Mayıs 1985 · s. 26 · 3 dakikalık okuma
Gözlerde Görebildiklerimiz

"Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmişdir. Bunların gözleri ise mânâya karşı kördür.
Hayatımızda çok mühim bir yeri olan ve cisimleri görüp tanımamıza yardım eden gözlerimiz acaba tek hücreden nasıl farklılaştı ve nasıl birçok vazifeyi yapar hale geldiler?
İnsan embriyolojisi ile alâkalı olarak hepimizin az çok bildikleri vardır. Fakat hayat öyle bir sırdır ki, tekrar tekrar incelendiği ve üzerinde düşünüldüğü halde, hâlâ gizliliğini korumakta ve insanoğlunun en çok alâkasını çeken mevzu olmaya devam etmektedir. Nasıl olmasın ki; mikroskobik bir hücre, bölünüp-çoğalarak, şekilden şekile girerek, bir süre sonra işiten kulaklara, gören gözlere, tadan dile, koku alan buruna sahip bir insana dönüştürülmektedir. İnsan derken, sadece 70 trilyon hücreden meydana gelen bir kitleyi değil, eşya ve hadiseler arasında münasebet kurup neticeler çıkarabilen, düşünen bir beyine sahip, akıl, şuur, his ve vicdanıyla dünyanın kutlu misafirini düşünmek gerekir.
Fakat biz burada onun bütün hususiyetlerini bir tarafa bırakarak, sadece gözün nasıl meydana geldiğine parmak basmak istiyoruz.
Döllenmeden sonraki, 3. haftada cenin henüz bir pirinç tanesinin yarısından bile daha küçüktür. Bu sırada, dıştan içe doğru ektoderm, mezoderm ve endoderm denen 3 hücre tabakasından oluşmuş küçücük bir kese şeklindedir. İleride organIar, kasIar, kemikler, deri ve sinirler.. hep bu hücrelerden farklılaşarak teşekkül edecektir. Bu haftada göz yeni teşekkül etmeye başlamıştır.
Evvela, endoderm (en iç tabaka) hücreleri ceninin ön tarafında simetrik olarak kıvrılır ve optik kese olarak isimlendirilen iki cep meydana getirir. Bu cepler ektoderme (en dış tabaka) temas edinceye kadar büyümeye devam eder. (Resim 1) Temas yerinde ektoderm içe doğru bir çöküntü yapar. Tavuk embriyolarında yapılan tecrübeler bu tesirleşmenin kimyevi madde geçişi ile olduğunu göstermiş, fakat işin mekanizması açıklanamamıştır. Bu gelişmeler sırasında, farklılaşmaların veri ve zamanı o kadar ince hesaplanmıştır ki, burada yaratıcı bir Hikmet Eli'ni düşünmemek mümkün değildir.

4 ve 5. haftalarda bu kese şeklindeki yapılar ektoderme en yakın yerde genişleyip kendi üzerine çökerek bir oyuk halini alır. (Resim 2-3) Üstüste kıvrılarak oyuğun tabanını oluşturan iki tabaka şeklindeki hücreler daha sonra retina'nın his ve pigment tabakalarını meydana getirecektir.

Sekizinci haftanın ortalarında oyuğun tabanındaki hücrelerin bir kısmı uzunlamasına büyüyerek beyinle bağlantıyı temin eder. Aynı zamanda göz merceğini meydana getirecek olan ektoderm çöküntüsü de oyuğun içine doğru giderek büyür, ektodermden kopar, kapanır ve serbest hale geçer. (Resim 2-3-4)

Dokuz ve onuncu haftalarda ise optik oyuğun uçlarının bulunduğu kısımda, gözün renkli kısmını yapan ve ortasında mercek bulunan iris teşekkül eder.
Retinada ise göz küresinin arka kısmı üzerinde ışığı alan rod (çubuk) ve koni denen iki tip hücre farklılaşır. Sinir fibrilleri retinadan beyine doğru ilerlerken "optik sap "in merkezinden geçen ve gözü besleyen kan damarları teşekkül eder. Bu esnada göz sıvısı da meydana gelir. (Resim 4-5-6)

Çevredeki mezoderm (orta tabaka) dokusundan da göz hareketlerini ayarlayan kaslar teşekkül eder. Daha sonra göz ve irisin üzerinde saydam hücreli bir tabaka olan Kornea gelişir. Sonunda da, öndeki deri kıvrımlarından göz kapakları meydana gelir. Yani 10. haftaya gelindiğinde gözün yaratılışı tamamlanmıştır. Nihayet optik sinir lifleri bir noktada toplanıp çaprazlaşarak hem üç buutlu görmeye hem de görme hadisesine iki gözün de katılmasına vesile olur.
Gözlerde görebildiğimiz diğer bir teşekkül de gözyaşlarıdır. Göz ile gözkapakları arasında ince bir tabaka halinde bulunan bu sıvı, gözün üst dış kısmında yerleşen gözyaşı bezleri tarafından salgılanır. Gözyaşları diğer batı canlılarda da salgılanmaktaysa da hissi faktörlerden ötürü ağlayan tek canlı insandır. Gözyaşı, göz küresinin ön sathının kurumasını, mikrop kapmasını
engeller ve bu kısma girecek yabancı cisimlerin kayarak gözün kenarına taşınmasını sağlar. Yapısında lizaziun denen bir enzim ise bakteri öldürücüdür. Vücudumuzun muhtelif kısımlarında birçok vazifeyi icra eden bu çeşit sıvıların bulunması düşündürücü değil midir?
Gözlerde, gözbebeklerini büyütüp küçülten, gözün hareketlerini sağlıyan birçok kas da bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı gözün refleks hareketlerini sağlar. Meselâ kirpiklere dokunmak veya yabancı bir cismin temasıyla gözlerin kapanması bu kaslar vasıtasıyladır.
Bunlar ve daha birçok hususiyetleri ile gözler organlarımız arasında müstesna bir yere sahiptir. Gözleri, ışığı kırıp elektriki impulslara dönüştürdüğü için kameraya benzetsek bile bu gözün hârika yapısını küçümsemek mânasına gelebilir. Çünkü bir kamera, ne gözler gibi milyonlarca bağlantıya sahiptir ne de onlar kadar küçük ve karmaşıktır.
Bütün bu karmakarışık hâdiseleri, hem de binlercesini milyarlarca fertte, hiçbir karışıklığa sebebiyet vermeden ayarlayan Kudret'i görmeyip de olup biten şeyleri "tesadüf veya kendi kendine oluştu" gibi manasız şeylerle izaha kalkışmak basiretli insanların işi olmasa gerektir.
Science Digest'ten
Selim Ekinci