Temmuz 1991 · s. 255 · 3 dakikalık okuma
Tropikal Çayırlar

Yakılarak yok edilen Amazon Ormanları günümüzde çevre tahribatının ve sera tesirinin bir timsali haline geldi. Fakat en az onlar kadar değer taşıyan tropikal çayırlara hemen hemen hiç kimse sahip çıkmamaktadır.
Birçok çevrecinin, yağmur ormanlarının tahribatından yakınmalarına rağmen, tropikal çayırların maruz kaldığı tehlikelerle ilgilenenler küçük bir azınlıktır. Hâlbuki küçük bir sinek türünün bile abes yaratılmadığı kâinatta, tropikal çayırlar da belli bir vazifeyi ifa etmektedir ve en az yağmur ormanları kadar önemlidir.
Son yıllarda çokça bahsedilen dünyanın ısınması hâdisesinin en önemli âmillerinden biri de atmosferdeki karbondioksit miktarının artmasıdır. Bu sebebten bir ısınma modeli geliştirilirken, karbondioksit gazını üreten ve harcayan belli başlı faktörler hesaba katılmalıdır. Yağmur ormanlarının tahribinin karbondioksit miktarını arttırdığı, okyanustaki planktonların ise karbonu bağlayarak okyanus dibine çökmesini temin ettikleri bilinmektedir. Fakat tropikal çayırların bu nizamdaki rolü şimdiye kadar pek hesaplanmamış ve gözden ırak kalmıştır. Bunun en mühim sebebi uzmanların bu çayırların verimliliğinden haberdar olmamalarıydı (burada kastedilen verimlilik herhangi bir bitkinin güneş enerjisi kullanarak atmosferdeki karbondioksidi özümseyip karbonhidratlara çevirebilme kapasitesidir). Gelecekte atmosferde bulunacak serbest karbondioksit miktarının tahmin edilebilmesi için her bitkinin verimliliği aşağı yukarı bilinmelidir. Yaz mevsiminde sararıp kuruyan çayırlar ilk bakışta yağmur ormanlarının ihtişamlı ağaçları kadar verimli görünmez. Fakat önemli olan bitkinin fotosentez yoluyla ürettiği organik madde miktarıdır. Farklı metodlarla yapılan ölçümler neticesinde bu çayır bitkilerinin özellikle toprak altında kalan kök kısımlarında büyük miktarda organik madde depolandığı ortaya çıkmıştır.
UNEP çalışmalarının Çin'de yapılan kısmında bambuyla kaplı bir saha incelenmiştir. Buradaki çalışmayı yürüten bilim adamları, diğer çayırların neredeyse yansı kadar güneş ışığı almasına rağmen bu yarı tropikal bambuların da en az diğerleri kadar verimli olduğunu tesbit etmiştir.
Brezilya 'daki, Amazon Çalışmaları Milli Enstitüsü, su içinde yetişen otların kuru yerdekilerden beş kat daha fazla verimli olduğunu ve bu miktarlarla en verimli tarım ürünlerine yaklaştığını tespit etmiştir.
Bu neticeler tropikal çayırların, atmosferden, yağmur ormanları kadar kar-bondioksit alıp kullandığını göstermektedir, iklim değişiklikleri üzerinde çalışan ilim adamları da bunu yeni yeni farketmektedir.
Bu değerlendirmelerden başka sonuçlar da çıkarılmaktadır. Meselâ Tayland ve Meksika'daki tecrübelerde hektar başına yıllık 20 (kuru) ton üretim tesbit edilmiştir ki, bu miktar İngiltere’de gübreleme ve zirâî koruma ile yapılan buğday üretiminin iki katından fazladır. Fakat bugün artık, dünya iklimi üzerine birçok faydalı tesiri olan bu tropikal çayırlar tarım alanına çevrilmektedir.
Çayırlar yok edilip bu sahalarda tarım yapılmaya başlandığında, yeni ürünler genellikle daha önceki yabani otlar kadar verimli olmamaktadır. Sulamasız tarımda hektar başına ancak 3–5 ton ürün alınabilmektedir. Aynı zamanda savanların tarım arazisine çevrilmesi, erozyonu arttırarak toprağın verimini düşürmektedir.
Tabiî çayırların yok edilmesi genetik çeşitliliği de ciddî bir şekilde azaltmaktadır. Aslında kuraklığa ve sellere karşı mukavemetli bu bitkilerin genetik materyalinden istifade edilerek daha verimli bitki türleri üretilmesi mümkündür.
Tropikal çayırların en mühim vazifelerinden birisi de toprağın gübrelenmesidir. Otların köklerinde depoladıkları organik maddeler bitki kuruduğunda gübre haline gelir, insanoğlu müdahale etmediği müddetçe de bu vazifelerini kusursuz olarak devam ettirirler.
Fakat insanlar tarım yapmak maksadıyla bu topraklan sürdüğünde, bu maddeler ya nehirlere karışarak veya okside olarak kaybolur. Çayırların yakılması aynı şekilde toprağa zarar verir. Hele bu yakma işlemi her yıl yapılırsa toprakta hiç karbon depolanmadığı için arazi iyice çoraklaşır.
Her sene tabiatı yeniden kaplayan çayırlar ne gübreleme ne de sulama yapılmadığı halde canlılıklarından hiçbir şey kaybetmemekte, tabiatta tesis edilen denge ve ahenk içinde kendine verilen vazifeyi eksiksiz yerine getirmektedir.