Nisan 1989 · s. 14 · 5 dakikalık okuma
Ultraviyole Işınları veya Delinen Ozon

Mehmet Kanar
Sahip olduğu kaynakları sorumsuzca ve kötüye kullanan insanoğlu, kâinattaki mükemmel işleyen dengeyi bozmaktadır. Bunun en küçük misali; spreylerle "Ozon"u delmesi neticesi azalan ozon miktarı bugünkünün %20'si bir hızla devam ederse Önümüzdeki 90 yıl içinde sadece ABD 'de 1 milyon kişinin deri kanserinden ölmesine sebep olabilecektir.
Güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlar (UV) ozon tabakasının incelmesi sonucu 1990'lara doğru (biyologların, etkisini hâlen tam olarak tahmin edememelerine rağmen) Dünya yüzeyine bugünküne göre çok daha fazla ulaşma tehlikesi arzetmektedir. Bilim adamları, Antartika üzerinde Kloroflorokarbon (CFC) parçalanması İle ortaya çıkan ve atmosferde 90 ile 125 yıl gibi uzun bir müddet kalabilen klordan dolayı, ozon tabakasında "delik" diye adlandırdıkları zayıf bir bölge tesbit etmişlerdir. Atmosferdeki ozonun CFC tarafından, geçtiğimiz 10 yıl içinde daha fazla tüketilmesi, Arktik (Kuzey kutbu) üzerindeki ozon tabakasında küçük deliklerin oluşabileceği fikrini hatıra getiriyor.
Gelecek 2 veya 3 yıl içinde, yüklü moleküllerin üst Atmosfer'e ulaşıp, bazı kimyevî reaksiyonlar meydana getireceği ve CFC'nin sebep olduğu ozon tabakasındaki incelmeyi önleyebileceği tahmin edilmektedir. Bilim adamları ayrıca Atmosfer'e nüfuz edici ultraviyole ışınının azalabileceğini fakat, daha sonra ozon yoğunluğunda da hissedilir bir azalmanın olacağını tahmin etmekteler.

Bu tür tahminler Stratosfer'deki ozonun Güneş'ten gelen ultraviyole ışınları (UV) absorbe etmesiyle ilgili iki sebebe bağlıdır. Eğer atmosferde çok daha az ozon olsaydı UV üst Atmosfer'de emilmeden dünya Atmosfer'inin en derinlerine kadar nüfuz edecek, bu da Atmosfer'in sıcaklık dengesini değiştirip alt katmanların sıcak, üst kısımların da soğuk olmasına sebep olacaktı. Böylece Atmosfer'in genel olarak ılımanlaşması anlamına gelen "sera" etkisi daha da artacak, dünya iklimi ve hava şartlarında büyük değişiklikler olacaktı. İkincisi de, ozon tabakasının canlı hücrelerde tahribata sebep olabilecek dalga boyundaki UV ışınları emmesi ve yeryüzündeki hayat üzerinde doğrudan bir tehlike arz etmesidir. Her iki durumda da deri kanserinin insanlar arasında yayılması beklenmektedir.
Güneş'ten gelen ışınların büyük kısmı, elektromanyetik spektrumun görünmez kısmına ait dalga boylarındadır ve sadece %6'sı 400 nanometrenin altındaki UV ışınını oluşturur. Uzun dalga boylu UV'nin nükleik asit ve proteinler üzerinde çok güçlü etkisi olduğundan hayat için tehlike arzeder. Fakat Güneş 290 ila 300 nm* aralığındaki uzun dalga boylu UV ışınlarını, kısa UV ışınlarına nazaran çok az üretir ve ancak çok güçlü güneş ışığı altında yeryüzüne ulaşır. Dolayısıyla sağlık açısından mümkün olduğu kadar güneş altında kalmamaya çalışmak ve vücudu açıkta bırakmamak icabetmektedir. Zira 290-320 nm aralığında olan ışın, en çok güneş yanıklarına ve deri kanserine sebep olanıdır. Bu, ozon tabakasının inceliğinden dolayı yeryüzünü en çok etkileyen ışın demetidir. Ozonun yoğunluğunda çok küçük bir azalma olsa dahi yeryüzüne ulaşabilen aktif UV nisbeti iki katına çıkabilir. Eğer ozonun tükenmesi bu şekilde devam ederse, yeryüzüne ulaşan aktif UV miktarında çok büyük yükselmeler olabilir. Bazı tecrübeler, yüksek dozda UV'nin insanları yaralayabileceğini,fakat şu anda Güneş'ten bize ulaşan miktarın bu dozun çok altında kaldığını göstermiştir.

Hayat için önemli moleküller Güneş ışığı tayfındaki belli dalga boylarını absorbe ettiklerinden, Güneş'ten gelen radyasyonun yegâne tesiri canlı hücreleri tahrip etmek değildir. Güneş'ten gelen UV tayfındaki her dalga boyu canlı ve cansız maddeler üzerinde kendisine has çok değişik tesirler gösterir. Meselâ, görünür dalga boyu aralığında, en yüksek randımanla klorofil sentezi yapmak için bitkiler 440 ila 720 nm aralığındaki güneş enerjisini kullanır. İnsan derisi ise kısa dalga boyu aralığının merkezini teşkil eden 297.3 nm'yi absorbe eder. Bu durumda güneş yanığının sonucu olarak, UV ışın, hücrelerdeki molekülleri tahrip ettiğinde, hücreler güneş enerjisini kullanamaz hale gelirler.
Araştırmacılar UV kaynağı olarak "mercury gaz lambası "nı kullanarak bakteriler, özellikle de "Escherichia coli" diye bilinen bağırsak bakterisi ve doku kültürleri üzerinde biyolojik çalışmalar yapmışlardır. Cerrahi araçları dezenfekte etmede kullanılan bu lamba, atmosfere ulaşan UV ışınları tam olarak taklit edememiş fakat uzun dalga boylu UV'nin biosfere ulaşmasının balıkçılık ve tarım için çok kötü sonuçlar doğuracağını ve deri kanserinin yaygınlaşmasına sebep olacağını gözler önüne sermiştir.
Kara hayvanları, dokulara ulaşan zararlı güneş ışınlarından korunmada önemli mekanizmalara, sahiptir. Karından bacaklıların kabukları, böceklerin kitin kabuğu, tüy ve kıl gibi maddelerden oluşan bu fiziki engellerin yaradılış hikmetlerinden biri de budur. İkincisi ise omurgalıların derilerindeki melanin pigmenti gibi pigmentlerdir. Davranışlar ve tavırlar da diğer bir savunma mekanizmasıdır. Geceleyin gezen ve avlanan solucanlar ve yılanlar gibi birçok küçük canlıda bunun misallerini görmek mümkündür. Yumuşak vücutlu bu hayvanlar, saklanmakla hem parçalanıp yem olmaktan hem de Güneş'in zararlı ışınlarından korunurlar.
Uzun dalga boylu ultraviyole ışınların artması bitkileri daha çok etkiler, çünkü bunlar fotosentez yapabilmek için mutlaka güneş ışığı almak zorundadırlar. Fakat şiddetli radyasyona maruz kaldıklarında daha az veya daha küçük yapraklar meydana getirmektedirler. Tecrübeler, bazı bitkilerin gelen UV ışığı şiddetinde çok az bir artış olması durumunda daha az sayıda, dış çeperi parlak, daha sert ve balmumuyla kaplı yapraklar oluşturduğunu göstermiştir. Diğer bir deyişle mutasyon, burada da görüldüğü gibi canlı için menfi sonuçlar getirmektedir. Fakat yaradılıştan bahşedilmiş bu reaksiyon mekanizması ilmî olarak hâlâ açıklanamamıştır.
Bilinen birçok deri kanseri zararsız, sadece çok azı öldürücüdür. Bununla birlikte, tahminlere göre ozon miktarındaki azalma bugünkünün %20'si bir hızla devam ederse, önümüzdeki 90 yıl içinde sadece ABD'de 1 milyon kişinin deri kanserinden ölmesine sebep olabilecektir.
Eğer ağaçlar, artan UV ışınlarına karşı daha küçük ve az sayıda yaprakla karşılık verirse, UV ışınları ormanın taban örtüsüne de ulaşabilecek ve birçok canlı türü için büyük tehlikeler ortaya çıkabilecektir.
Bu arada farkedilmesi bazen zor olan asit yağmuru, ayrıca dünya sıcaklığının artması ve hava kirliliği gibi menfi çevre şartlan da tahribata sebep olabilir.
Çevre tahribatının çok sayıda ve çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Güneşin zararlı ışınlarına karşı bizleri koruyan ozon tabakasının tahrip edilmemesi için alınabilecek tedbirlerin birincisi CFC üretiminin azaltılması veya tamamen durdurulmasıdır. Dünyadaki bütün enerjilerin asıl kaynağı ve hayatın devamı için elzem olan Güneş, insanoğlunun sahip olduğu kaynakları sorumsuzca ve kötüye kullanmasıyla "belli sınırlar aşıldığı takdirde fayda zıddına dönüşür" sırrı gereğince zararlı da olabilir.
Aslında günümüz İnsanının, hayatın hemen her faaliyet sahasında değişmeyen bu tavrı, yine onun, Kâinata ibret nazarıyla bakamamasının tabiî bir neticesi olarak karşımıza çıkıyor. Spreylerle "Ozon"u delen İnsan bu ticaretin kârlı olmadığını yavaş yavaş anlıyor herhalde.
(*) nm: nanometre: Metrenin milyarda birine karşılık gelen uzunluk.