Nisan 1989 · s. 11 · 2 dakikalık okuma
Tohumlar Konuşuyor

Halid Aslantürk
Tohumlar veya çekirdekler o küçücük bünyelerinde sakladıkları sırlarla insanoğlunu hep düşündürmüştür. Yaratılış gayesi, mensup olduğu bitki neslinin devamını sağlamak olan tohumlar, bu hedefe çok çeşitli şekillerde ulaştırılır. Meselâ Orkide tohumları çok hafif olduklarından toz gibi uçar. Kara hindiba çiçeği tohumlarının paraşütleri vardır. Akça ağaç tohumlarının kelebekler gibi çırpıştırdıkları kanatları bulunur.
Bazı bitkilerde açılıp kapanan tohum zarfları mevcuttur. Tohumlar buralardan mancınıkla atılır gibi dışarıya gönderilir. Amerika'da yetişen bir çeşit çalının kaygan tohumlan önce sıkıştırılır, daha sonra meyvenin içinden füze gibi dışarıya fırlatılır. Acıbüken bitkisi ise hidrolik sistem kullanır; Büyüdükçe dış gövdesi içeriye doğru kalınlaştığından, meyvenin içindeki akıcı kısım, basıncı artarak aşağıya toplanır. Tohumlar olgunlaştıktan sonra, biriken basınç sayesinde, şişeden mantarın fırlaması gibi dışarıya fırlatılır ve plânlanmış olan vazifesini yerine getirmek üzere toprağa düşer. Bu o kadar hassas bir mekanizmayla yapılır ki, düşünen birisinin bu işleri tesadüflere havale etmesi mümkün değildir.
Bazı çöl bitkilerinin tohumları "kâfi miktarda" yağmur yağmadan çimlenemezler. Bunlar aynı zamanda suyun hangi yönden geldiğini ve ne nitelikte olduğunu da teşhis edebilirler. Aşağı kısımlardan yukarıya doğru ne kadar ıslatırsanız ıslatın, onları yanıltarak çimlenmelerini temin edemezsiniz. Çünkü sadece yukarıdan aşağıya doğru gelen yağmur suyu ile harekete geçecek şekilde programlanmışlardır. Bu çöl bitkilerinin suyun yönü hususunda bu kadar hassas olmalarının çok büyük bir hikmeti vardır. Zira toprakta bulunan çeşitli mineral tuzlan, aşağıdan gelen su moleküllerini bağlar ve tohumun çimlenmesine engel olurlar. Eğer bu bitkiler ufacık bir duşa aldanıp büyümeye başlasalardı; toprakta ileride ortaya çıkacak kuraklığa mukavemet edebilecek derecede nem olmadığından muhtemelen öleceklerdi. Bütün bu ince nakışlar halindeki işlenmiş program, dünyaya gelecek yeni bitkiye ait bütün fizyolojik ve ekolojik mekanizmaların bir fihristesi olup, sonsuz bir ilim ve hikmetle tohumun içine dercedilmiştir.
Görüldüğü gibi bitkilerin hayatiyetlerini devam ettirmeleri, kendi başlarına altından kalkabilecekleri basit ve tesadüflere bırakılabilecek bir hadise olmayıp çok hassas hesaplarla ayarlanmaktadır.
Dünyanın yaşayan en büyük canlıları Sekoya ağaçlarıdır. Evet; boyu yüz metreyi, çapı oniki metreyi aşabilen Sekoya ağaçlarından bir tanesiyle 50 tane altı odalı ev inşa edilebilir. 50 cm. kalınlığındaki dış kabuğu, böceklerin sevmediği Mazı tozu ile kokulandırıldığından, istilâya uğramaz. Süngerimsi ve lifli yapısı sayesinde ise asbestliymiş gibi yangından korunur. 3.000 yıl yaşayabilen bu dev ağacın tohumunun büyüklüğü ne kadardır dersiniz? Sadece bir toplu iğne başı kadar.
Evet, tohumlar konuşuyor. Kendilerine has lisanlarıyla, her şeyi hikmetle yaratan Zât'ı anlatıyorlar. İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor: Meyveler, sebzeler, çiçekler, kısaca bütün bitkiler âlemi her yeni doğuşta çekirdeğini de beraberinde getiriyor; niçin? Bunu onlara kim tâlim ettiriyor? Tabiat bahçesinde herşey niçin insanın yaşaması için ayarlanıp programlanmıştır? Bir diğer deyişle, meyve niçin çekirdek taşımak zorunda veya çekirdekler meyve için mi?... Bütün bu oluş ve hedef birliği natüralistlere hiçbir şey anlatmıyor mu?.