Sızıntı Arşivi

Ekim 1986 · s. 324 · 4 dakikalık okuma

Toprağa Doğru

Harun Avcı · Doç. Dr. · Tabiat

Harun Avcı

Toprak, arz ve kabuğunu teşkil eden kaya ve minareler (inorganik maddeler) ile organik maddelerden meydana gelmiştir.Topraktaki ana materyalin bitki dokuları ve kısmen de hayvan artıkları teşkil eder.İnorganik materyalini de kayalar teşkil eder.Organik materyallerin ayrışmasıyla oluşan humus mineral kısım ile karışmış vaziyette olup, müştereken toprağın katı kısmını meydana getirir. Toprağın hacmen yaklaşık yarısını katı maddeler, diğer yarısını boşluklar teşkil eder. Katı fazın da % 45’i inorganik maddelerden, % 5’i organik maddelerden müteşekkildir. Geriye kalan % 50 nisbetindeki boşluklarda su ve hava bulunur.

Bir toprak kitlesindeki farklı çaplara sahip münferit parçacıkların nisbetleri ve bu parçacıkların kümeleşme şekilleri toprağın canlılara dayelik yapma vazifesinde önemlidir. Topraktaki inorganik maddeler tane çapı büyüklüklerine göre kum, mil ve kil ismiyle 3 bölüme ayrılırlar.. Toprağın su hava ve ısı bilançosu bu farklı büyüklükteki mineral parçacıklarınca tanzim edilir. Toprağın kum taneleri arasında kalan nisbeten büyük boşluklar, toprağın havalanmasını, ısınmasını, suyun kolay süzülmesini, kolay işlenmesini ve bitki köklerinin rahatça derinlere inmesini sağlar. İnce mil ve kil taneleri arasında kalan küçük boşluklar da suyun tutulmasına hizmet eder. Toprakda kafi derecede rutubet bulunmadığı zaman bitkiler gıdalanamazlar. Buna mukabil toprak fazla su ihtiva ettiğinden veya yeterli oksijen bulunmadığı hallerde ise solunum hadisesi durarak tohumların çimlenmesi ve büyümesi azalır. Toprakdaki su ve havanın nisbeti belirli bir miktarda olmadığı zamanda toprakdaki mikrobiyolojik faaliyetler aksar. Mesela nitrifikasyon hadisesi cereyan etmez ve organik maddeden nitrat teşekkülü azalır.

Toprak sadece iri kum tanelerinden teşkil edilmiş olsaydı o zaman da toprağa gelen su hemen derinlere süzülecek ve bitkiler susuzlukdan solarak ölme tehlikesiyle karşılaşacaklardı. Aksine sadece ince kil ihtiva etseydi bu sefer yağışlar veya sulamadan sonra süzülme çok az olacak, toprak içindeki boşluklar uzun süre su ile dolu bulunacak ve kökler yeterli oksijen alamayıp çürüyecekdi.

Toprak kuruyunca beton gibi sertleşeceğinden yeterli oksijen olsa bile bitki kökleri gelişme imkanı bulamayacakdı. Toprak bünyesi analizinin neticeleri, farklı büyüklükteki toprak parçacıklarının değişik nisbetlerde belirli bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bu organizasyon bitkilerin ve toprak mikroorganizmalarının hayatını tehdit eden susuzluk ve aşırı su tehlikelerini önleyip toprakda su—hava dengesinin sağlanmasına hizmet eder.

Ziraata müsait toprağı meydana getiren taneciklerin biraraya gelerek teşkil ettikleri organizasyon (kümeleşme) şu şekillerde olabilir. Mesela prizmavart, blokvari, levhamsı veya granüler... Kümeleşme şekli toprağın en önemli fiziki hususiyetlerinden olup toprağın rutubet ve havalanma durumları üzerine önemli seviyede tesir eder. Yani toprak verimliliğinin anahtarı gibi bir şeydir. Bazı toprakların kimyevi analiz neticeleri besin maddeleri cihetiyle bol mahsul vermeye elverişli olduğunu göstermesine rağmen kümeleşme durumunun iyi olmaması yüzünden az mahsul verdiğini göstermektedir. Bitki kökleri, organik gübreler, katyonlar, toprak mikroorganizmaları, solucanları iyi bir kümeleşmenin meydana gelmesine yardımcı olurlar. Mesela mikroorganizmalar bir tarafdan toprak parçacıklarını miselleri ile bağlarken diğer tarafdan ifraz ettikleri sakız balmumu kıvamındaki maddeler ve suda erimeyen bileşiklerle kümeleşmeyi arttırırlar. Ca++ , Mg++ ve H+ iyonları kil ve humus kolloidlerini yumaklar halinde pıhtılaştırıp kısa zamanda çökmelerini temin ederler. Kökler toprağa nüfuz edip onu parçalarken kök ifrazat, yapıştırıcı bir madde rolünü oynar. Organik gübreler toprağın geçirgenliğini ve boşluklarını artırırken, organik maddenin ayrışmasıyla hasıl olan polisakkarit sakızlar, yağlardan bazıları, mumlar ve reçineler toprak parçacıklarını birbirine bağlarlar. Böylece hem bitkilerin gelişmesine uygun gevşek bir yapı meydana gelir. Hem de toprağın su - hava muvazenesi korunmuş olur.

Pekçok araştırıcı, kil minerallerinin otomatik yapıları üzerinde teferruatlı bir şekilde çalışmışlardır. Elektron mikroskobu müşahadeleri kil minerallerinin üst üste dizilmiş levhalardan meydana geldiğini göstermiştir. Bu levhalar iki tip olup birisi aliminyum diğeri silisyum levhasıdır. Alüminyum katyonunun etrafını 6 negatif iyonun (CH- ve 0) çevirmesiyle oktahederler, silisyum atomunun etrafını eşit uzaklıkta 4 oksijen çevirmesiyle de tetrahederler teşekkül eder. Oktahederlerin yanyana sıralanmasıyla aliminyum levhası, tetrahederlerin dizilmesiyle de silisyum levhası meydana gelir. Bu iki levhanın çeşitli kombinasyonları farklı hususiyette kil minerallerinin teşekkülüne sebeb olurlar. Kaolonit, montmorillonit, illit bunlardan birkaçıdır. Bir gram ağırlığındaki toprak parçacıklarının sahip olduğu satha hususi satıh denir. Kolloidal parçacıklarının hususi sathı arttıkça bitkilere faydalı besin maddelerinin miktarı da artar. Kil minerallerinin levhamsı bir yapı ile geniş bir satha sahip olması bazı elementlerin su ile yıkanmasını önleyip toprakta tutulmasını sağlar. Hususi sathı çok geniş olan (800 - 1000 m2jgr) organik madde; toprağın fiziki hususiyetlerini düzeltmesi ve besin kaynağı olması yanında mevcut besin maddelerinin toprakda tutulup bitkilerin istifadelerine hazır bulundurmada ehemmiyetli bir rol oynar.

Başlıca bitki besin maddelerinden olan potasyum, kalsiyum, mağnezyum, amonyum ve sodyum gibi katyonlar ile fosfat, molibdat, nitrat, silikat ve sülfat anyonları kil minerallerinin ve organik kolloidlerin geniş satıhlarında bitki kökleri tarafından alınabilecek bir şekilde muhafaza edilirler.

Toprağın bu elementleri tutma hassası olmasaydı minerallerin ayrışmasıyla meydana gelen veya gübrelerce verilen bitki besin maddeleri bir an için toprakda fazla miktarda bulunabilecek, fakat sulamayla veya yağışlarla birden bire yıkanıp kaybolacaklardı. Yaradan, toprak killerine ve toprak organik maddelerine öyle bir hususiyet vermiştir ki, bunlar besin maddelerini cezbederek satıhlarında tutarlar.

Besin maddeleri bu yüzden fazla suyla da toprak parçacıklarının sathından sökülüp götürülemez. Acaba insanoğlu toprak vasıtasıyla kendisine gönderilen bunca nimetlerin şükrünü hakkıyla eda edebiliyor mu?