Temmuz 1981 · s. 5 · 4 dakikalık okuma
Toplardamar Dolaşımı

Kalpten atardamarlar vasıtasıyla dokulara kadar gelen kan, burada oksijen ve besin maddelerini bırakır. Karbondioksit ve diğer metabolizma artığı mahsulleri dokulardan alıp kalbe kadar getiren sistem ise toplardamar sistemidir. Bu sisteme, bir diğer deyişle, venöz dolaşım sistemi de denir.
Toplardamarların çeperleri atardamarlara nisbeten çok daha incedir. Bu hal toplardamarların çapı artıkça daha da belirgin hale gelmektedir. Bunun böyle olmasının bir hikmeti olmalıdır. Gerçekten ayakta duran bir şahıs incelendiğinde, ayağa en yakın bölgede hidrostatik basıncın en yüksek olduğu ve dolayısı ile bu bölgedeki (ven)lerin çeperlerinin de kalın olması gerektiği sonucuna varılır. Ayrıca ekstremiteler (kol ve bacaklardın adale tabakası içerisinde bulunan toplardamarlarda kasılma pasif olarak daha çok adale faaliyeti esnasındaki masaj (sıvazlama) hareketlerine bağlıdır, buradaki adale tabakası da deri altındaki sathi venlere nazaran çok incedir. Bu yüzden sathî venlerde kasılma gücü yüksektir. Herhangi bîr (uyarıcıyla) derhal genişleyip, daralabilirler.
Bacakta bulunan venalarda basınç, aşağı kısımlarda fazla olmak üzere, yüksek olmakla beraber, kalbe gelindiğinde sıfıra ve hatta sıfırın altına (negatif) inmektedir. Bu hâl kalbin gücüne bağlıdır. Güçlü ve sağlam bir kalb ayakların en uç noktasındaki kanı dahi yukarıya çekebilecek bir emme sistemi ile donatılmıştır. Ayrıca venöz dolaşım içinde bulunan kan akımı yer çekimine ters yönde hareket halinde bulunduğundan kalbin emme fonksiyonuna ilâveten toplardamar sistemi içinde de özel sistemleri gerektirmektedir. Atardamar sistemine konulmayan böyle bir sistemin venöz sisteme konması işini ayarlayan kimdir?
Venöz sistemde kanın geri kaçmasını önleyen ve açıklığı yukarı bakan kapaklar vardır. Bu kapakçıklar sadece tek yönde açılmaktadırlar ve bu yön de kanın kalbe doğru akışını sağlayacak şekilde yaratılmıştır. Derin venlerde, sathî olanlara nazaran daha fazla sayıda kapakçık vardır. Bir ven kapakçığı vazife görür halde iken 3 atmosferlik basınca karşı koyabilir. Bu yüzden venöz dolaşımdaki görevleri çok önemlidir. Venlerin hastalandığı durumlarda bu kapakçıklar çalışamaz hale gelebilir, kalbe dönen kan akımı azalır ve insan hayatını tehdit eden hastalıklara yol açabilir. İnsanların büyük bir çoğunluğunda bu hastalıklar görülmediğine göre, bu sistemlerin hassas bir ölçü ile yapıldığı açıktır.
Toplardamar sistemine tesir eden faktörler vardır. Kılcal damarlar ile kalbin sağ kulakçığı arasındaki basınç farkı bunlardan birisidir. Bir başka faktör solunum hareketleridir. Şöyle ki: Nefes alma ile dış tazyike karşı göğüs çeperi genişler ve göğüs içi basıncı düşer, nefes verildiğinde ise bu durumun tersi olur; bu durumda ise kalbe yakın toplardamar sisteminde emme-basma tulumba mekanizmasına benzer bir çalışma ortaya çıkar ve venöz kan akımı artar. Diğer bir faktör sözü edilen kapakçıklardır. Ayrıca vücutta bulunan kan hacmi de tesirli bir faktör olarak görülmektedir, kan hacmi arttıkça venöz dönüş de artar. Venomotor faaliyet denen hâl (kasların sinirsel uyanlarla kasılıp gevşemesi denen durum) venöz dolaşıma tesirli olmaktadır. Bundan başka venöz dolaşıma tesir eden bir diğer faktör de adale faaliyetidir. Görüldüğü üzere bir sistemin çatışması sadece bir faktörün tesir ve emrine verilmemiş; en az altı-yedi sisteme bu vazifeyi yerine getirmelerinde görev verilmiştir.
Toplardamarların anlaşılabilen vazifelerine gelince; en çok bilinen vazifelerinden birisi kan naklinin sağlanmasıdır. Büyük toplardamarlar umumiyetle atardamarlar ve sinirler ile paralel seyrederler ve yine ekstrem itelerin fleksiyon(kıvrılma)yüzlerinde bulunup seyretmelerine (ki bu şekilde dıştan gelecek darbelere daha az maruz kalırlar ve kan zayiatına sebebiyet verilmez) mukabil, orta ve küçük çaptaki venaların kan toplama vazifelerine binâen ekstrem itelerin herhangi bir kısmında ve o bölgeye kanı getiren atardamarların sayısının 2-3 katı sayıda ve bazen yaygın ağ yapmış bir tarzda bulunmalarda mühimdir. Venaların kan nakil vazifelerinde çok mühim rol alan bir mekanizma da yukarda zikredilen adaleven pompalarıdır. Bu hal hususiyle ekstrem itelerdeki derin venlerde (baldır velileri) çok barizdir. Bu bölgede derin ve sathî venler ile bunların arasını birleştiren venlerle mücehhezdir. Bunları çepeçevre saran sert, sıkı bir bağ dokusu tabakası vardır. Bu vaziyette adaleler kasıldığı zaman bağ dokusu tabakası ve adale içi basıncı 250 mm Hg’ye kadar çıkar ve ven içindeki kan süratle ve güçlü bir tarzda yukarıya pompalanır. Bu şekilde bacak adale-ven pompası baldır kaslarından kanın % 50’sini yukarıya doğru sevk ederek ikinci bir kalb gibi çalışarak dolaşım sistemine enerji kazandırır. Ayrıca bu sayede doku sıvısı ayarlanır.
Venaların kanı depo etme vazifeleri de vardır. Vücudun toplam kan hacminin takriben % 50’ i düşük basınçlı sistemler denen venler, sağ kalb, akciğer damarları ve sol kulakçıkta toplanmıştır. Bu kanın 1/3’e yakın kısmı derin venalar içinde, 2/3’ü ise diğer sistemlerde bulunurlar. Büyük venlerin duvarları ince ve basıncı düşük olduğu için kan hacminde çok büyük değişmelere rağmen vena içi basıncında çok az değişme meydana gelir. Bu sayede kan kayıplarında veya kana ihtiyacın arttığı hallerde damar içi stok kan kullanılır. Bütün bunlar olmasa bile venaların vücuttaki geometrik dağılımı sayesinde yine kalbe gelen kanın sabit miktar ve basınçlarda kalması teminat altına alınmıştır.
Venaların bir diğer vazifesi de vücut sıcaklığının ayarlanmasıyla alâkalı bulunmaktadır. Sıcak havada sathî venalardan ısı kaybı artmakta, tersine soğuk havada ise mezkûr haricî damarlar büzülerek vücuttan ısı kaybedilmesinin önüne geçilir ve işte bu mekanizmalar sayesinde insanların hem kutuplarda ve hem de ekvatorda yaşamaları mümkün olabilmiştir.
İnsan vücudunun neresini incelersek inceleyelim, her birisinin mükemmel bir ölçü ile ele alındığını ve en ince teferruatın dahi ihmal edilmediğini görmekteyiz. Venöz dolaşım sistemi de bu mükemmelliklerden bir tanesidir. Bildiklerimize ilâveten, bu sistemde, bilmediklerimizin sayısı bir hayli çoktur. Tıp ilmi ilerledikçe bilinenler artacaktır. Bize düşen vazife ise, bunca nimetlerle bizi donatan Yaratıcıya el açıp şükretmek olacaktır.