Sızıntı Arşivi

Haziran 1996 · s. 197 · 7 dakikalık okuma

Hayvanlar Aleminde Koku

İbrahim Ak · Zooloji

Toprakta yaşayan bakteri ve solucanlardan mağara ve yeraltı sularında yaşayan ba1ıklara, taşların altında yaşayan kurbağalara ve en yüksek omurgalı sınıflarına kadar tüm canlılar bulundukları çevre ile haberleşmek durumundadır. Nerede olursa olsun canlıların yapısı daima bulunduğu çevreye uygun olarak çeşitli kimyevi maddeler ve bu maddeleri hissedecek hassas organlarla donatılmış, canlılarla çevre arasında mükemmel bir haberleşme sistemi kurulmuş- tur. Ayrıca, Yüce Yaratıcı’nın kendilerine bahşettiği işitme, görme ve hissetme gibi duyular sayesinde karşı karşıya bulundukları tehlikeleri sezerler.

Koku duyusu, havada veya suda bulunan kimyevi maddelerin, hususi duyu organları aracılığıyla hissedilip tanınmasıdır. Basit yapılı hayvanların çoğu, vücutlarının çeşitli yerlerindeki alıcılar aracılığıyla ortamdaki kimyevi maddeleri hissederler. Omurgasızların hiçbirisinde, omurgalılardaki burun organına karşılık gelen bir kimyevi alıcı yoktur. 0murgalılar, genellikle uçları burun boşluğu epitelinde bulunan ve kimyevi maddelere karşı duyarlı olan sinir uçları aracılığıyla koku alır. Birçok hayvanda koku duyusu, besinlerin yerinin tesbitinde veya zararlı canlılara karşı erken uyarı sistemi olarak da iş görür.

Bunlardan dikkati çeken ilk husus, tabiatta bulanık ve karanlık sularda yaşayan balıklardaki koku duyusudur. Bulanık dere ve nehir sularında ışık ve görme nisbeten azdır. Buna karşı moleküller suyun içinde çok uzaklara kadar gidebilir. Bu sebeple tek hücrelisinden en mükemmel omurgalısına kadar kimyevi madde hassasiyeti su hayvanlarında mühim rol oynar. Okyanusların karanlık diplerinde yaşayan canlılar, ortamdaki kimyevi maddelerin cinsini ve miktarını hissedecek organlarla donatılmıştır. Su hayvanları, suya bıraktıkları kimyevi maddeler sayesinde birbirlerinden haberdar olabilirler. Balıklar, aminoasitler ve safra steroidleri gibi suyun bileşimini değiştiren maddelerin farkına hemen varırlar. Bu maddelerin, litrede gramın milyarda biri kadar olmaları bile yeterlidir. Gökkuşağı alabalıklarında dişinin yumurtalık sıvısının litrede 0.1 mikrogramı bile erkekleri çekmeye yeter. Bazı balık türleri, derilerindeki mukus (sümüksü madde) ve idrarları sayesinde kendi yavrularını tanır, yavrular da ebeveynlerini bulabilirler.

Tabiatta keskin bir koku alma duyusuna sahip olmak en hayati zaruretlerden birisidir. Mesela tilki, avına 100m uzaktan pusu kurabilir; kurt, rüzgarları koklamak suretiyle 400 m uzaktaki yaralı bir hayvanın mevcudiyetini hissedebilir. Fakat diğer duyularda olduğu gibi koku almadaki hassasiyet derecesi de hayvandan hayvana değişir. Kuzey kutbunda yaşayan beyaz ayının koku alma hassasiyetinin keskinliği karşısında hayrete düşmemek mümkün değildir. Yiyecek aramaya çıkan bir beyaz ayı, bir buz kümesinin üzerine çıkarak kendine doğu esen rüzgarı koklamak suretiyle 16-19 km uzakta kendisini bir ziyafetin beklediğini haber alır.

Yağ ve ter bezleri, korunmaya yönelik veya feromon* özellikli çok çeşitli kokular salarlar. Keçilerin ve koyunların ayaklarındaki salgı bezlerinden çıkan kokular, sürüdeki fertlerin birbirini tanımasına yöneliktir. Yarasaların başlarının üst kısmından da pis kokular salgılanır. Misk keçisinin ve kedisinin erkekleri dişileriyle buluşabilmek için sinyal vermeye yarayan salgılar çıkarırlar.

Köpeğin koku alma duyusunun gücünü hayal bile edemeyiz. Bir köpek, insandan bir milyon kat daha iyi koku alır. Eğitilmiş köpekler, havaalanlarının, garların ve limanların kalabalığında, yolcu bavullarının içindeki uyuşturucu maddeleri koklayarak bulabilirler. Polis köpeğinin ise işi daha zordur. Bunlar yolları üstündeki milyonlarca koku arasından insan türünün değil, belli bir insanın kokusunu arayıp bulma gibi zor bir işi başarırlar.

Tabiatta koku alma yolunda kullanılan yegane organ burun değildir. Mesela omurgalıların aksine böceklerde koku alma duyusu başlarının üzerindeki iki antene yerleştirilmiştir. Karıncalarda ve arılarda muhtelif kolonilerin fertleri, kokuları sayesinde birbirini tanır. Dikkat edilirse, karıncalar yürürken, karınlarının ucuyla yola dokundukları görülür. Karıncalar, geçtikleri yollara formik asit kokusu bırakırlar. İlim adamları formik asit serpmek suretiyle suni karınca yolları meydana getirmiş ve karıncaların bu yolları kendi yolları gibi takip ettikleri müşahede edilmiştir.

Antenleri sayesinde koku alabilen canlılar, bir km ötedeki bir çiçeğin kokusunu, diğer kokularla karıştırmadan mükemmel bir şekilde duyarlar. Nokta gibi sinir düğümleri, ona hangi çiçeğin daha çok bal özü verdiğini ve hangi çiçek tozlarının toplanmaya hazır olduğunu hatasız olarak gösterir.

Her arı ailesinin kendisine has bir kokusu vardır. Dışarı çıkan her arı kendi kovanına girer. Diğer bir kovana girmek isteyen arıyı kapıdaki muhafız arılar kokusundan anlayarak içeri almazlar.

Erkek arıların güzel kokusu, dişi arıları kendilerine çekmektedir. Büyüklükleri üç cm kadar olabilen, genelde sıcak bölgeleri tercih eden ağaç arıları bal arılarından farklı olarak toplu bir halde yaşamayıp, aksine birbirleri arasında belli bir mesafe bırakırlar. Üreme mevsiminde, erkek arının arka kısmından çiçeğimsi güzel bir koku salınarak dişi arının cezbedildiği ve erkek arıyı bulduğu görülmüştür.

Daha başka omurgalılar geçtikleri yollara koku sürerler. Geyikler ormanlık araziden geçerken, arka ayaklarının alt kısmındaki bir salgı bezinden geyik ailesine has bir koku bırakır. Böylece türün bireyleri birbirlerini tanır. Kedigiller de idrar yaparak cisimlerin üzerine iz bırakır. Böylece kendi avlanma sınırlarını bıraktıkları idrarla çizerler. Diğer hayvanlar da sık sık böyle işaretleri koklayarak başkasının sınırında dikkatli gezerler.

Hayvanların yollarını koku ile bulmaları, kokunun tabiatta kullanılış sahalarından ancak bir tanesidir. Hayvanlar salgıladıkları kokular sayesinde eşlerini bulur veya onlara bir nevi Ben buradayım” dercesine mesaj bırakırlar. Bu hayvanlardan biri kunduzdur. Kunduz, çamurdan ufak tepecikler meydana getirir ve üzerine kendine has kokusundan birkaç damla serperek eşini davet eder. Keçiler boynuzlarının arkasındaki bezlerden bir koku ifraz ederler. Hayvanın eş bulma arzusunun uyandığı sonbaharda bu salgı, etkisini daha çok hissettirir. Bu mevsimde keçi, boynuzlarını çalılara vurarak çiftleşme isteğini eşine bildirir.

Yılanlarda üreme zamanında en mühim hadise kendi türünden bir eş bulmaktır, Burada aktif rolü erkek oynar ve bu maksatla en çok koku alma duyusunu kullanır. Yılanlarda bu koku genellikle deri tarafından salınır. Erkek yılan, dişinin bıraktığı izi takip etmek suretiyle bir eş bulabilir. Bazı yılanlarda daha kuvvetli bir koku, anüs bölgesinde bulunan bezler tarafından salınır. Bu hususu bilen bazı yılan yakalayıcıları, üreme mevsiminde dişi havanın bezlerini ayakkabılarına sürmek ve etrafta dolaşmak suretiyle yerde koku izi bırakıp erkek yılanları cezbederek yakalarlar.

Yerde sürünme esnasında çeşitli engebeler yüzünden fazla ileriyi göremeyen yılanın koku hissi çok iyi inkişaf ettirilmiş olup, havadaki en hafif kokuları dahi duyabilir. Bu işi yapan, yılanların ağız tavanında bir oyuk içinde bulunan jacobson organı’dır. Bunun için yılan çatal dilini dışarı çıkarır ve havadan koku moleküllerini alır. Daha sonra dilini tekrar ağız içine aldığında jacobson organına sokar ve böylece kokuyu hisseder.

Diğer bazı yılanlar da, bilhassa su yılanlarından Natrix cinsinde fena koku salan anüs bezlerini erkek yılanı cezbetmek için değil, müdafaa aracı olarak kullandıkları görülmüştür.

Hükümdar kelebeği ise, menekşe kokusuyla rekabet edercesine, eşinin sevgisini kazanmaya çalışır. Bu cinsin erkekleri, çift kanatlarının toplar damarlarında, siyah lekeleri andıran iki torbacığa sahiptir. Bunlar lavanta cepleri olup, dişi kelebeklere pek cazip gelen bir koku neşreden pullarla doludur.

Misk geyiklerinde (Moschus moschiferus); erkek misk geyiğinin karın derisinin altındaki salgı bezinden (testislerden) salgılanan misk, keskin kokulu bir sıvıdır. Elde edildiği hayvanın yaşına ve mevsime bağlı olarak özelliği değişen bu sıvı, parfüm yapımında kullanılan değerli bir hammaddedir, Testislerden üreme zamanında salgılanan ve ağırlığı 50 gr kadar olan misk, Hindistan’da ve diğer uzakdoğu ülkelerinde parfüm olarak kullanılmasının yanı sıra, afrodizyak ve kas gevşetici olarak da kullanılır (kurutulmuş yağ tanecikleri halinde). Suni aromatik bileşiklerin elde edilmesinden önce, bu madde Avrupa’da çok değerli parfümlerin ve sabunların ham- maddesi olarak kullanılmıştır.

Tabiatta koku, bir müdafaa silahı olarak da kullanılmaktadır. Kokarca ve akrabaları, bir tür koku bombasına sahiptir. Lakin kokarca, bu silahına ancak çaresiz kalınca başvurmaktadır. Bu hayvanlar adlarını, bütün sansargillerde bulunan anüsün iki yanındaki koku bezlerinin çıkardığı kokunun çok ağır ve itici olmasından alırlar. Makat kısımlarında, diğer canlılardan farklı olarak gelişmiş, özellikle üreme mevsimlerinde sarı renkli, fena kokan bir salgı çıkarırlar. Bu salgılarını bir gaz şeklinde 4 m uzaktan kendilerine yaklaşan düşmanlarının üzerlerine püskürtebilirler. Koku etkisini uzun süre devam ettirir. Salgılarının pis kokmasının yanı sıra, deride yara oluşturma ve hatta gözleri kör etme gibi özellikleri de vardır. Kabak böceğinde de durum aynıdır.

Bombardımancı pislik böceği de hamarat bir topçudur. Zor durumda kalınca, düşmanlarını, karnının ucundan püskürttüğü sıcak ve rahatsız edici gazlar ile karşılar. Bu püskürtme aslında kimyevi bir patlamadır. Hayvan, vücudunun alt tarafında birbirinden ayrı iki bölmede depolanan iki maddeyi (Hidrojen peroksit ve Hidrokinon) düşman saldırısına uğradığı anda “yakma odası” olarak adlandırılan özel bir bölmede birleştirir. Aynı anda yakma adasının duvarlarından salınan özel bir katalizör (peroksidaz) maddenin hızlandırıcı etkisiyle, karışım 100 °C’ lik korkunç bir kimyevi silaha dönüşür. Basınç ve gürültü ile fışkırtılan bu çok sıcak kimyevi madde ile haşlanan ve fena kokusuyla rahatsız edilen düşman paniğe kapılarak selameti kaçmakta bulur.

Araştırmacılar, Almanların II. Dünya savaşında kullandığı V-1 füzelerinin fırlatma sisteminin bombacı böceğin püskürtme mekanizmasına benzediğini belirtmektedirler.

Bazı kurbağaların da kendilerine mahsus kokuları vardır. Bazıları sarımsak gibi kokar. Toprak kurbağasını (Pelobates syriacus) buna misal verebiliriz. Buna sarımsak kurbağası da denilmektedir. Bazıları ise vanilya gibi zarif kokulara sahiptir.

Görüldüğü gibi, Allah (cc), hayvanlar aleminde koku duyusuna çok özel fonksiyonlar bahşetmiştir. Birçok hayvan türündeki koku alma duyusu, insanların asla ulaşamayacağı bir derecededir. Neticede “insanlar konuşa konuşa, hayvanlar da koklaşa koklaşa anlaşır” sözünün doğruluğu daha iyi anlaşılmaktadır.

*Avın veya karşı cinsin davranışlarını değiştiren hormon tabiatında salgı.

İbrahim AK