rapor edeceklerine inandıklarını söylediler.

Yabancı uyruklu öğrencilerin bir personeli veya öğrenciyi rapor ettiklerinde, kendilerine misillemede bulunulma ihtimali, diğer ABD vatandaşı olanlara göre daha yüksekti. Ülkemizde de akademik elemanlar arasında düşünce ve inançlarından dolayı farklı muameleye maruz kalma: belirli imkanlardan mahrum edilme nadir rastlanılan davranış desenleri değildir. Üniversite imkanlarının liyakat esasından daha ziyade şahsi ilişkilere ve belirli inanç ve düşüncelere sahip olup olmamaya göre dağıtıldığı herkes tarafından bilinmektedir. Ancak az sayıda insan bunu rapor edip açıkça söyleyebilmektedir. Akademik elemanların çoğunluğu kendi işini yürütebilmek ve mesleğinde belirli noktalara gelebilmek için “duymadım, görmedim, bilmiyorum” yolunu kendisine prensip edinmiştir. Ayrıca fakülteye yeni giren personel; makamını garantilemiş kıdemli personele nazaran, bir meslektaşının gayri ahlaki davranışını rapor etmede kendisini daha az emniyette hissetmekteydi. Profesörlük ünvanı almış akademisyenlerin % 43’ü; ispiyonlanma endişesi duymaksızın meslektaşları tarafından işlenen gayri ahlaki davranışları kesinlikle rapor edecekleri inancını taşıyorlardı.Halbuki, misilleme beklemeksizin gayri ahlaki davranışları rapor edeceklerini belirten yardımcı doçentlerin yüzdesi, sadece 18 idi. Doçentlerin cevaplan ise, yardımcı doçentlerin cevaplarına daha çok yakındı. Bu iki sonuç, zarara uğrama hissinin, sadece işinde kalabilme hakkı veya imtiyazlarını kaybetme meselesiyle ilgili olmadığını göstermekteydi.

Halbuki genç akademisyenlerin bilimsel araştırmaların doğru ve sağlıklı şekilde belirli standartlarda yürütülmesi konusunda son derece dikkatli olmaları gerektiğini yeterince öğrenmiş olduğu ve hepsinin namuslu, dürüst ve sorumlu birer kişi olarak akademik hayata atıldığı teorikte varsayılır. Fakat pratikte bu genç akademisyenlerin, hem akademik çevredeki bu gayri ahlaki davranışları yapmaya yatkın oldukları görülmüş, hem de bunları rapor etme konusunda isteksiz davranma eğiliminde oldukları tesbit edilmiştir. Allah ve ahiret inancına dayanan vicdan kültürü, genç akademisyenlerin kalp ve kafalarında yer edip, günlük hayatlarının içine taşınmadıkça, mesleki açıdan araştırmaya sevk edici teşvikler sağlanıp, primler izzetli bir hayat sürdürebilme seviyesine yükseltilmedikçe, akademik ortamın kültüründe ve mesleğe yönelik ahlaki standartlarda iyileştirmeler ve müspet yönde değişiklikler yapılmadıkça gayri ahlaki davranışları rapor etmedeki isteklilik ve rapor etme riskini göze alma gücü giderek zayıflamaya yüz tutacak ve bunu önlemek mümkün olmayacaktır.

Ankette öğretim üyelerinin, lisansüstü öğrencilerin ve meslektaşlarının mesleğe yönelik ahlaki davranışlarından sorumlu olduğuna hangi oranda inandıkları ve kendi bölümlerinde fakültenin böyle kolektif bir sorumluluğu bizzat şu anda yerine getirip getirmediği de soruldu. Alınan cevaplar, bölümlerin yazılı tüzüklerinde kabul ettikleri değer yargıları ile bizzat pratikte uyguladıkları değer yargıları arasında önemli farklılıkların olduğunu ortaya çıkardı. Bu durum ülkemizdeki üniversiteler için de araştırılsa, meselenin çok farklı olmadığı görülecektir.

Hemen hemen bütün öğretim elemanlarının büyük bir oranı, meslektaşlarının ahlaki davranışlarından sorumlu olmaları gerektiğine inanmaktadırlar. Gerçekteki uygulamalara gelince sadece öğretim üyelerinin %l3’ü, meslektaşlarının mesleğe yönelik davranışlarından sorumlu olduğunu belirtmiştir.

BÖLÜMLERDEN KAYNAKLANAN FAKTÖRLER

İnşaat mühendisliği ve sosyoloji bölümünde, fakülte personelinin % 40’dan fazlası, lisansüstü öğrencilerinin başkalarının çalışmasını çaldığını rapor etmişlerdir. Yine diğer bilim dallarına kıyasen, inşaat mühendisliğinde fakülte personelinin oldukça büyük bir kısmı, meslektaşlarının başkalarının çalışmalarını kendilerine mal edip yayınladıklarını ve veriler üzerinde tahrifat yaptıklarını belirtmişlerdir.

Fakülte bazında bilim dalları arasında gözlenen farklılıklar, bilimdeki gayri ahlaki davranışların esas olarak üniversitelerde para elde etme veya “yayın yap yoksa meslekten atılırsın” gibi yoğun baskılardan kaynaklandığı fikrini ciddi şekilde sorgular hale getirmektedir. Lisansüstü öğrencilerin yaptıkları ahlak dışı davranışların yüksek oluşu, fakültenin lisans üstü öğrencilerin uygun vasıftaki standartlara ulaşabilmesi için olaya müdahale edip sorumluluk almasının ve ikazda bulunmasının gerekliliğini ve aciliyetini vurgulamaktadır. Türkiye’deki Sağlık, Fen ve Sosyal Bilimler Enstitülerinde yürütülen tezlerin ve araştırmaların kalitesinin ve güvenilirliğinin ne olduğu ise, acilen ilmi anket araştırmalarıyla ortaya konmalıdır.

Bölüm, bir bilim dalının somutlaşmış temel bir ünitesidir ve bölümün iklimi (yani iş çevresinin psikolojik açıdan önemli yönleri) personel aktivitelerini ve tutumlarını etkiler. Mesela son derece rekabetin yoğun olduğu ortamlarda (yani öğrenci ve personelin bölümün kaynak ve imkanlarını kullanma açısından yarıştıkları bölümlerde) öğretim elemanlarının zamanla yarışması ve öğrencilerine dikkat etmemesi söz konusudur. Kendi ilgi alanlarını ve konularını öne çıkaran personelin bulunduğu bölümlerde kaynak ve imkanları kullanma bakımından sürekli bir rekabet ortamı vardır. Bu yüzden öğretim üyeleri, lisansüstü öğrencilere kıyasen önemli oranda daha fazla gayri ahlaki davranışları meslektaşları arasında gözleme şansına sahiptirler. Bu tip bulgular, akademik çevrede gözlenen gayri ahlaki davranışları önleyici tedbirler alırken bölümlerin araştırma ve kişisel ilişkiler ikliminin ve çalışma atmosferinin kalitesinin, özellikle dikkate alınması gerektiğini vurgular.

SONUÇ

Gayri ahlaki davranış ve şüphe uyandırıcı araştırma uygulamalarına ait raporlar birlikte değerlendirildiğinde, öğrencilerin % 44’ünün, öğretim üyelerinin % 50’sinin iki veya daha fazla tipte gayri ahlaki davranışları tecrübe ettiği veya doğrudan gözlemlediği bulunmuştur. Lisansüstü öğrencilerinin ve akademik personelin ahlaki açıdan yanlış veya sorgulanabilir davranış olarak tanımladıkları şeylere kümülatif olarak maruz kalmaları, araştırma laboratuarlarında veya üniversitelerde yapılan ilmi çalışmaların doğruluğu ve dürüstlüğüne karşı kuvvetli bir şüphe doğurmaktadır. Çünkü gayri ahlaki davranışların yaygınlığının, beklenenden daha büyük olduğu ortaya çıkmıştır. Kamuoyuna duyurulan ve işlem yapılan vakalar ise nadir rastlanılan büyük vakalar olup aysbergin görünen kısmını yansıtmaktadır.

Özetlersek, ABD üniversitelerine ait bu bulguların ortaya koyduğu gerçek şudur ki, bilim her şeyden önce, belirli kurallar içinde yürütülen insani bir faaliyettir. Bu faaliyetin gerçek ve doğru olması öncelikle, bilim adamının kendine ve mesleğine karşı namuslu ve dürüst olmasına bağlıdır. ABD gibi ilimde zirveye ulaşmış bir ülkede bu tür ahlaki problemler yaygınsa meselenin özüne inip insanları bu ahlak dışı davranışlara iten faktörler tesbit edilmelidir. Yunus’un dediği gibi, “İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır” vecizesini hayata taşımak gerekmektedir. Ayrıca üniversite bitirmekle, doktor, doçent ve profesör olmakla insanın ahlaklı hale gelemeyeceği idrak edilmelidir. Ahlaklı bir bilim adamı olmak için kalp (vicdan) kültürüyle kafa bilgisini evlendirmek ve bunların sağlıklı sentezini yapmak gerekiyor.

Bu kalp-kafa sentezine ilaveten, bilim adamlığı mesleğini ve saygınlığını ihlal edenlerin, caydırıcı müeyyideler ile cezalandırılması da lazımdır. Ayrıca bilim faaliyetinin ne ölçüde kurallarına uygun olarak gerçekleştirildiği de kontrol edilmelidir. Pek çok insanın inandığı gibi, “Bilimsel olarak ispatlanmış veya doğrulanmış” gibi ifadeler kullanılarak ürünlerin ve düşüncelerin doğruluğu ve geçerliliği artırılamaz. Bir başka ifadeyle üretilen veya aktarılan bilimsel veriler kullanılmadan önce, iç ve dış kontrolleri ve standardizasyonu yapılmış metotlarla elde edilip edilmedikleri kontrol edilmelidir. Nesnel dünyaya ait bilimsel verilerin bu şekilde kalite kontrol testlerinden geçirilmesi ve bu testlerin de test edilmesi, nesnel bilginin doğruluğunun ve geçerliliğinin yegane garantisi olduğu asla unutulmamalıdır. Bu şartlar yerine getirilmedikçe, akademik araştırmalardaki ahlaki problemleri azaltmak mümkün olmayacaktır.