Sızıntı Arşivi

Aralık 1980 · s. 2 · 3 dakikalık okuma

Ümit

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

ÜMİT

Büyük ve ciddi istihaleler arefesinde bulunuyoruz. Toplum sancı sancı üstüne kıvranıp duruyor ve yeni birşeyler doğurma eşiğinde... Yıllar yılı binbir paradoksla kendine has çizgiden uzaklaşmış yığınlar, gelecek hakkında oldukça endişeli ve ümitsiz. Yürekler dermansız; zihinler fakir; ilhamlar sevimsiz...

Ruh dünyası böylesine sarsık ve istikbali içiçe kaos, canı dudağında perişan kitleler, dizlerine derman, yüreklerine fer bekliyorlar. Kendisinden hayat ve saadet umduğu havarisini; iman ve ümit mesajlarıyla karşısında bulması onun için en hayati bir mevzudur.

Ümit herşeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nisbetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şeyler, bazılarınca harika zannedilmektedir. Aslında, ümit, azim ve kararlılık, iman dolu bir kalbe girince, beşeri normaller aşılmış olur. Bu seviyede gönül hayatından mahrum olanlar ise, bunu, fevkaladeden sayarlar.

Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında, ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikten asla söz edilemez.

Fert ümitle varlığa erer; toplum onunla dirilir ve gelişme seyrine girer. Bu itibarla, ümidini yitirmiş bir fert (var) sayılamayacağı gibi, ümitten mahrum bir toplum da felç olmuş demektir.

Ümit insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kâinatlar ötesi (Kudreti Sonsuz)la münasebete geçer ve onunla herşeye yetebilecek bir kamete ulaşır. Bu sayede, zerre güneş; damla derya; parça bütün ve ruh kâinatın bir soluğu haline gelir.

Âdem, semasının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi, “Nefsime zulmettim dedi ve dirildi. Şeytan ise gönlünden akıttığı ümitsizlik kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu.

Her gönül-eri ümitten bir meşale ile yola çıkmış, bununla tufanları göğüslemiş; fırtınalarla pençeleşmiş ve dalgalarla boğuşmuştur. Kimisinde ümit bir (Cudi) (1) tomurcuğu, kimisinde İrem-bağlan ve kimisinde de Medineleşen bir Yesrib (2) haline gelmiştir. Bu vadide her ümit kahramanı aynı zamanda Hak katının azizi, halkın da bayrağı olmuştur. Ümit ve azimle coşan bir Berberi köle, Herkül sütunlarına yeni bir nam getirmiş ve deniz aşırı ülkelerin efsanevi kahramanı sayılmıştır. Ve, yine ümitle yıldırımlaşan genç bir serdar, çağlarla oynamış ve beşer tarihinde pek az insanın elde edebildiği yüceliklere ermiştir.

Bir de, herşeyin bittiği; milletin kaddinin büküldüğü, gururunun kırıldığı devrede, Mehmetçiğin iman ve ümidini dâsitânî bir hüviyet alması görülür ki; ancak ebediyetlerin istiab edebileceği o devre için söylenecek tek şey varsa, o da şudur:

“ Gel seni tarihe gömelim desem, sığmazsın.’ (M.A.)

Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan binden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zarfından ötürü yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel, onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Ya kendilerine ümitle bağlananların ve onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hali, hepten yürekler acısıdır.

Aslında gerçeği bulamamış ve ona dilbeste olamamış kimselerin başka türlü olmaları da mümkün değildir. Makama, mansıba ümit bağlamış, servete, sâmâna gönül vermiş ve gelip geçici, yıkılıp gidici şeylerle avunup durmuş kimselerin er geç hüsrana maruz kalacakları muhakkaktır.

Solmayan renge, sönmeyen ışığa, batmayan güneşe dilbeste olan bir ruhtur ki; gecesi sabah aydınlığında, gündüzü cennet bahçeleri gibi renk renktir. Böylelerinin, karanlık bilmeyen ufuklarında güneşler kol gezer ve değişen mevsimler, farklı manzaraların büyüleyici meşherleri gibi birbirini takip eder durur. Veyahut herbiri bir ulu ağaç gibi, semaya doğru serçekmiş ve kök kök üstüne zeminin derinliklerine inmiştir ki; ne karın, dolunun şiddeti, ne de tipinin boranın yakıp kavuruculuğu onları müteessir etmez. Sonsuza bağlanmış ve ümitle dolu bu gönüller, bahar demez, yaz demez; baran demez, kış demez kucak kucak meyvelerle gelir ve o görkemli kametten bekleneni yerine getirirler.

Bizler topyekün bir millet olarak, dayanıp darılmayan, azmedip yılmayan ve hele ümitsizliğe asla kapılmayan yol göstericilere ihtiyacımız var. Hevesle yola çıkmış olanlar, hevalarına göre aradıklarını bulamayınca, ya ümitsizliğe düşmüş veya Yaradanla cedelleşmeye girişmişlerdir. Ne var ki, feleğin geniş dairedeki çarkı çemberi, hiçbir zaman, yerdeki bu sefihlerin kokmuş felsefelerine ve bozuk hendeselerine göre cereyan etmeyecektir

Binbir ümit tomurcuğunun tebessüm ettiği ve binbir tohumun toprağın altında kara düşecek cemreyi beklediği şu günlerde, ümitten mahrum gönüllere ümit dileklerimizle...

SIZINTI

(1) Cudi: Hz. Nuh, (A.S) ın tufandan sonra gemisi ile sahile çıktığı dağın ismi.

(2) ‘Yesrib: Medine-i Münevverinin Müslümanlıktan evvelki ismi.