Sızıntı Arşivi

Mayıs 1985 · s. 23 · 4 dakikalık okuma

Tohumlarda Proğram

Harun Avcı · Ziraat Yük.Müh. · Botanik

Bir kısım mühim hedef ve yüksek gayelerin tahakkuk ettirilmesi, esaslı bir bilgi, sağlam bir plân, mahirane bir fizibilite ve aralıksız murakabe ve kontrole bağlıdır. Ya tohumların sırlı dünyasından rüşeymlere, onlardan da yaprak ve çiçeklerin bağrında gerim gerim gelişen meyvelere kadar upuzun bir serencamenin hesapsız, plânsız ve murakabesiz cereyan etmesine imkân var mı?...

Bir tohum bölünme ve çoğalma kabiliyetindeki rüşeym (embriyo) ve hayati hâdiselerin cereyanı için lüzumlu enerjiyi sağlayacak olan besi dokularından müteşekkildir. Rüşeym, teşekkül ettiği ana bitkinin karekterlerini taşır ve bu sayede gelişecek olan yeni bitki ana bitkinin hususiyetlerine sahip olur. Tohumlar soğuk ve sıcak gibi dış şartlara ve mekanik tesirlere karşı mukavemet gösterecek yapıdadırlar. Bitkilerdeki su nisbeti %90 olmasına mukabil tohumlardaki su miktarı asgari hadde (% 15) inmiş, hayati faaliyetleri de hissedilmiyecek kadar azalmıştır. Bu sebeple ambarlarımıza ve mutfaklarımıza kadar giren tohumlarda hayatiyetin mevcut olduğunu çoğu zaman düşünmeyiz bile. Eğer tohum uygun dış şartlara kavuşamazsa bu gizli hayat bitki cinsine göre 150 - 200 sene devam edebilir. Hatta Mısır'ın eski firavunlar devrinde ehramlarda saklanan buğdayların 3000 sene sonra çimlendiği müşahede edilmiştir.

Su başta olmak üzere, ısı, ışık gibi çevre şartları müsait vaziyete gelince tohumun sönük ve gizli bir vaziyette bulunan hayatiyeti derhal hızlanmaya başlar. Bu esnada tohum önce içinde bulunduğu vasattan su alarak şişer. Neticede tohumun besi dokularında depo edilmiş büyük moleküllü karbonhidrat, protein, yağ ve yağ benzeri organik maddeler hususi enzimlerle daha küçük yapılı moleküllere ayrılırlar. Böylece ilk halleriyle suda erimeyecek bir yapıda bulunan besin maddeleri suda eriyip embriyo hücreleri tarafından alınabilecek şekle gelirler.

Meselâ nişasta hidrolaz ve maltaz enzimlerinin tesiriyle su alarak monosakkaritlere ayrılır. Monosakkaritler suda eriyen maddeler olduğundan embriyo hücrelerinin içine alınabilirler. Burada monosakkaritlerin bir kısmı yanarak rüşeymin enerji ihtiyacını karşılarlar, geri kalan kısmı da yeni hücrelerin zarını teşkil edecek olan selülozun teşekkülünde kullanılır. Tohumdaki yağlar da lipaz enzimi tesiriyle yapılarına su alarak yağ asitleri ve gliserine ayrılırlar. Suda eriyen bir madde olan gliserin hücreye dahil olarak ihtiyaca göre kullanılır. Tohumda bulunan azotlu bileşikler ise protein ve protein olmayan bileşiklere, proteinler de önce polipeptitlere sonra peptitlere daha sonra da aminoasitlere ayrılırlar. Meydana gelen aminoasitler yeni bünyenin teşekkülünde yer alırlar. İşte tohumda depo edilen besinlerin ayrışmasıyla ortaya çıkan bu maddeler embriyonun gelişip kökçük ve ilk yaprakların oluşmasında kullanılacak olan yegane besinlerdir. Bu besinler gelişme safhasında embriyoyu besleyebilecek miktar ve mahiyettedirler. Yeryüzündeki bütün bitki tohumları için geçerli olan bu hakikat, bitkinin en son mahsulü olan tohumda onun hayat programını derceden Yüce Yaratıcı'nın aynı zamanda onların umumunun gıdasını da önceden ayrı ayrı tayin ettiğini göstermiyor mu?

Tohumların besi dokularında depo edilen maddeler parçalanıp tükenirken kök ve yapraklar da belirgin hale geçerler. Bu organlar büyüdükçe sert tohum kabuğu şişip ucundan çatlar. Böylece bu organlara dışarı doğru uzanma imkânı bahşedilmiş olur. Tohumdan dışarı çıkan ilk organ kökçüktür. Kökçük hızla gelişerek toprağın derinliklerine doğru uzanır. Ancak kökün bir hayli gelişmesinden sonra gövde ve yaprakçıklar da toprak üstüne çıkar. Yapraklar toprak üstüne çıkmadan önce klorofile sahip değildirler. Fakat bitki hücresinde teşekkül eden etiolin maddesi ışığı görür görmez bitkiye yeşil rengini veren klorofile dönüşür. Bu safha bitki için yeni bir devrenin başladığı andır. Yedek besin bitmiş, farklı bir vasata girilmiş, dolayısıyle beslenme şekli de değişmiştir. Bundan sonra bitkinin hayatiyetinin devamı i-çin lüzumlu enerji, klorofilde güneş enerjisi kullanılarak su ve CO2 in birleştirilmesiyle meydana gelen şekerlerin yanmasıyla sağlanır. Diğer lüzumlu elementler ise kökler vasıtasıyla topraktan alınırlar. Enerji sağlanmasında kullanılmayan organik maddelerin artmasıyla da hücrelerin hacimlerinde genişleme olur. Hacimce genişleyen hücreler mütemadiyen bölünüp çoğalırken, bitkinin farklı organlarını meydana getirecek olan yeni hücreler genetik karekterlere göre farklılaşırlar. Bu hâdiselerin tekrarlanıp durması ile önce kök, gövde ve yapraklar, sonra çiçekler, daha sonra da meyve ve tohumlar hasıl olur.

Bitkiler bu hayat safhalarını tamamlarken canlıların hayatiyetinin devamı için son derece ehemmiyetli iki vazifeyi yerine getirirler. Bunlardan birisi, havadaki CO2'in alınıp yerine oksijenin verilmesi suretiyle bu gazların nisbetlerinin sabit tutulmasıdır. Diğeri ise canlıların gıdalarının esasını teşkil eden organik maddelerin sentezlenmesidir. Bu yolla yeryüzünde her yıl serbest hale geçen oksijen miktarı 500 milyar ton, hazırlanan organik madde ise 550 milyar tondur. Bitkilerde sentezlenip depo edilen ve insanların beslenmesinde büyük bir yeri olan organik maddelere misal olarak şeker kamışı ve pancarın yapısındaki şeker, üzümdeki glikoz, meyvelerdeki fruktoz, buğday, mısır, pirinç, fasulye ve patatesteki nişasta, ceviz, fındık, susam, zeytin ve ayçiçeğindeki yağ, fasulye, bakla, bezelye ve buğdaydaki protein ile bütün sebze ve meyvelerdeki vitaminler sayılabilir. Bitkilerin iskeletini meydana getiren selülozda mühim bir fotosentez mahsulüdür. Her yıl insanların ve hayvanların imdadına koşturulan bu maddelerin basit unsurlardan hızlı ve masrafsız bir şekilde fakat çeşit çeşit ve bol miktarda yapılıp takdim edilmesi bu hâdiselerin arkasında hikmetli bir elin işlediğini hissettirmiyor mu?

Y. Ziraat Müh. Harun Avcı