Sızıntı Arşivi

Haziran 1996 · s. 194 · 7 dakikalık okuma

Toprak

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Dış yüzü itibariyle ve sathi bir bakışla toprak; yer kabuğunun atmosferle teması sayesinde peşi peşine sırlı şekillenişi, bitki ve hayvanlara var olma ve yaşama ortamı teşkil edecek mahiyetteki kucaklayıcılığı ve sıcaklığı, bir miligramıyla milyarlarca canlıya dayelik yapan zenginliği, bir hektar genişliği ve on santim derinliğindeki bir parçasında tonlarca bakteri barındıran civanmertliği, bakterilerin fıtri vazifelerini rahat görebilmeleri için mini böceklerin ve solucanların sürekli hallaç edip işledikleri, parçalayıp bakterilere sundukları pek çok ilahi tecellinin aynası öyle muhteşem bir tezgah, öylesine sırlı bir kimyahane ve iç içe öylesine baş döndürücü canlı bir biyoloji laboratuarıdır ki, aynadarlığı ve gördüğü hizmetler açısından bütün semalara denk tutulsa değer...

Bu itibarla da denilebilir ki toprak, bütün kainatların ve hususiyle de yerkürenin en değerli unsuru, en sihirli maddesidir.. ve hava-su-ziya bir manada onunla kaimdirler ve onun için vardırlar. Onun bu öneminden ötürüdür ki, bağrında biz ve bizimle alakalı milyonlarca varlığın neş’et edip geliştiği bu mütevazi fakat semaları aşkın unsurun, Kur’an-ı Kerim’de sık sık üzerinde durulur.. adeta bütün göklere denk tutulur.. mebdeimiz olarak tebcil edilir.. ukbaya ulaştıran bir köprü, bir liman, bir rampa olarak da hep dikkatlerimize sunulur.. sunulur ve satır aralarında onunla temsil edilen ilim, hikmet, inayet hatırlatılmak üzere “. . . bundan sonra 0, yeryüzünü yayıp döşedi.. ondan suyunu, otlağını çıkardı. Dağları direkler olarak oturtup (arzı) sağlamlaştırdı” (Naziat, 30-32) buyurulur ve yerküre ile atmosfer arasındaki münasebet arz tabakalarının kendi içinde suları muhafaza edecek mahiyetteki tanzimi, sonra belli bir mizan ve nizamla o suların dışarıya püskürtülmesi, bundan nehirlerin meydana gelmesi, bu nehirlerden de bağ ve bahçelerin sulanması, sonra da bütün bu suların değişik zeminlerde buharlaşarak yeniden emre amade hale gelmesi ihtar edilir ki; Kur’an’da bu çizgide şeref-nüzul olmuş pek çok ayet vardır.

Toprak, muhteva ve zenginlik itibariyle özel ihtimama mazhariyeti ve hayatla şenlendirilmesi, hususiyle beşeri hayatla değerler üstü değerlere ulaştırılması yer-küre ile ilgili hadiselerin, hafta kainatla alakalı vak’aların en önemlilerinden biri sayılır. Günümüzde bu hususiyetler ve bu hususiyetlerin ihtiva ettiği hikmetli nizam, inayetli denge tam anlaşılamamış olsa da, Allah ezeli fermanında bu hususiyetleri değişik buutlarıyla sürekli vurgular, bize ve diğer şuurlu canlılara engin ihsanlarını hatırlatır; düşünce dünyalarımızda varlığa, varlığın perde arkasına menfezler açar ve bizi inancın, itmi’nanın ferah-feza ikliminde gezdirir: “Allah, yeri enine-boyuna döşeyip (dengeleyen) onda oturakla şıp istikrara ulaşmış dağlar ve (çağlayan) ırmaklar meydana getiren.. ve yine değişik meyvelerden kendi aralarında çift çift yaratandır.. ve geceyi gündüze bürüyüp örten de O’dur. İşte bütün bunlarda düşünenler için ibretler vardır.” (Ra’d, 3).

Kur’an-ı Kerim’de yeryüzünün bu özelliklerini farklı üsluplarla ifade eden daha pek çok ayet göstermek mümkündür. Bu ayetlerin hemen hepsi, dünyanın insan hayatına elverişli hale gelmesi için, yeryüzünün sürekli bir değişim ve dönüşümden geçirildiğini göstermektedir ki, bu uzun değişim ve dönüşüm sürecinin her merhalesini, Kudreti Sonsuz, bazen birbirinden farklı bazen de birbirinin aynı canlı türleriyle şenlendirmiş; ilim, irade ve hayat sıfatlarının değişik tecelli boylarıyla denizleri, ırmakları birer hayat çağlayanı ve bilhassa toprak tabakasını da altıyla-üstüyle bir canlılar meşheri ve mahşeri haline getirmiştir.

Toprak hayat bakımından o kadar büyülü bir muhteva ve iç yapıya sahiptir ki; o, bu iç ve dış zenginlikleriyle her zaman yekpare bir canlı kabul edilebileceği gibi, onun bir kimyahane, bir fizik araştırma merkezi, bir canlı biyoloji laboratuarı olduğunu söylemek de mümkündür.. evet, toprak; hava-su ve ziyanın nokta-i iltisakı, bunların bize yararlı şekilde ulaştırılmasının regülatörü ve santralı, nihayet her şeyi bizim hesabımıza faydalı hale getiren ve istifademize sunan bir istihale fabrikasıdır. Bu itibarla da ona, her şeyin nokta-i mihrakiyesi, özü, hülasası ve hayatın da en önemli unsuru nazarıyla bakabiliriz. Yerkürenin temel unsurlarından sayılan gazlar, ateşler, ilk tekamül merhalesini topraklaşarak idrak etmiş ve ona inkılapla tabii miraçlarını tamamlamışlardır. Bu süreç sonunda, insana uzanan yol da yine toprakta başlamış, toprakta bitmiş ve toprak üstü bir hal alarak semavileşmiştir.

Toprak, hemen her zaman o rengarenk ovaları-obaları, üfül üfül bağları-bahçeleri, ürperten görünüşleriyle dağları tepeleri, gönüllere haşyet salan denizleri ırmaklarıyla hep yitirdiğimiz cennetleri hatırlatmış ve gönüllerimizin “daüssıla” tutkusuna karşı her zaman bizim için önemli bir teselli kaynağı olmuştur. Hep onun çehresinde kaybettiğimiz cenneti hatırlamış buruklaşmış ve onun büyüleyen güzelliklerinin çağrıştırdığı ahiretin bağ ve bahçelerini düşünmüş teselli olmuşuzdur.

Yeryüzünde toprak, Kudreti Sonsuz’un elinde mevcut seviyeye gelebilmesi için -dünyada herşey esbap eksenli olduğundan dolayı bu böyledir- milyonlarca yıl geçmiştir. Onun bitki örtüsüyle süslenmesi, canlılarla şenlenmesi, insanoğluyla duyulan, hissedilen, yaşanan ve bizimle her şeyi paylaşan bir varlık haline gelmesi de yine milyonlarca yıl almıştır.

Şimdi, tam cennetlerin parlaklığını aksettirecek ölçüde kıvama erdiği bir sırada, ondaki dengeleri alt-üst edip, halihazırdaki mevcudiyetleri milyonlarca seneye vabeste, onca ahengi ve ahenk unsurlarını yok edenler bilmem ki milyarlarca yıllık bir tecelli sürecinin hasıl ettiği netice ve semereleri tahrip ettiklerinin farkındalar mı? Keşke mesele sadece bazı türleri ortadan kaldırıp, bazı dengeleri tahrip etmekten ibaret olsaydı! Heyhat! Tahrip, tasavvurları aşkın bir hal aldı ve arz üzerindeki bazı önemli unsurların yok edilmesiyle, arkada kalan diğer canlı ve cansız elemanlar arasındaki dengeler de bozuldu., ve toprak ana bir kere daha kendi evlatlarının ihanetine uğradı.

Evet yeryüzünde, bir kısım canlı-cansız türlerin yok edilmesiyle genel dengenin bozulması, ister kasıtlı, ister ekonomik zaruretlerden dolayı, isterse cahillikten ötürü olsun, bu, üzerinde neş’et edip geliştiğimiz yerküreye ve toprak tabakasına apaçık bir ihanet ve kendi dünyamızı, kendi barınağımızı yaşanmaz hale getirmekten başka bir şey değildir. Er-geç şeriat-ı fıtriye bu ihanetimize karşılık verecek ve bu zulmümüzden dolayı bizi mutlaka cezalandıracaktır.. cezalandırıp bütün bütün bize arkasını dönecek ve bu küskünlükten de canlı-cansız herkes ve her şey nasibini alacaktır: Atmosfer zararlı gazlara yenik düşecek.. gökten rahmet yerine asit yağmurları yağacak.. yağmur yağsa bile toprakları önüne katıp denizlere sürükleyecek.. bitki örtüsü bütün bütün bahar beklentilerimizle beraber hazan yemiş gibi sağa-sola savrulacak.. ve her zaman bir anneden daha şefkatli olabilen yeryüzü, İsrafil suruyla ürpermiş gibi kendi öz yavrularını şuraya-buraya saçarak kendini cehennemi bir çölleşmeye salacaktır.

Yaratılış itibariyle her zaman, hava ile omuz omuza, su ile sarmaş-dolaş toprak; memuriyetinin gereği ovaları-obaları, bağları-bahçeleri, gümüşten ırmakları ve altın çayırlarıyla hep bir anne gibi üzerimize titremiş, hatalarımızı bir. baba mukavemetiyle göğüslemiş ve bir dönemde yitirdiğimiz cennet mülahazalarını gönüllerimizde sürekli diri tutabilmiş en sıcak, en vefalı, en candan öyle bir hayat kaynağıdır ki; onun o ciddi vefa tavrıyla emrimize amade bir vazifeli olduğunu göremeyenler, onda olduğunun üstünde bir kısım büyüler, sırlar vehmederek, tıpkı Ganj Havzası insanının, Ganj Nehri’ni takdis etmeleri, Amazon halkının, Amazon’u kutsal saymaları ve bir kısım Kanada yerlilerinin Niyegara’ya bazı ilahi vasıflar yakıştırma- ları gibi, ona da yaratıcı bir güç nazarıyla bakmışlardır.

Oysa ki, küre-i arz da, toprak tabakası da sırf ilahi tecellilerin bir aynası ve bizim onda temaşa ettiğimiz harikuladelikler de böyle bir aynada tecessüm eden ilahi varidlerdir. Bu önemli hususu Bediüzzaman’ ın yaklaşımıyla şöyle özetlemek mümkündür: “Yerküre alemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Tevazu ve mahviyet gibi insanı en yüce hedefe ulaştıran yolların remzi topraktır. Hafta toprak, en yüksek göklerden o gökleri Yaratan’a daha kestirme bir yoldur; zira toprak kainatta Cenab-ı Hakkın rububiyetinin tezahürüne, sonsuz kudretinin baş döndüren faaliyetlerine ve Hayy u Kayyum (hayatı veren ve onu devam ettiren) isimlerinin tecellilerine en uygun, en müsait bir zemindir. Cenab-ı Hakkın rahmet arşı su üzerinde olduğu gibi, hayat ve ihya (hayatı verme) arşı da toprak üstündedir... ve toprak her türlü ilahi tecelliye en parlak, en şeffaf bir aynadır.”

Evet, kesif (şeffaf olmayan) bir şeyin aynası ne kadar latif olursa, üstündeki suretleri o kadar açık gösterir. Nurani ve latif bir şeyin aynası da ne kadar kesif olursa o ölçüde ilahi isimlerin cilvelerini daha parlak aksettirir.. mesela; havada güneşin sadece zayıf bir ziyası görünür; su aynasında ise, daha parlak bir yansıma söz konusudur., toprağa gelince, onda ziya ile beraber, güneşin yedi rengi de temaşa edilir.

Toprak bu engin muhteva ve zenginliğine rağmen, hep tevazu ve mahviyetin remzi olmuş ve hep dudaklarını ayaklarımızda gezdire gelmiştir. Ruhunda toprağın bu mahviyet ve tevazuunu duyup da baş ve ayaklarını aynı noktada bir araya getirerek halka haline gelenlerin o, her zaman alınlarından öper ve onların ruhlarına Hakk’a yakınlığın sırlarını duyurur.. duyurur ve gönlünü gül bahçesine çevirmek isteyenlere “Toprak ol toprak ki gül bitiresin; zira topraktan başkasının gül bitirmesi söz konusu değildir” mazmununu fısıldar.

Yeni bir nefesin gelip ruhlarımızı saracağı; ağacın, insanın, toprağın, suyun, yerin, göğün akıp gönüllerimize dolacağı; dolup yeni bir “şeb-i arus” a ereceği günlerin yakın olduğu ümidiyle..

SIZINTI